DOLAR
EURO
ALTIN
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 18°C
Parçalı Bulutlu

DEVLET BAHÇELİ DERSLERİ

DEVLET BAHÇELİ DERSLERİ
02.03.2020
3.009
A+
A-

Bin yıldan bu yana yaşamakta olduğumuz Ön Asya dünyanın en zorlu coğrafyası olmuştur.

Tarih boyunca bir çok milletin hakimiyetine girmiş olan Anadolu medeniyetlere beşiklik yapmanın yanında herkesin gözünün olduğu, kontrol edip hükümran olmak istediği bu coğrafyada yaşamanın bedeli insanların canları olagelmiştir.

 

Yine böylesine bir dönem yaşanmakta, büyük çatışmalar olmaktadır.

 

Türkiye 2011 yılından bu yana Ön Asya ile Ortadoğu arasında geçiş alanı olan Suriye’de yaşanan iç savaş kaynaklı çok yönlü bir tehdidin altında beka ve insanlık mücadelesi sürdürmektedir.

Gerek yurt içi, gerekse yurt dışı kaynaklı tehditler maddi ve manevi anlamda ülkemize büyük acılar ve kayıplar yaşatmaktadır.

 

Tıpkı insan hayatında olduğu gibi devletlerin hayatında da beladan kaçmak isteseniz de uzaklaşamayacağınız dönemler olur.

 

Türkiye, en az yarım asırdır savuşturmaya çalıştığı milli bekaya yönelen tehdidi, barışçı ve düşük profilli güç kullanarak ortadan kaldırma arayışına rağmen peşini bırakmayan kavgayı her şeyi göze alarak “ya hep ya hiç” anlayışı içinde yapma noktasına gelmiştir.

Uluslararası anlaşmalarla kayıt altına alınan yükümlülüklerimizi yerine getirmek için bulunduğumuz Suriye’de 27 Şubat 2020 tarihinde gözlem noktalarında görev yapmak üzere üslerinde sıcak çatışmanın olmadığı bir anda hava bombardımanıyla 33 askerimizin şehadeti bardağı taşıran, sabır taşını çatlatan bir gelişmeye neden olmuştur.

 

Kahraman ordumuz bu hain, kahpe saldırıyı cezalandırmak ve rejimi belirlenen sınırlara çekilmeye mecbur etmek için Cumhuriyet tarihimizin en büyük askeri harekatını başlatmıştır.

Karşımızda olanlara ve tüm olumsuz şartlara rağmen Cenabı Allah’ın inayeti ve öz kaynaklarımızla elde ettiğimiz savunma araç, gereç, mühimmat ve her şeyden önemlisi üstün savaşma yeteneğine sahip Mehmetçiklerimiz sayesinde destanlar yazılmaya devam edilmektedir.

 

Hayatlar pahasın yürütülmekte olan bu kutsal mücadelede övünç kaynaklarımız dışında bizi üzüntüye, hayal kırıklığına ve öfkeye boğan olayların varlığı belki yüz yıldır yaşamadığımız boyuttadır.

Sokak, sosyal medya, basın ve hatta kutsal meclis çatısı altında söylenenler, tahammül boyutlarını aşmış, sebep olanlarla birlikte yaşama irademize darbe vuracak seviyeye ulaşmıştır.

 

Sokaklarda, dost sohbetlerinde bilerek veya bilmeyerek yapılan kendi devletini suçlamalardan, şehit sayısını binlerle ifade etmelerden geçilmemektedir.

Kendini saklamayı başaran, halktan birileri olarak kendini yutturmayı becerenlerin dışında Türk Milletini temsil noktasında olanların da bu yapının içindeki mevcudiyeti ve cesareti inanılmaz boyutlara ulaşmıştır.

Merhum bayrak şairi Türk Milliyetçisi Arif Nihat Asya’nın

“Şehitler tepesi boş değil,
Biri var bekliyor.
Ve bir göğüs, nefes almak için;
Rüzgar bekliyor.
Türbesi yakışmış bu kutlu tepeye;
Yattığı toprak belli,
Tuttuğu bayrak belli,
Kim demiş meçhul asker diye?

Destanını yapmış, kasideye kanmış.
Bir el ki; ahiretten uzanmış,
Edeple gelip birer birer öpsün diye fâniler!
Öpelim temizse dudaklarımız,
Fakat basmasın toprağa temiz değilse ayaklarımız.
Rüzgarını kesmesin gövdeler
Sesinden yüksek çıkmasın nutuklar, kasîdeler.”

şiiri Türkiye’nin ana muhalefetinin başına “Bizim iktidarımızda şehitler tepesi boş kalacaktır” dedirttirmektedir.

 

Milli bekamız, mukaddesatımız ve bu coğrafyada ebediyen yaşama kararlılığımıza sahip çıkan, bu uğurda şahadet şerbeti içen kahraman Mehmetçiklerimize bir anlamda boş yere can verdiniz deme gafleti gösterilmektedir.

 

İfade ettiği yüce mana ayan beyan ortada olmasına rağmen adeta ülkeyi yönetenler “canlarımız boş yere heba olsun” isteyenler varmış gibi yorumlar ortaya konmak suretiyle, milletimizin zihninde şüpheler uyandırma arayışları artarak devam etmektedir.

 

911 km.lik sınırlarımızdan milli varlığımıza yönelen tehlikeyi bertaraf etmek ve vatanımızdan uzak tutmak için Suriye’de bulunan güçlerimiz ve arkasındaki irade “Suriye’de ne işimiz var” suçlamalarına hedef olmaktadır. Bu da yetmezmiş gibi böylesine bir var olma mücadelesinde düşmanın yanında olma anlamına gelecek tavır, söylem ve davranışlar artarak devam etmektedir.

 

TBMM çatısı altında kendi devletini Suriye’de işgalci olmakla suçlayacak kadar gaflet, hatta ihanet noktasına savruluşun ifadeleri aleniyet kazanmıştır.

İşte böyle bir vasatta Ankara’da bir şehidimizin cenaze namazında “Önce Devletim ve Milletim” diyen, şehitlerimiz konusunda hassasiyeti herkes tarafından bilinen MHP liderinin Kılıçdaroğlu’nun elini sıkmaması gündemin birinci sırasına oturmuştur.

 

Milletimizin büyük çoğunluğu tarafında takdirle karşılanan bu durum tam da Devlet Bahçeli tarzı bir tutumdur.

 

Bir çok defa ana muhalefet partisini milli birlik konusunda uyaran Bahçeli, muhtemelen sabrının sonuna gelmesi nedeniyle “lisanı hal” ile bir kez daha Kılıçdaroğlu’na unutulmaz bir ders vermiştir.

 

Bir çocuğun karşısında bile aynı ciddiyetle duran, insan ilişkilerinde nezaketi dillere destan olan Sayın Bahçeli’nin Kılıçdaroğlu’na takındığı bu tavır, Milletimiz tarafından doğru anlaşılmış, kelimelerin yetersiz kaldığı bir ortamda güçlü bir mesaj olarak görülmüştür.

 

Bu ağır dersi hazmedemeyen Kılıçdaroğlu yandaşları, Fetö ve onun etnik bölücü yoldaşları büyük bir karşı kampanya başlatmışlardır.

 

Hasip Kaplan, Ahmet Türk gibi HDP temsilcilerinin elini sıkması ve Ahmet Türk’ün hastalık nedeniyle cezaevi dışından yargılanması tavsiyesi üzerinden Devlet Bahçeli’ye saldırıya geçmişlerdir.

 

Bahçeli her davranışıyla, söyledikleri hatta söylemedikleriyle de aziz milletimize etkili mesaj verebilen bir liderdir.

 

Kaplan ve Türk’ün elini sıkmanın yanında yaşının ilerlemesi nedeniyle tutuksuz yargılanma tavsiyesinin, kendini ayrı bir millet olarak tanımlamakta ısrar edenlere kardeşçe yaşama konusunda mesaj niteliğinde olduğu net bir şekilde ortadadır.

 

Ana muhalefet partisi başta olmak üzere bu kader günlerinde devletimiz ve kahraman ordumuzun yanında durmak yerine bir anlamda Esad’ın sözcülüğüne soyunanlara tavsiyemiz derhal girdikleri bu yanlış yoldan nedamet getirip dönmeleridir.

 

Aksi taktirde geçmişte Erdal İnönü’nün yaşadığı akıbete uğramaları,Türk Milletinin gözünden ve gönlünden düşmesi kaçınılmazdır.

 

 

Ahmet Orhan

 

.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.