EKONOMİK GÖRÜNÜM

EKONOMİK GÖRÜNÜM
11.11.2021
A+
A-

Dolar kuru, Büyüme rakamları, Ücretler, İşsizlik, Fiyat artışları, Maaşlar ve Piyasa üzerine Genel bakış

Türkiye çoğu zaman hesaba kitaba gelmeyen bir ülkedir.

Nedendir bilinmez bizim için pek geçerli olmayan kavramların başında istikrar gelir.

Ne iç gelişmeler ne de dış olaylarda bir türlü durağan olmayı beceremeyiz.

Dış olaylarda, yaşamakta olduğumuz coğrafyanın jeopolitiğinin bunda etkisinin belirleyici olduğu kabul edilmekle birlikte dahili gelişmelerin tamamen buna bağlanması mümkün değildir.

Şimdilik nedenleri bir tarafa bırakarak bu günün Türkiyesinin genel tablosuna bakmaya çalışalım.

—Öncelikle biz güzel olanlara bir göz atalım.

Millet olarak yakından takip etmeyi alışkanlık haline getirdiğimiz ihracatta rekor artışlar söz konusudur.

Ekim ayı itibariyle ihracatımız bir önceki yıla göre %34 artmış olması dışında dış ticaret açığımız da azalmış olması elbette sevindiricidir.

İhracatımızda en fazla artış kalemleri arasında makine grubunun başlarda olması da ayrıca sevindiricidir.

—İhracattaki önemli artışın bir yansıması da büyüme rakamlarında gözükmekte olup uluslararası kuruluşlara göre bu yıl ülkemiz ekonomisinin %9,5 büyüyeceği öngörülmektedir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’a göre ise 2021 yılını Türkiye iki haneli rakamlarla yani %10’un üzerinde bir büyüme rakamıyla kapatacaktır.

—Ancak buna rağmen dünyanın 20. büyük ekonomisine sahip olan Türkiye’nin 21. sıraya gerilemesi de söz konusudur.

Gerilemenin 2022 yılında da sürerek ülkemizin 22. sıraya düşeceği IMF tarafından tahmin edilmektedir.

O kadar da enseyi karartmayalım aynı IMF Türk ekonomisinin büyüyerek 2023 yılında dünyanın 19. büyük ekonomisi olacağın tahmini kayda geçirmektedir.

—Şimdiden ihracatımızın 200 milyar doların üzerine çıkması kesin olmasına rağmen istatistiklere göre garip bir şekilde bu durumun işsizlere bir faydasının olmadığı anlaşılmaktadır.

Başka bir deyişle istihdam yaratmayan işsizliği azaltmayan ve halkın genelinin refahını arttırmayan bir büyüme söz konusudur.

—2003 yılında 5000 dolara yaklaşan kişi başına düşen milli gelir 2013 yılında 12600 dolara yükselerek zirve yapmış, o günden bu güne Cumhuriyet tarihimizde ilk defa olmak üzere tam 7 yıldır düşmeye devam ederek 8500 dolar seviyesine kadar gerilemiştir.

Yeri gelmişken şeytanın avukatlığını yapalım;

2013 yılında 17–25 Aralık olaylarının yaşandığını dikkatlerinize sunalım.

—Gençlerimizin yarısının işsiz olduğu ülkemizde gizli işsizlerle birlikte genel işsizlik oranının %25 seviyesinde olduğu çoğunlukla kabul görmekte olan bir değerdir.

Tüm bunlar bize yapısal bir bozukluğun varlığını işaret etmektedir.

—İç gelişmelere ayrı bir paragraf açmak gerekirse;

HAYAT PAHALILIĞI millet olarak tüm dengemizi bozacak seviyelere gelmiş durumdadır.

Birileri varlığını inkar etse de piyasada tam bir kargaşa durumu vardır.

Herkes panik halinde ne yapacağını şaşırmış durumdadır.

Gıda fiyatları, tüketim malzemelerinin hepsinde neredeyse günlük artışlar söz konusudur.

—Demir-çelik ürünleri başta olmak üzere emtia fiyatlarında tüm dünyada geçerli referans noktası dolardaki artışlardan ve pandemi şartlarından kaynaklanan büyük artışlar yaşanmaktadır.

—Sanayiciler iç piyasaya mal satmaya isteksizlerdir.

Muhtemelen kullanmakta olduğu girdilerin fiyatının artacağı endişesini yaşamakta olduğu için ihracatçı değilse elindeki stokları satmak yerine tutmayı tercih etmektedir.

—Halkımızın zaruri ihtiyaçlarının başında yer alan ekmek için büyük zamlar kaçınılmazdır.

Un fiyatları 50 kiloluk ambalaj bazında 250 liraya ulaşmış durumdadır.

Fırıncılar ekmeğin kilogramını 12 liraya, bir ekmeği ise 2,5 liraya satma hazırlığı yapmaktadır.

—Doların 10 liraya dayanması nedeniyle ithalat etkisiyle bitkisel sıvı yağ fiyatları 17–20 lira aralığına ulaşmıştır.

Bakliyat fiyatlarındaki büyük artış herkesin malumudur.

—Sanayimizde en önemli girdilerden biri de doğal gaz olmuştur.

Sanayide kullanılan doğal gaza %48 zam yapılmış olmasının henüz iç piyasaya yansımasının olmadığı değerlendirilmekle birlikte tüm ürünlerde büyük zamların olması kaçınılmazdır.

—Tarımsal üretimimizin iki önemli girdisinden biricisi mazot, ikincisi de suni gübredir.

Mazot fiyatı 8 lirayı geçmiştir.

Suni gübrede durum daha da vahimdir.

Sebze üretiminde en yaygın kullanılan gübre olan ürede fiyat 50 kg. için 400 liraya ulaşmıştır.

DAP gübrede 600 lira fiyat telaffuz edilmektedir.

—Siz bakmayın Tarım Bakanının zarar eden çiftçi yok lafına.

Bu şartlar altında çiftçiler en ilkel şartlarda düşük miktarda üretim yapmayı tercih etmektedir.

Bunun doğal sonucu olarak ta İstanbul’da tüketiciler

17–18 liraya karnabahar almak durumunda kalmaktadırlar.

Dalında 80 kuruş olan limonun 8–10 liraya satılması ayrı bir yapısal bozukluğun ispatıdır.

Garip bir çark vardır Türkiye’de, üretici kazanamaz tüketici ucuza yiyemez..

Al sana tavuk mu yumurtadan , yumurta mı tavuktan çıkar sorusu..

Çık çıkabilirsen işin içinden.

Biz yine her zaman olduğu gibi yazımızın sonunu çözüm önerilerimizle bağlayalım.

-Hiç zaman kaybetmeden ücretlilerin durumu gözle görülür şekilde düzeltilmelidir.

Ülkemizde çalışan nüfusun yarısından fazlasının asgari ücretli olduğu gerçeğini akılda tutarak enflasyonun üzerinde gelir dağılımını hiç olmazsa bir miktar adaletli hale getirebilecek bir rakam hayata geçirilmelidir.

—Buradan hareketle 2000 liranın altında maaş alan emeklilerin durumu ayrıca ele alınmalı, maaşları asgari ücrete yaklaştırılarak iyileştirilmelidir.

—Geriye kalan emekli, memur ve işçilerin durumları da unutulmamalı büyümeden adil bir pay almalarını sağlayacak zamlar yapılmalıdır.

—Bunu yaparken enflasyonu azdırmamak, bütçe açıklarını kontrol altında tutmak için sayın Cumhurbaşkanı başta olmak üzere tüm devlet erkanının tasarrufçu bir anlayışla kendilerini gözden geçirmeleri çok önemlidir.

Devlet israftan kaçınmalı, bu milletin sırtından saltanata son verilmelidir.

—Garip çiftçilerimiz mutlaka en üst seviyede desteklenmeli üretime teşvik edilmelidir.

-Hükümet tarafından unutulan üzüm üreticisi hemşerilerim için de özel bir talebim vardır.

Bir önceki yılın alım fiyatına 50krş.- %4 zam yapılan üzüme mutlak enflasyon oranında bir fiyat farkı ödenmelidir.

Aksi taktirde üzüm üreticisi kendisini bu ülkenin üvey evladı olarak görüldüğünü düşünmeye başlayacaktır.

Öyle olursa da 100 bin üzüm üreticisi ailenin bu duruma bir cevabı olacağını da ülkeyi yönetenlerin akıldan çıkarmamasını tavsiye ederim.

Ahmet Orhan

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.