DOLAR 5,7617
EURO 6,3997
ALTIN 273,0
BIST 108.649
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 13°C
Az Bulutlu

Cumhurbaşkanı ve TBMM Başkanı Türk Silahlı Kuvvetlerine Karşı Neden Duyarsız?

06.02.2013
49
A+
A-

Prof. Dr. CELALETTİN YAVUZ

Aşağı yukarı 27 Mayıs 1960 tarihinden yakın bir zamana kadar “askeri vesayet” olduğu iddiası büyük ölçüde yanlış olmamakla birlikte, son dönemlerde Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK)’nin bu konumdan uzaklaşmak için sarf ettiği çaba da görülememektedir. Bu sebeple de “Vur abalıya!” denilerek, son yıllarda TSK, asli görevi “yurt savunması”nı layıkıyla yapamayacak moral kaybı ve görev anlayışsızlığı içerisine sürüklenmektedir.

Bu bağlamda 26 Ocak 2013’te istifa ettiği duyulan Donanma Komutanı Oramiral Nusret Güner olayı, alarm zillerini çaldırtacak kadar önemlidir. TSK emeklileri genellikle Güner’in davranışını “onurlu” buldu. Harbiyelinin ruhundan zerrece haberi olmayan köşe yazarları neler yazmadılar ki? Ama emekli subay ve paşalar da yazdılar. Bunlardan bir kısmı şöyle idi:

“Komutan, astlarının hukukunun koruyucusudur. Oramiral Güner bu görev ve sorumluluğu yerine getiremediği gibi, astlarının hukukunu çiğneyenlere dolaylı da olsa yardım etmekten vicdan rahatsızlığı duymuş ve bu koşullarda komutanlık yapamayacağına karar vermiştir.

Gerek çeşitli uydurma gerekçelerle tutuklanan gerekse görevde olan astlarının nazarında komutanlık yapamadığının rahatsızlığını hissetmiştir. Sonuç itibariyle ‘Ya yaptığın işin hakkını vereceksin ya da çekip gideceksin!’ düsturu içerisinde, son zamanlarda Türk devlet adamlarında rastlanmayan bir vakar içerisinde istifa ederek ayrılmıştır.”

Başbakan Erdoğan bile bir Tv konuşmasında; “400’e yakın emekli, muvazzaf subay, astsubay içeride olduğunu, örgüt kurmaktan suçlamaların daha ağır olduğunu, kesinlik olmadan yüzlerce subayın tutuklanmasının TSK’de moralleri bozarak terörle mücadeleyi zorlaştırdığını, göreve komutan kalmadığını!” itiraf etti. Bu ifade ise şöyle karşılık buldu:

“Yaklaşım doğru, rakamlar yanlış. BALYOZ’dan 324 asker ceza aldı.40 kişi beraat etti. Savcı onlara da itiraz etti. ERGENEKON’da yaklaşık 300, 28 Şubat’ta 90, Askeri Casusluk ve Şantaj’da 300 asker yargılanıyor. Bir duyuma yaklaşık 400 değil, 1000 askeri şahıs tutuklu-tutuksuz yargılanmakta, bir o kadarı da sırada beklemekte.”

“Fuhuş, şantaj, hayvan ve çocuk pornoculuğu, casusluk, çete vb. öyle suçlamalarla yargılanıyor ki bu insanlar darbe suçlaması solda sıfır kalır. Aşağılayıcı, aile ve onurlu insan yaşantısını yok edici. İnsanı toplum içine çıkamaz hale getirici suçlamalar. Genelkurmay Başkanını terör örgütü lideri kabul etmek. Geriye kalanlar ne olur? Böyle bir silahlı kuvvetlerden hayır gelir mi? Bunlar ülkeyi savunabilir mi? Bunlarla harbe girilir mi? Girilse kazanılır mı? ‘Komutan kalmadı!’ diyor Başbakan Erdoğan. Bütün ifadeleri içinde en doğru tanı budur!”

“Peki Genelkurmay Başkanı ve komutanların yargılanmasından rahatsız olduğunu söyleyen Başbakan, ‘Askeri Vesayete Son Verdik!’ diye böbürlenen kişi değil midir? ‘Müzakereleri sürdürürken terörle mücadeleye de devam ediyoruz!’ sözü ne kadar inandırıcıdır? Kiminle ve nasıl devam eder terörle mücadele? Komutansız ve moralsiz orduyla mı? Terör örgütünün başıyla, binlerce şehidin ve gazinin katiliyle görüşme yaparak mı?”

“TSK’yi ve komutanları bu duruma düşürmek istemeyen siyasi irade bir gecede gerekeni yapar. Yapılmıyorsa kasıtlıdır, bilinçlidir. Türk askerinin yargılanması, hapsedilmesi, aşağılanması, toplum içine çıkamaz hale getirilmesi, ordunun komutansız bırakılması Türkiye Cumhuriyeti’nin parçalanması yolunda atılan adımları engelleyecek tek ve en önemli gücün etkisiz hale getirilmesi içindir. Özerklik, ana dilde eğitim, Anayasa’nın değiştirilemez maddelerinin doğrudan/dolaylı değiştirilmesi gibi ülkeyi bölünme ve parçalanmaya götüren çalışmalar göz göre göre sürdürülmektedir ve karşı koyacak en önemli güç sindirilmiştir.”

Son Söz: Kamuoyu gibi Cumhurbaşkanı ve Meclis Başkanı TSK’ye saldırıya neden duyarsız. Oysa teröristlere karşı mücadele eden askerin de, “devlet büyüğü” olduklarını hatırlasalar, Devlet Denetleme Kurulu ‘BALYOZ Dava’sında devreye sokarlardı!

(Bu konu işlenmeye devam edecektir.)

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.