DOLAR 5,6541
EURO 6,3405
ALTIN 259,1
BIST 101.849
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 29°C
Parçalı Bulutlu

DÜN “TÜRKEŞ’SİZ TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ”, BUGÜN “MHP’SİZ ÜLKÜCÜLÜK”

19.09.2010
239
A+
A-

Milli direncin bütün kalelerini yıkan, içini boşaltan, etkisiz hale getiren AKP, Türk Milleti’nin birliğinin ve Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığının ayakta kalan yegâne teminatı Türk Milliyetçiliğini ve onun siyasi organizasyonu MHP’yi dağıtmak için düğmeye basmış durumdadır.

Planları çok açıktır.

Geçmişte bir şekilde ülkücü hareketin içinde bulunanları organize edip MHP’ye ve ülkücü harekete saldırtarak amaçlarına ulaşmak istemektedirler.

Özenle seçtikleri birtakım ülkücü eskilerinin, “otorite ülkücü” kisvesiyle yandaş medyaya çıkartılması, parlatılması ve hareketin tabanına “işte gerçek ülkücüler” şeklinde pazarlanmaya çalışılması elbette tesadüf değildir.

Tayyip Erdoğan’ın bir konuşmasında aynı anda hem “Ülkücü kardeşlerim” demesi hem de “bunlar katil, kafatasçı” demesi bile bunların titreyip kendine gelmesine yetmiyorsa, böyle ülkücü olmaz olsun.

Bırakın ülkücülüğü, milliyetçiliği, Türklük şuuru taşıyan sıradan bir kimsenin bile, BOP projesinin Türkiye şubesi AKP’yi desteklemesi mümkün değildir. Tayyip Erdoğan’ın “Bu anayasa değişikliği ile açılımın önündeki bütün engelleri kaldıracağız” demesi bile bu zavallıların ülkücülük haysiyetini hatırlamasına yetmiyorsa, lanet olsun böyle ülkücüye. Gitsinler Habur’a yoldaşlarını karşılasın bunlar.

Aynı tezgâh geçmişte ANAP tarafından, bir yandan “Mafya bozuntuları” denilip bir yandan da bazı sütü bozukların milletvekili, bakan yapılmasıyla sahneye konmuştu. O sütü bozukların içerisinde bazı ülkücü kuruluşlarda üst makamlarda bulunmuş kişiler de vardı, tıpkı şimdiki gibi. Bu sütü bozuklar, ülkücüler büyük mağduriyetler yaşarken dönüp bakmamışlar, tek bir ülkücünün derdine derman olmaya yanaşmamışlardı.

Dün, “Türkeşsiz Türk Milliyetçiliği” dillendirenler bu gün “MHP’siz Ülkücülük” söylemini dillendirmektedirler. Bir öküzün “Bağımsız Ülkücülük” dediği tam da budur işte. Bu öküzün bağımsız ülkücülükten kastı, MHP dışında “her partiye hizmetkâr ülkücülük” ten başka bir şey değildir.

O dönemdeki “eski ülkücülere” göre Türkeş “bunak, ihtiyar” idi, şimdiki “eski ülkücülere” göre ise Devlet bey “kötü, diktatör”. O dönemlerde “Türk Milliyetçiliği MHP’nin, Türkeş’in tekelinde değil” derler, kapitalizmi, liberalizmi program yapan partilerde istikbal ararlardı, şimdi ise yine “Türk Milliyetçiliği MHP’nin, Devlet beyin tekelinde değil” diyorlar ve parti programı Yahudi localar tarafından yazılan AKP’de istikbal arıyorlar.

Bunların çoğu geçmişte Başbuğumuz Alparslan Türkeş’e de aynı şekilde karşıydılar.

Bunlar, MHP’den ve liderimizden nefret ettikleri kadar PKK’dan ve bebek katilinden nefret etmezler. Bunlar, “Ne mutlu Türküm diyene” ifadesinden rahatsızlığını her fırsatta dile getirenleri sonuna kadar destekler bunu da “biz bağımsız ülkücüyüz” diye perdelemeye çalışırlar.
Bunlar Bozkurt değil, Kurt kırması Akkurtlardır.

Hiç kimsenin geçmişte yattığı hapis, çektiği işkence veya ettiği hizmet, bugünkü cahilce, haince davranışını meşrulaştırmaya gerekçe olamaz. MHP’nin yanlışları ve hataları, hiçbir ülkücünün PKK ile aynı hedefe koşan AKP’yi desteklemesine gerekçe olamaz. Hiçbir gerekçe, televizyonlara çıkarak AKP’lilerle ile kucak kucağa oturup MHP’yi yerden yere vurmayı meşrulaştıramaz.

Hala MHP’nin DSP ile koalisyon ortaklığını dillerine dolayıp kendi haysiyetsizliklerini meşrulaştırmaya çalışıyorlar. Başbuğ Türkeş’in 80 öncesinde, hiçbir şart öne sürmeden CHP ile koalisyon kurma teklifi yaptığını, ülke menfaatleri için Türk Milliyetçilerinin ne gerekiyorsa yapması gerektiğini nereden bilecek bu zavallılar?

Bir kişi ülkücüyüm diyorsa, öncelikle fikir namusuna sahip olması gerekir. AKP’lilerle oturup, Türk Milliyetçiliğini parti programı yapmış yegâne parti olan MHP’yi sabah akşam çekiştiren birinin fikir namusu olduğundan bahsedilemez.

Bütün fahişelerin, kendilerini kötü yola düşüren “kendince haklı gerekçeleri” olduğu gibi bu fikir namusu fukaralarının da kendilerini “MHP karşıtı konuma düşmelerinin kendince haklı gerekçeleri” olabilir. Fakat hiçbir gerekçe fahişeliği haklı gösteremeyeceği gibi, fikir namusu fukaralığını da meşrulaştıramaz. Televizyonlara, gazete manşetlerine çıkıp MHP’yi yerden yere vuran, AKP’yi göklere çıkartanların durumu da bundan farklı değildir.

Geçmişte ülkücü hareketin içerisinde bulunmuş olmaları şimdiki haysiyetsizliklerini haklı gösteremez.

Unutulmasın ki bütün fahişeler orijinalde bakiredir.
Onların bekâreti ne kadar şimdiki günahlarını meşrulaştırırsa, şimdi MHP ve Ülkücü harekete saldıranların eski ülkücü olması da bunları o kadar meşrulaştırabilir.

Neymiş efendim “darbe anayasasından kurtulmak için” AKP anayasası desteklenmeliymiş.

Irak’ta Saddam’a karşı ABD askerlerini alkışla karşılayan Iraklılar ne ise, Türkiye’de cunta anayasasına karşı AKP’yi desteklemek de odur. Bir düşmanı defetmek için öteki düşmanın ipine sarılıyorlar. Tıpkı Afganlıların Ruslardan kurtulmak için ABD’nin ipine sarılmaları gibi.

“12 Eylül anayasasından kurtulmak için PKK açılımının alt yapısını oluşturan AKP anayasasına destek vermek”, Irak’lıların ABD askerlerini alkışla karşılamasından daha alçakça bir davranıştır bir ülkücü için.

Şu an TV’lere çıkıp AKP anayasasını savunan ve MHP’yi yerden yere vuran “eski kaşarların” durumu da aynen böyle.

***

Ülkücü, karı gibi ağlayıp çektiği işkenceleri anlatmaz.

Hiçbir gerekçe, bir ülkücünün AKP’yi desteklemesini meşrulaştıramaz. Çünkü AKP, ABD’nin BOP projesinin Türkiye’deki taşeronudur. Dün Rusya komünizm ile Türkiye’yi işgal etmeye yeltenmişti, bugün ABD AKP ile işgal etmeye, bölmeye çalışıyor. Dünkü tehlike ile bugünkü tehlikenin ülkücü bakış açısından hiçbir farkı yoktur.

Bu kaşarlıların ne söylediklerinden ziyade, bunlar kim, ona bakalım. Malum, söylenenden önce söyleyene bakmak lazım, adamı mı diye.

Son zamanlarda sıkça yandaş medyanın kucak açtığı üç ismi burada anlatalım da ülkücü hareket nasıl bir tezgâhla karşı karşıya olduğu daha iyi anlaşılsın.

Ramiz Ongun, Mustafa Çalık, Alaettin Aldemir …

Bunlar geçmişte hareketin içerisinde bulunmuş, hatta çok önemli makamlara da gelmiş kişiler.

Ramiz Ongun, 80 darbesinden sonra Almanya’ya kaçmış, 1984’de Özal’ın emriyle Avrupa Ülkücü Türk
Federasyonunu bölüp ANAP yandaşı haline getirmiştir.

1997’ye kadar tam 17 yıl MHP ve Alparslan Türkeş aleyhine ANAP ve Özal lehine çalışmış biridir. ANAP tükenince önce DYP’de istikbal aramış, DYP bitince de MHP’ye dönmüş birisidir. Ülkücülük ve Türk Milliyetçiliği Ramiz Ongun için hiçbir şey ifade etmez. O, ANAP’ı, DYP’yi, AKP’yi destekler. Çevresindekilere son bir haftaya kadar AKP anayasasına karşı durmanın bir Türklük görevi olduğunu söyleyen Ramiz Ongun, RTE’nin telefonu ve iftar daveti üzerine 180 derece dönmüştür. Bu onun karakter yapısının bir tezahürüdür. Çünkü Ongun “döneklik mesleğinde” büyük tecrübesi olan bir kişidir.

Mustafa Çalık, gittiği her yerde nifak ve fitne saçmakla meşhurdur. BBP’ye girdiği zaman Muhsin Yazıcıoğlu’nun “Bu adamdan derhal kurtulmamız lazım, yoksa partide millet birbirini boğazlayacak” dediğine o dönemdeki idarecilerin hepsi şahittir. 1980 sonrası onu ülkücü hareket içerisinde gören olmamıştır. Bir dönem milletvekilliği için gelmiş, fitne fesat yaydığı gerekçesiyle partiden derhal uzaklaştırılmıştır.

Alaattin Aldemir, Ülkü ocakları eski genel başkanıdır. DYP’ye törenle girip Çiller’in kılıcını sallamakla meşhurdur. Şu anda AKP ile ticari ilişkisi vardır. Şayet bu ticari bağlantısı olmasa, yani kendi iradesi ile hareket etse, Aldemir en büyük AKP karşıtı olur. MHP ile bağlarını çoktan kopartmıştır. Ülkücü olduğunu iddia etse bile, DYP veya AKP parti programını kabul eden adamdan değil ülkücü, vatansever bile olmayacağını en iyi kendisi bilir.

Bu kişilerin ülkücülükle Türk Milliyetçiliği ile alakası uzun yıllar önce kopmuştur. Ülkücü hareket ve MHP hakkında konuşmaya hiçbir şekilde hakları yoktur.

***

Helikopter kazasını aydınlatmaya yanaşmayan ve bilerek 3 gün boyunca kaza yerine erişmeyi engelleyen AKP’ye destek veren BBP konusuna da değinmek lazım burada.

Ayrıldıklarından, Muhsin Başkan’ın vefatından önceki son bir yıla kadar, hiçbir yayın organlarında ülkücülük, Türk Milliyetçiliği, bozkurt vs gibi bize ait ifadeler yoktu. Hatta Türk Milliyetçiliği, ülkücülük gibi kavramların bırakılıp milli görüş tabanında tutunabileceklerini günlerce tartışıp karara bağlamışlardı.

Geçen zaman içerisinde, Başbuğ’un vefatı ve MHP’de liderlik tartışmaları BBP’lileri yeniden ülkücü tabana dönmeye itmiş ve 2006’nın sonlarına doğru demeçlerinde ve yayın organlarında yeniden Ülkücülük, Türk Milliyetçiliği, Bozkurt gibi kavramlar yer bulmaya başlamıştı. Dolayısıyla BBP, Türk Milliyetçiliği ile bütün köprüleri atmış, daha çok milli görüş tabanına yakın bir politika benimsemiş bir partidir. Milliyetçilik, parti programlarına en son kurultayda girebilmiş, fakat tarifini de tahrif ederek ancak yer bulabilmiştir.

BBP’liler, bırakın milliyetçiliği ve ülkücülüğü, kendi kurucu genel başkanlarına bile ihanet içerisindedirler. Muhsin Başkan’ın anısına hürmeten sol partiler bile Sivas’ta Belediye seçimlerine asılmazken, Muhsin Başkan’ın vefatını fırsat bilen AKP’nin, sonuna kadar seçime asılması ve ev ev dolaşıp “Muhsin öldü, BBP bitti, boşa oy vermeyin” demesi bile şimdiki BBP yöneticilerinin AKP’ye koltuk değneği olmasını engellememiştir.

***
Bu “eski ülkücüler” şimdi MHP’ye olanca güçleriyle saldırmaktadırlar. MHP’ye yönelttikleri suçlama “AKP anayasasına destek vermemesi” noktasında yoğunlaşmaktadır. Bunlar o kadar geri zekâlı ve bunların ipi o kadar AKP’nin elindedir ki, kendi ihanetlerine neden ortak olmuyor diye MHP’yi suçlayacak kadar zavallı duruma düşmektedirler.

Tayyip Erdoğan’ın “Bu daha bir şey değil, biz bu değişiklikleri açılımın alt yapısını oluşturmak için yapıyoruz” demesi bile bu “eski kaşarların” uyanmasına vesile olamamaktadır.

Ülkücüler bu kaşarlara karşı uyanık olmalıdır. Bu kaşarlar şu anda, Milli Birlik ve beraberliğin son kalesi olan MHP’yi karıştırıp AKP aracılığı ile uygulanmaya konulan okyanus ötesi kaynaklı projenin, yani BOP projesinin önündeki bütün engelleri ortadan kaldırma senaryosunda gönüllü figüranlık yapmaktadırlar.

Türk Milliyetçiliği, her şeyden önce fikir namusu sahibi olmayı gerektirir. Bakın bakalım bu kişilere, ülkücü fikir namusunun kırıntısını görebilecek misiniz?

“80 öncesi hiçbir Müslüman eline silah almadı” diyerek ülkücüleri kâfir ilan eden yandaş medyanın şimdilerde TV ekranlarını, gazete manşetlerini sonuna kadar bazı kırıklara açması ve onları ülkücü olarak lanse etmesini siz tesadüf mü sanıyorsunuz yoksa?

***

Ülkücüler elbette tartışmalı, istişare yapmalıdır.
Fakat Bozkurtların meşveret meclisinde, kurt kırmalarının, akkurtların söz söylemesine izin verilmemelidir. Ülkücüler, havlama seslerinin bozkurt sesini bastırmasına izin vermemelidir.

“Bağımsız ülkücü” imiş! Hadi oradan, hoşt be hoşt.
***

Benim bir türlü anlayamadığım bir hususu buradan tekrar sormak istiyorum.

Bu ülkücülük nasıl bir şey ki, her türlü ihanetin içerisinde bulunmak bile bir türlü bunların ülkücülüklerine zeval veremiyor?

Ülkücülük, valilik gibi, elçilik gibi müktesep hak mıdır ki, bir kere elde edilince bir daha kaybedilemiyor?

Baskın Oran’ın, Zafer Üskül’ün, Ergun Özbudun’un, Doğru Ergil’in hazırladığı AKP anayasasına Evet demek bir kişinin ülkücülüğüne zeval vermiyorsa, varın bunların ne kadar fikir namusu sahibi olduklarına siz karar verin. {jcomments on}

 

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.