DOLAR 5,9234
EURO 6,5349
ALTIN 282,4
BIST 95.258
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 23°C
Parçalı Bulutlu

“DEDİKODU, FİTNE, GIYBET YAPANLARA VE İFTİRA ATANLARA BU YAZI KAPAK OLSUN…”

07.08.2019
3.054
A+
A-

PADİŞAHIN İŞİ NE.. Murat Han III. Murat o gün bir hoştur. Telaşelı görünür. Sanki bir şeyler söylemek ister, sonra vazgeçer. Neşeli deseniz değil, üzüntülü deseniz hiç değil. Veziriazam Siyavuş Paşa sorar; “Hayrola hünkarım, canınızı sıkan bir şey mi var?” Akşam garip bir rüya gördüm. Hayırdır inşallah. Nasıl yani? Hazırlan dışarı çıkıyoruz. Ve iki molla kılığında çıkarlar yola. Görünen o ki, padişah hala gördüğü rüyanın tesirindedir ve gideceği yeri iyi bilir. Seri ve kararlı adımlarla Beyazıd’a çıkar, döner Vefa’ya. Zeyrek’ten aşağılara sallanır. Unkapanı civarlarında soluklanır. Etrafına daha bir dikkatli bakınır. İşte tam o sıra, orta yerde yatan bir insan ceseti gözlerine batar.

Sorarlar; ‘Kimdir bu?’ Ahali; ‘Aman hocam hiç bulaşma’ derler, ‘ayyaşın meyhur’un biri işte! Nerden biliyorsunuz? Kırk yıllık komşumuz. Öfkeli konuşmalar…. Bir başkası tafsilata girer. ‘Biliyor musunuz?’ Aslında iyi sanatkardır. Azaplar çarşısında çalışır, nalının hasını yapar. Ancak kazandıklarını içkiye, fuhşa harcar. Hem şişe şişe şarap taşır evine, hem nerede namlı mimli kadın varsa takar peşine. İsterseniz komşulara sorun. Sorun bakalım, onu bir kere olsun cemaatte gören olmuş mu?

Millet bu, çeker gider. Kimseye bir şey diyemem. Ama biz gidemeyiz. Öyle veya böyle tebamızdır, defnini tamamlasak gerek. İyi ya, saraydan birkaç hoca yollar, kurtuluruz vebalden. Olmaz. Rüyadaki hikmeti çözemedik daha. Peki ne yapmamı emir buyurursunuz? Mollalığa devam. Naaşı kaldırmalıyız en azından. Aman efendim. Nasıl kaldırırız? Basbayağı kaldırırız işte. Yapmayın etmeyin sultanım, bunun yıkanması paklanması var. Tekfini, telkini… Merak etme ben beceririm.

Ama önce bir gasılhane bulmalıyız.
Şurada bir mahalle mescidi var ama… Olmaz. Vefat eden sen olaydın nereden kalkmak isterdin? Ne bileyim Ayasofya’dan, Süleymaniye’den. En azından Fatih Camii’nden. Ayasofya ile Süleymaniye’de devlet erkanı çoktur. Tanınmak istemem. Ama Fatih Camii’ni iyi dedin. Haydi yüklenelim. Ve gelirler camiye.

Siyavuş Paşa sağa sola koşturur kefen, tabut bulur. Padişah bakır kazanları vurur ocağa. Usulü erkanınca bir güzel yıkarlar ki naaş ayan beyan güzelleşir sanki. Bir nurdur aydınlanır alnında. Yüzü şakilere benzemez. Hem manalı bir tebessüm okunur dudaklarında. Padişahın kanı ısınmıştır bu adama. Meçhul nalıncıyı kefenler, tabutlar, musalla taşına yatırırlar.

Ama namaz vaktine hayli vardır. Bir ara vezir sıkıntılı sıkıntılı yaklaşır: Sultanım yanlış yapıyoruz galiba Nasıl yani? Heyecana kapıldık, cenazeyi sorup araştırmadan getirdik buraya. Kimbilir hanımı vardı belki, belki de yetimleri? Doğru. Öyle ya. Neyse, sen başını bekle, ben mahalleyi dolanıp geleyim.

Bizim efendi bir başka alemdi..! Padişah garip maceranın başladığı noktaya koşar. Nitekim sorar soruşturur, nalıncının evini bulur. Kapıyı yaşlı bir kadın açar. Hadiseyi metanetle dinler, sanki bu vefatı bekler gibidir. “Hakkını helal et evladım.” Belli ki çok yorulmuşsun. Sonra eşiğe çöker ellerini yumruk yapar, şakaklarına dayar. Ağlar mı? Hayır. Ama gözleri kısılır, belki hatıralara dalar. Neden sonra silkinip çıkar hayal dünyasından. Biliyor musun oğlum? diye dertli dertli söylenir. Bizim efendi bir alemdi vesselam. Akşamlara kadar nalın yapar, ama birinin elinde şarap şişesi görmesin, elindekini avucundakini verir satın alırdı. Sonra getirip dökerdi helaya.

Niye? Ümmet-i Muhammed içmesin diye. Hayret. Bak şu işe…! Sonra malum kadınların ücretini öder eve getirirdi. Ben sizin zamanınızı satın aldım mı, aldım. Öyleyse şimdi dinleseniz gerek, der çeker giderdi. Ben menkibeler anlatırdım onlara. Mızraklı İlmihal, Hüccet-ül İslam okurdum. Bak sen! Millet ne sanıyor halbuki. Milletin ne sandığı umurunda değildi.

Hoş, o hep uzak mescidlere giderdi. ”Öyle bir imamın arkasında durmalı ki” derdi, tekbir alırken Kabe’yi görmeli. Öyle imam kaç tane kaldı şimdi. İşte bu yüzden Nişanca’ya, Sofular’a uzanırdı ya. Bakasın Efendi! Sen böyle böyle yapıyorsun ama komşular kötü belleyecek seni. İnan cenazen ortada dedim. Doğru öyle ya? Kimseye zahmetim olmasın! deyip mezarını kazdı bahçeye. İş mezarla bitiyor mu? Seni kim yıkasın, kim kaldırsın? dedim.

Peki o ne dedi? Önce uzun uzun güldü, sonra Allah büyüktür hatun, hem padişahın işi ne? dedi.
İşte Nalıncı Baba o adsız sansız Allah dostlarından biridir. Asıl adı; “Muhammed Mimi Efendidir.” Bergamalıdır. 1592 yılında vefat etti. Cenaze hizmetlerini bizzat padişah gördü ve mübareği evine defnetti. Kabri üzerine bir kubbe, önüne bir çeşme koydurdu. Dahası bir tekke ile yaşattı adını. Türbesi; Unkapanı’nda, Cibali tütün fabrikasının arkasında, Haraçzade Camii karşısındadır. Allah ruhlarını şad eylesin…

Zakir Tercan

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.