DOLAR
EURO
ALTIN
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 18°C
Parçalı Bulutlu

DEMOKRASİ BİR KUŞTUR

DEMOKRASİ BİR KUŞTUR
13.02.2020
3.524
A+
A-

İnsanlar duygu ve düşüncelerini sözlerin yanında çeşitli sembollerle de ifade ederler.

Sembollerin içinde aziz Türk milleti için en ünlüsü Ergenekon’dan çıkışta yol gösterdiği kabul edilen Bozkurttur.

Türklüğün sembolü olan bozkurt Ergenekon Destanı’nda ve kut dağı efsanesinde milli bir kılavuz olarak ifadesini bulmuştur.

Türk’ün zor zamanlarında bozkurt’un ortaya çıkması, manevi anlamda da Bozkurt’u değerli kılmış ve sembolleştirmiştir.

 

Dünyada sembollerin en ünlüsü herkesin kabul edeceği gibi ağzında zeytin dalı olan beyaz güvercindir.

Beyaz güvercin, büyük tufandan bir süre sonra Hz.Nuh’un(a.s) gemisinin güvertesinden uçurduğu beyaz güvercinin geriye ağzında bir zeytin dalı ile dönmesinden sonra tufanın sona erdiğini yakınlarda kara olduğu kanaatiyle huzur, güven ve barışa kavuşmasının evrensel işareti olmuştur.

 

İnsanoğlunun bulduğu en iyi rejim olan demokrasiyi sembolize eden çeşitli varlıklar bilinmekle birlikte ülkemizde sağ el şekli demokrasiyi temsil etmiştir.

Çok partili siyasi hayata geçiş sonrası ortaya çıkan DP’nin seçtiği bu işaret milli iradenin tercihi dolaysıyla değişen iktidarı ifade etmesiyle de sonraki yıllarda demokrasiyi çağrıştırdığı yaygın kabul görmüştür.

Demokrasi ve barış esas itibariyle birbirinden ayrılması mümkün olmayan kavramlardır.

Demokrasinin en önemli kazanımı insanlık onuruna yakışan en iyi rejim olması dışında huzur ve barışı en üst seviyede mümkün kılmasıdır.

Diğer yönetim şekillerinde olmayıp alenen bir tek demokratik rejimlerde olan yan yana iki kavram “iktidar” ve “muhalefet”tir.

Demokrasiyi bir kuş olarak sembolize edersek iktidar ve muhalefet onun iki kanadını oluşturur.

Nasıl ki kuşun uçması veya sağlıklı uçabilmesi için iki kanadının da kullanılabilinecek durumda olması gerekiyorsa bir ülkenin demokrasi içinde doğru yönetilebilmesi için de iktidar ve muhalefetin olması zorunluluğu vardır.

Kanatlardan ve kavramlardan birinin diğerinden çok daha güçlü olması kuşta uçuşu, yönetimde ise düzeni bozacaktır.

Esas konumuza dönecek olursak; Dünyadaki örnekleri itibariyle iktidarın muhalefetten çok baskın olması baskıcı bir zihniyet oluşması sonucunu ortaya çıkarma tehlikesi doğurmaktadır.

Aksine bir durumda ise, yani muhalefetin iktidara göre daha güçlü olması halinde ise kaos, kargaşa ve huzursuz bir ortam kaçınılmazdır.

Durum tamamen böyle olmamakla birlikte Türkiye’de de İktidar-Muhalefet dengesinin kurulamadığı bir dönem yaşanmaktadır.

2002 yılında yokluk, yolsuzluk ve yasakları kaldırma iddiasıyla başta muhafazakarlar olmak üzere toplumun her kesiminden oy alarak iktidara gelen AK Parti çeşitli etmenlerin de katkısıyla başarılı ekonomik ve sosyal icraatlar ortaya koymuştur.

Onu başarılı kılan ve başarılı görünmesine sebep olan etmenleri sayacak olursak; 2002 öncesinde yaşanan ekonomik kriz, ülkede gerçekleştirilen devrim hüviyetindeki yapısal reformlar, dünya ticaretindeki büyük artış, dünyada yaşanan dolar bolluğu, özelleştirmeden elde edilen büyük gelir, dünyadaki özgürlük ikliminin Türkiye’ye olumlu etkilerini saymak mümkündür.

Ayrıca güçlü ve popülist lider kimliğine sahip olan AK Parti lideri Recep Tayyip Erdoğan’ın halkın nabzını tutmadaki başarısı da başlı başına belirleyici olmuş, muhalefetin tatmin edici düzeyde başarı elde etmesinin önünü kesmiştir.

Bu durum defalarca seçimlerde test edilmiş olmasına rağmen değişmemiş aksine AK Parti lehine sonuçlar doğurmuştur.

 

Muhalefet partilerinin iktidarın eleştirilecek birçok yönüne rağmen başarılı olamaması, sonunda bir anlamda muhalefetin psikolojisini bozmuş, politika üretemez hale getirmiştir.

Ne yazık yeni söylemler yerine tek başına iktidar icraatlarına kötülemenin ötesine geçilememiştir.

Tüm bunlardan sonra da ülkemizin geçmişinde örneği olmayan şimdilik 18 seneyi aşan tek parti iktidarı ortaya çıkmıştır.

Sürekli aldığı seçim mağlubiyetleri muhalefeti hırçınlaştırmış, makul sayılabilecek politikalardan uzaklaştırmış, en sonunda da yerli ortakları yetmemiş yabancı müttefikler bulmaya kadar savurmuştur.

Üzüntü ve hayretle tespit edelim ki kendi ifadeleriyle adı “millet ittifakı” olan yapı ortaya koyduğu politik tercih ve uygulamalarıyla Türk halkına yabancılaşmış, tam anlamıyla “zillet ittifakı” halini almıştır.

Halkın desteğiyle iktidarı değiştirme ümidini kesmiş olan muhalefet, hiçbir millet tarafından kabul görmesi mümkün olmayan yabancı ve hain işbirlikçiler edinerek siyasi avantaj elde etmek peşine düşmüştür.

Milli bekamızı doğrudan etkileyen ve tehdit eden dış olaylar karşısında milli politikalara destek çıkma anlayışı terk edilmiş, çoğu zaman düşman tezlerinin muhalefet tarafından savunulup dile getirilmesi gündem olmuştur.

Söz konusu muhalefet tavrı, yalnız enternasyonalist sol ile sınırlı kalmamış, kendilerini islamcı ve milliyetçi diye tanımlayan partilerde de net olarak görülmeye başlamıştır.

 

Büyük oranda olaylar karşısında benzer tavırlar takınan, sahip oldukları politik duruşları birçok bakımdan benzerlik gösteren partilerin oluşturduğu ve benzerlerin ittifakı olarak değerlendirilmesi akla yakın olan Cumhur ittifakı karşısında tek ortak paydaları “her şeye rağmen” karşıtlık olan bir muhalefet yapısı ortaya çıkmıştır.

Sonuç olarak bu muhalefet yapısının iç dinamikler ve Türk seçmeninin iradesiyle iktidarı değiştirmesi mümkün değildir.

Türk Milletinin teveccühünü kazanacak program ve yaklaşımlar ortaya koyamayanlar için en küçük bir iktidar ışığı gözükmemektir.

Dolaysıyla iktidarı denetleme görevinin de Cumhur İttifakının içinden yapılması demokrasinin ve devlet kurumlarının doğru bir zeminde işlemesi için şimdilik kuvvetli seçenek olarak ortaya çıkmaktadır.

Söz konusu muhalefet(denetim) görevini yapabilecek tek siyasi parti MHP olarak gözükmektedir.

Zaman zaman MHP, böylesi denetimin güzel örneklerini ortaya koymakla birlikte Türkiye’de yeniden sağlıklı bir İktidar-Muhalefet dengesi oluşuncaya kadar daha aktif olarak denetim fonksiyonunu yerine getirmesi demokrasimizin geleceği açısından hayati öneme sahiptir.

 Ahmet Orhan

ETİKETLER:
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.