Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 31°C
Az Bulutlu

CUMHUR İTTİFAKIYLA NELER DEĞİŞTİ

CUMHUR İTTİFAKIYLA NELER DEĞİŞTİ
26.07.2020
A+
A-

Türk devletinin Osmanlının duraklama devrinden başlayan büyük değişimi devam ediyor.

Kah ümit kıran, kah geleceğin güzel olacağına dair ümitleri besleyen değişim ve gelişmeler dönemi bir çok tarihi büyük olayı da içine alarak olanca hızıyla sürmektedir.

Cumhuriyet dönemi, en köklü uygulamaları toplum ve devlet hayatımıza getirmiş olmakla birlikte şüphesiz ki 1980 yılıyla başlayan yıllar en fazla git-gele şahit olduğumuz dönem olmuştur.

Yabancı başkentlerin güdümünde anarşist hareketlerin yanında Türk Milliyetçiliğini de hedef alan 12 Eylül cuntası, devletin temel politikalarını yeniden tanımlamaya çalışmış ancak kısa sürede gelen baskılara dayanamayarak attığı adımların ardını getirememiştir.

Siyasetin 12 Eylül’ün etkisinden kısmen kurtulup demokrasi rayına oturtulması ülkemizin on yılını almış, yine de normal demokratik bir zeminin tesisi ancak 20 yılda gerçekleşebilmiştir.

Son 40 yılda çoğunlukla milli hassasiyetler dışında Türkiye üzerinde hesapları olanların telkin ve tavsiyeleri istikametinde hareket edenler ülke yönetiminde etkili olmuştur.

2002 yılında iktidara gelen AKP batının kendilerine eklemlediği bir kısım eski tüfek komünist başta olmak üzere bilumum Cumhuriyetle yıllardan bu yana kavga içinde olanlarla ittifak halinde 2013 yılına kadar Türkiye’yi yönetmeye devam etmiştir.

Türklüğün düşmanları bu sürede sözde fikir özgürlüğü adına 780 Bin kilometrekare alana sıkıştırılmış Türk Devletini bölüp parçalanmasına yol açacak çalışmalarına hız vermişlerdir.

Bu dönemde, bulunduğumuz coğrafya üzerinde hesapları olanların teşvikleriyle istiklallimizin sembolü Türk Bayrağı ve inancın alameti başörtüsünü bez parçası seviyesine indiren konuşmaların en yetkili ağızlardan yapılışına şahit olduk.

Şımarık, emperyalist işbirlikçisi sahte aydınlar, devletimize adını veren Türk ifadesinden rahatsızlıklarını açıkça beyan etmenin yanı sıra bayrağımıza Türk bayrağı denmesine bile muhalefet edebilmişlerdir.

Bu şartlar altında 2009 yılına gelindiğinde Türkiye’yi etnik temelde bölme yolunda en önemli kilometre taşı olan başka bir plan benim de şahit olduğum bir başlangıçla bizzat devrin Cumhurbaşkanı Gül himayesinde Başbakan yardımcısı Beşir Atalay idaresinde uygulamaya konulmuştur.

İhanet planının önünün açılması için dış güçler tarafından Türkiye dönemsel desteklenmiş, bir kısım ticaret kolaylıkları ve ekonomik yardımlar AB ülkeleri tarafından devreye sokulmuştur.

Borca dayalı tüketimin getirdiği refah atmosferinde Milli Beka nöbetine neredeyse bir tek Devlet Bahçeli liderliğindeki MHP devam etmiştir.

MHP uygulanmak istenen nihai hedefi federal bir yapı olan plana tüm kadrolarıyla her platformda şiddetle karşı çıkmıştır.

Habur’da teröristlerin ayağına giden hakimler ve Diyarbakır’da garnizonda Ömer Mutlu adındaki hain tarafından gönderden indirilen şanlı bayrağımız bu dönemin utanç verici hatırası olarak aziz milletimizin beynine kazınmıştır.

Kıbrıs’ta gönderden Türk Bayrağını indiren Rum’u alnından vurma emri verecek ikinci bir Hasan Kundakçı paşanın orada olmaması hepimizin üzüntü kaynağı olmuştur.

İçimizdeki ihanet odakları tarafından federal yapının dayanağını oluşturmak üzere kanlı terör örgütüne, doğu ve güneydoğu Anadolu bölgesinde etnik temizlik yapması için göz yumulmuş, vatandaşlarımız PKK’nın insafına terk edilmiştir.

Tüm bu yaşananlar ve daha fazlası 17–25 Aralık 2013 tarihine kadar sözde demokratikleşme adına bölünmeye varacak yolda hız arttırarak devam etmiştir.

Tarihimizde olmadığı bir şekilde kriminal bir metotla yönetime el koyma teşebbüsü Başbakan Erdoğan’ın tehlikeye eksiksiz teşhis koyması ve cesareti sayesinde bertaraf edilmiştir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu mücadeleden başarıyla çıkmasının en büyük nedeni tek başına kalsa bile fikirlerini savunmadaki dirayeti ve kendisine inanan Türk Milletinden aldığı destek olmuştur.

17–25 Aralıkta yenilgiye uğrayan çete mağlubiyeti ve o güne kadar kullandığı kendisine hükümet tarafından sağlanan imkanları kaybetmeyi içine sindirememiş, nihayetinde 15 Temmuz 2016 tarihinde kanlı kalkışma planını devreye sokmuştur.

Kanlı kalkışma sırasında, akşamın ilk saatlerinde, MHP lideri Bahçeli kanlı teşebbüse tavır almış, Türkiye Cumhuriyetinin meşru hükümetine desteğini ilan etmiştir.

Sayın Bahçeli yalnız destek açıklamasıyla kalmamış elindeki hayati derecede önemli bağlantıları Erdoğan’ın yardımına sunmuş onu yaptığı mücadelede en güçlü şekilde desteklemiştir.

Kahraman Türk Milleti ve onun demokrasiye inanmış komutanları sayesinde kanlı kalkışma, çoğunluğu sivil 251 şehit ve yüzlerce gazi sayesinde kesin bir zaferle önlenmiştir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan paralel devlet yapılanmasını ortadan kaldırmak için çalışmalarına hız vermiş ancak mevcut hükümet sistemi içinde yapısal sorunların çözümü gayrı-milli muhalefet nedeniyle istenen süratte yapılamamaktaydı.

Tam bu noktada Sayın Devlet Bahçeli Cumhurbaşkanlığı Hükümet sistemine giden yolu açan meşhur çağrısını yapmıştır.

7 Ağustos 2016 tarihinde 3 partinin katılımıyla yapılan Yenikapı Demokrasi Mitinginin yarattığı ruhla yeni hükümet sistemini getiren Anayasa değişiklikleri, milletimizin hakemliğine sunulmuş ve net bir oranla onaylanmıştır.

Bu suretle devlet mekanizması hantallıktan kurtularak daha dinamik ve güçlü bir yapıya kavuşmuştur.

Yeni sistem elbette kolay gelmemiş ve emeği geçenler saldırıların hedefi olmaya dün olduğu gibi bu günde devam etmektedir.

Cumhur İttifakına muazzam sahip çıkma ve destek sebebiyle Bilge lider Devlet Bahçeli’ye yakıştırılmadık çirkin benzetme kalmamış MHP, yedek lastikten bastonluğa kadar edepsiz, aşağılık benzetmelerin muhatabı olmuştur.

Devlet Bahçeli bu kadar hedef alınmayı hak etmiş midir?

Asla ve kata hayır!

 

İsterseniz gelin hep birlikte Sayın Bahçeli ve MHP’nin yeni dönem ve hükümet sisteminin yürürlüğe girmesine yol açarak neleri değiştirdiğine başlıklar halinde değinelim.

 

­-Dağları taşları boş yere bombalamalar geride kalmış, 50 Bin canımıza mal olan bölücü PKK terörüne karşı top yekun mücadele başlatılmış,

—Faili meçhul bahanesiyle dağıtılan özel terörle mücadele birimleri en güçlü seviyede yeniden oluşturulmuş,

—36 etnik yapı, çok milletli toplum söylemi terk edilmiş                       yeniden “tek millet” olarak Türk Milleti’ne dönüş yapılmış,

—Eyalet sistemi ve özerklik tartışmaları rafa kaldırılmış,   devletin “milli ve üniter” yapısı teyit edilmiş,

—50 yılı aşan bir sürede ihanet odakları tarafından tesis edilen paralel devlet yapılanmaları tasfiye edilmiş,

—15 Temmuz kanlı ihanet kalkışmasının failleri, yancıları ve destekçilerine gereken cezalar verilmiş, diğerlerine kapı gösterilmiş,

—Devletimizin Silahlı Kuvvetlerine yerleştirilmiş en az 50 Bin asker generaller dahil ordudan uzaklaştırılmış ve cezalandırılmış,

—En önemli güç kaynağımız yargıya sızmış 5 Bin ajan çete mensubu kovulmuş,

—Emniyet teşkilatına çöreklenmiş Allah korkusu olmayan kumpas, komplo ve tuzağı alışkanlık haline getiren Hasan Sabbahçı, layık olduğu muameleye tabi tutulmuş,

—Devlet yeniden milli ve yerli temelde tahkim edilmek üzere titizlikle çalışmalar yürütülmüş,

—Her biri devleti çalışamaz hale getirecek bu musibetlerle uğraşırken hayatın normal akışını sürdürmek üzere ekonomiden eğitime, sosyal hayattan uluslararası temsiliyete kadar her alanda başarıyla göreve devam edilmiş,

—Açık gizli birçok ambargoya rağmen hiçbir gıdanın, malın yokluğuna fırsat verilmemiş,

—Sağlık başta tüm sosyal ve ekonomik alanlarda inanılmaz sonuçlar doğuran, neredeyse tüm dünyada dahili ve harici ilişkileri sıfırlayan evrensel salgın döneminde toplumun ve tüm kurumların ayakta kalması sağlanmış,

—İçerde bunlar yapılırken, Suriye’ye, Irak’a güvenliğimiz için doğrudan müdahale edilmiş,

—Libya’da Doğu Akdeniz’de ve Mavi Vatan’da haklarımızın cesurca takipçisi olunmuş,

—TSK’nin Kıbrıs Barış Harekatı dolaysıyla uygulanan ambargo nedeniyle elinin kolunun bağlandığı günlerden İHA, SİHA dahil tüm silah ve mühimmat ihtiyacımızın %70 oranında yerli kaynaklardan temin edilecek seviyeye gelinmiş,

—3 ay süreyle korona virüs sürecinde neredeyse tamamen durma noktasına gelen süreçte 84 Milyon nüfusun tüm ihtiyacı karşılanmış,

Doğrudan ve Yap-İşlet yatırımların hız kesmeden devam etmesi ve daha fazlası az bir şey midir?

Tüm bunların yapılmasına katkıda bulunmak bir siyasi hareket için mahcubiyet değil elbette gurur vesilesidir.

İktidar hırsıyla akıl ve iradelerini yabancı başkentlerin emrine verenler ve gaflet içinde onların peşinden gidenler elbet bir gün yapılanların kıymetini anlayacak ve Türkiye’yi yeniden layık olduğu yere gelmesine sebep olanlar tarihteki mümtaz yerini alacaklardır.

İstiklal İçin Birlik İstikbal İçin Dirlik

 

 

Ahmet Orhan

 

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.