DOLAR 5,8891
EURO 6,5012
ALTIN 281,0
BIST 93.882
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 23°C
Parçalı Bulutlu

Diyelim ki Müslümansınız!..

19.03.2016
64
A+
A-

 

 

Öyleyse dedeleriniz de Müslümandı ve önce Selçuklu, sonra da Osmanlı coğrafyası üzerinde yaşayıp, öldüler.

Sünni mezhebinden ve Nur cemaatindensiniz. Yani Laik Türkiye Cumhuriyeti’nin 1923’te girdiği yolu beğenmeyenlerdensiniz.

Bu yolu ve sonrasındaki gidişatı beğenmeyen tek unsur da siz değilsiniz. Siz, tarihten süzülerek gelen ve kendince yorumladığı şeriata taraftar olan cemaatlerden sadece birisiniz.

Geçmişte Selçuklu’nun yaptıklarını beğenmeyen, Osmanlı’nın şeriat yorumundan ve icraatından rahatsız olan cemaatler de olmuştu.

Halifeye kılıç kaldırmak, bir yolunu bulup isyan etmek, 1400 yıldır bu işin doğasında vardı. İslam ümmeti, ilk üç halifesi kılıçla katledilmiş bir topluluktu.
Bu ümmet, Haçlılara yardım eden Müslümanlar da gördü. Bizans’la, Moğollarla işbirliği yapan cemaatler de tanıdı.

Ama hiçbiri devleti ele geçirmek için bu kadar derinden çalışmamıştı.
Bir zamanlar “devlet” demek “hükümdar” demekti. Yasama yürütme ve yargı tek iradeyle yönetilirdi. Onun için de isyancı Müslüman’ın hedefi, genellikle hükümdarı değiştirmek; halifeliği ele geçirmekti.

Emeviler, Abbasiler, Fatımiler, Memlükler, Osmanlılar böyle gelip geçtiler. Sayısız isyancıyla mücadele ettiler.
Zamanla önce bürokrasi, sonra demokrasi gelişti.
Hükümdarların “Yasama” yetkisi Meclise geçti.
Divanın “Yürütme” kabiliyeti hükümetlere verildi.

Kaza sorumluluğu “Yargı”nın oldu. Meşihat makamı, Diyanet İşleri olup Başbakanlığa bağlandı.
Seyfiyye’nin adı “Genel Kurmay” İlmiye’nin adı “Üniversite” Kalemiye’nin adı bürokrasi oldu.

Bin yıllık tecrübenin ardından mezhepler, tarikatlar ve cemaatlerden herhangi biri merkeze daha yakın, öbürü uzak olmasın da eşitçe Millet olalım diye Fransa’daki Katolik-Kalvenist-Protestan uzlaşma deneyimi, “Laiklik” adı altında sisteme adapte edildi.

Cumhuriyette seçme ve seçilme hakkı, Allah’ın “adl”ine ve adaletine uygun olarak toplumun tamamına verildi.

Seçim’i Atatürk icat etmemişti. Mamafih kendisi, Türkiye’de yapılan ilk seçimden 5 yıl sonra dünyaya gelmişti. Cumhuriyet, bir bakıma “Meşrutiyette eksik olanların” giderilmesiydi.

Cumhuriyet, dağılan, parçalanan, tefrika, ajan ve misyoner cenneti halini alan Osmanlı’dan, % 99,8’i Ümmet-i Muhammed olan milli bir devlete geçilmesiydi.
1856’da Islahat Fermanı’nda elden giden “millet-i hakime” vasfının, milli sınırlar içine çekilerek yeniden elde edilmesiydi.
Halkı yönetme iradesinin, adına padişah denilen ve sizin benim gibi bir nefis sahibi faninin elinden alınarak cüzden küle çevrilmesi, Allah’ın yarattıklarına, halka eşit olarak tevzi edilmesiydi.

Bu yüzden sizin bu devlete İslam adına isyan etmeniz inandırıcı değildir!..
Tarihi tecrübeler bunu söylüyor: Bu ülkeyi ele geçirerek bundan daha yüksek bir şeri takva sistemi kurulamayacağının bilincindesiniz.
Konjonktürün de buna müsaade etmeyeceğini görmüşsünüz. O yüzden Amerika’nın kollarına gitmişsiniz.

“Allah gücü kime verdiyse emir odur” diye Mason’a, Yahudiye, Evangeliste, Püriten’e yani kâfire biat etmişsiniz!
Milli vesayetten çıkmış, Atlantik ötesi vesayete girmişsiniz!
Tüm dünyada İngilizce eğitim veren Laik okullarla prim yaparken, gelmiş, Müslüman Türk’ün fakir evlatlarını “bunlar laik” diye derdest etmişsiniz.
Suçlu suçsuz ayırımı yapmadan hapislerde çürütmüşsünüz.

Devleti ele geçirmek için örgütlenmişsiniz. Memuriyette kendi mensuplarınıza “işaretli kâğıt” verip adaleti çiğnemişsiniz.
Üniversitede mensuplarınızı asistan, doktor doçent, profesör, dekan, rektör, YÖK başkanı yapıp, ilmi yeterli olup mensubiyeti farklı olanların hakkını yemişsiniz.
Yargıdaki ve polisteki örgütlü gücünüzü, örgütlenemediğiniz sahalarda operasyon yapmak için harekete geçirmişsiniz.
Devletin güvenlik politikalarına müdahale etmişsiniz. KCK’daki MİT mensuplarını deşifre etmişsiniz.

Devr-i sabık yaratıp, 1990’larda PKK’ya hak ettiğinden çok daha azını yapmış askerleri hedef göstermişsiniz.
MİT tırları nereye ne götürüyor olursa olsun çevirmiş, kargosunu afişe etmişsiniz.
Türkiye’nin “IŞİD’e destek verirken” yakalanmasının, Kobani ve Sincar’da IŞİD mağduru olan Kürtleri PKK’ya, PKK’yı da ABD ve Avrupa’ya yaklaştıracağını, herkes gibi siz de görmüşsünüz.
Milli Güvenlik toplantısını dinlemiş, “kendi kendine birkaç füze fırlatmak” gibi operasyonel istihbaratta normal olan fakat halkta infial yaratan bilgileri piyasaya sürmüşsünüz!

Sahte CD’leri, yalancı gömüleri, tutuklanan Kardak kahramanı özel kuvvetleri, SAT’ları, SAS’ları, Kozmik büroya sızmaları hiç konuşmuyorum.
Diyelim ki “Müslümansınız, “ümmet-i Muhammet”siniz, mücahit”siniz!..
“Kahraman” savcınız Ermenistan’da ne geziyor, Hoca Efendi Amerika’da ne arıyor, Türkiye’den kaçan soluğu neden İngiltere’de alıyor?
Diyelim ki; “zamanın kutbu” sizsiniz, “cemaat-i zerrin”siniz; hatta “fırka-i naciye”siniz!
Şu Kanada’daki “Haham oğlan” neyiniz oluyor?..

Şükrü Alnıaçık

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.