Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 27°C
Gök Gürültülü

CUMHUR İTTİFAKI VE ALLAH DAVASI

CUMHUR İTTİFAKI VE ALLAH DAVASI
27.02.2020
A+
A-

Ülkemizin içinde bulunduğu tabloya baktığımızda gördüğümüz yurt içindeki karmaşayı ve bunu aşan bir durumu sınırlarımızın dışında, etki alanımızda da görürüz.

İran’dan başlayıp Akdeniz’in doğu sahiline ulaşan Irak ve Suriye sınır boyunca, yani toplam 1295 km.lik sınır hattı boyunca karadan kuşatılmışlığımız Türkiye için en sıcak alanı ifade eder.

Ege’de yunan şımarıklığı, Doğu Akdeniz’deki emperyalist güçlerin zenginliği paylaşım planı Türkiye’yi kendi karasularına dar bir alanda deniz ferahlığı ve genişliğinden koparmaktan öteye bir anlam taşımaz.

Bu tabloya dikkatli baktığımızda 10 Ağustos 1920 de Sevr ile Osmanlı’ya dayatılan haritanın yeniden hayata geçirilmek istendiğini görürüz.

Tablonun çerçevesi boyunca gözükenler böyleyken içinde ise tam bir kargaşa hali söz konusudur.

İçinde bulunduğumuz zamanın öncesinden başlayarak en azından yarım asırdan bu yana Türkiye’nin içinde cereyan eden olayların arka planında, Ülkemizi zafiyete düşürerek Türk’e sınır çizip, kefen biçmek isteyenlerin büyük planıyla karşılaşırız.

Bu gün geldiğimiz noktada Türkiye’yi ekonomik, siyasi ve askeri alanda başkalarına muhtaç etmek isteyenlerin amacının bölgesel paylaşımda devletimizi devre dışı bırakmak ve onu yem yapmak olduğunu görmemek için kör olmak gerekir.

İçerideki kanlı etnik bölücü çete, yüce dinimizi kullanıp milletimizi bölmeye kalkan kökü dışarıda ihanetin kuklaları ve onların ağzından kan damlayan salyalı köpekleri…

Bunlarsa içimizde bulunan ihanet şebekesi Sevr’in uşaklarından, emperyalist Hıristiyan batının kölelerinden başkaları değildir.

Yaşanmakta olan günlerin geleceğini önceden haber veren, bunun etkisini ortadan kaldırmak için mücadele eden kişi ve yapıları içinden çıkarmış olan aziz Türk Milleti, bu sınır aşan oyunların hiç olmazsa tam anlamıyla hayata geçirilmesine engel olmuştur.

 

Türk Milletinin bu dönemdeki uyanık unsurlarının başındaki en büyük kitle, Türk Milliyetçileri ve onun günümüzdeki teşkilatlanmış takipçileri Ülkücülerdir.

Rahmetli Başbuğ Alparslan Türkeş’in altmışlı yılların sonundan itibaren başlattığı “an”a takılmadan tarihi geleceğe geniş ve top yekun bakışı, vefatı sonrası da lider Bahçeli vizyonuyla genişleyerek ve gelişerek devam etmiştir.

Bilge lider Devlet Bahçeli vizyonu şartların olgunlaşması ve bir yerde mecbur bırakmasıyla Türk’ün tarih sahnesine yeniden başrol olarak çıkışının yolunu açan “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi”nin hayata geçmesini mümkün kılmıştır.

Türkiye artık insanoğlunun bulduğu en medeni yönetim şekli olan demokrasinin pranga olarak istismar edilme ihtimalini ortadan kaldırmış, kararlarını verimsiz tartışma, kırgınlık ve kargaşaya maruz kalmadan hayata geçirme fırsat ve süratini yakalamıştır.

 

Esas olarak yönetenlerin tüm gücünün milletten, yani milli iradeden aldığı bu sistem, daha isabetli ve süratli karar verme, olaylara zamanında müdahale ve istikamet verme imkanı sağlamaktadır.

Hal böyle olunca bize benzeyen unsurların, bizden görünüp başka merkezlerin ama iyi niyetle, ama ihanet içinde batı ve doğu emperyalizminin müttefiki olanların, ilk bertaraf etmek istediği şeyin yeni sistem olması gerçeğini ortaya çıkarmaktadır.

İçeride başta sistem olmak üzere elimizi güçlendiren İha, Siha, tank, zırhlı taarruz araçları roket, füze ve mühimmat üretimindeki gelişmeleri değersizleştirmek isteyen tartışmaların tek hedefi Türkiye’yi iktidar kavgası üzerinden zaafa düşürmektir.

Ne yazık ki en yeşilinden en kızılına, dindarından ateistine her renk ve hayat tarzını içinde barındıran bu gayri milli gökkuşağı koalisyonu, yapılmakta olan mücadeleye darbe vuracak bir ihanet içindir.

Türkiye Cumhuriyeti Devletini kurma iddiasında olan partinin günümüzdeki genel başkanı ihanet içinde değilse iktidar histeriyle kulaklarımıza inanamayacağımız cümleler kurmakta, hatta kendi devletini işgalcilikle suçlayacak kadar akıl, mantık ve muvazene dışı sözler sarf etmektedir.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun geçtiğimiz Salı günü 25 Şubat 2020 tarihinde partisinin TBMM Grup Toplantısında yaptığı konuşmada devletimizin kurumlarını hedef alan birçok suçlamanın yanında Türkiye’yi Erdoğan üzerinden Dünyaya işgalci olarak hedef göstermeye yeltenmesi tam bir denge kaybı ve idrak yoksunluğudur.

Bay Kemal, “İdlib sanki Türkiye toprağı; efendim, Suriye hükümeti geri çekilecek, ben oraya geleceğim.

Adamın kendi toprağı kardeşim!

Sen şunu söylüyorsan, ben Suriye’ye geleceğim, Suriye’den çıkmayacağım, İdlib’i de alacağım, Halep’i de alacağım, Şam’ı da alacağım, bütün bunları Türkiye Cumhuriyeti Devleti toprağına katacağım diyorsan tamam, onu çık söyle.

Onu söylüyorsan Suriye’nin toprak bütünlüğünden söz etmeyeceksin o zaman.

Bana Misakı Milliden söz ediyor, Misakı Milli sınırlarından söz ediyor. Ben onların tamamını biliyorum.

Senin Suriye toprağında gözün var mı, yok mu? Bunu çık milletin önüne gayet açık söyle bakalım, var mı, yok mu?” diyebilmiştir.

Bu cümlelerin fikir özgürlüğü içinde değerlendirilmesi mümkün değilken benzer cümleleri zillet ortaklarının da zaman zaman aynı tonda ve vurgulamada olmasa bile sarf ettiklerine şahit olmaktayız.

Olurda sıkı irtibatta oldukları emperyalistlerin kulağı duymaz, gözü görmez diye tekraren aynı istikamette açıklamaların tipitip yapılı CHP sözcüsünün zıplamaları arasında yapıldığına da şahitlik etmekteyiz.

Muhalefetin hainane saldırılarının dışında iktidarın milletin adalet ve hakkaniyet duygularını zedeleyen yandaş kollama siyasetindeki ölçüsüzlüğü, yandaşlık ve menfaat paylaşımı dışında anlamı olamayacak kendi dışındakileri yok sayan yanlışları, vicdanları yaralamakta taraftar ve müttefiklerini dahi rencide eden uygulamaları bu büyük tarihi mücadeleye zarar vermektedir.

Düşmanın bu kadar güçlü, mücadelenin böyle zor olduğu zamanlarda birlik ve beraberliğin en geniş manada sağlanmasının yolu keyfilik yerine hakkaniyet esasına dayalı uygulamalardan geçtiği muhakkaktır.

Siz kalkıp tartışmalı bile olsa adı cinayetlere, gayrı milli çalışmalara karışmış, devleti uluslararası kuruluşlara şikayet etmiş, ihanet kalkışmasıyla organik bağı olanları halkın ve dışınızdakilerin ne düşüneceğini umursamadan yapacağınız icraatların mutlaka bir gün size olumsuz dönüşleri olacaktır.

Netice olarak AK Parti iktidarı tıpkı 18 yıl önce halka verdiği sözde olduğu gibi liyakat ve adalete dayalı uygulamalara dönmek durumundadır.

Ayrıca milli varlığımızı yandaşlara, menfaat şebekelerine peşkeş çekenleri ortadan kaldırma mücadelesini vermek zorundadır.

Bu mücadeleyi zorunlu kılan sömürgeci batı karşısında tek dayanağımızın aziz Türk Milleti olduğu gerçeğidir.

Onu ayrıştıracak, birbirine düşürecek yaklaşımları ortadan kaldırmak ve önünü kesmek hükümetin asli görevi ve önceliği olmak zorundadır. 

Tüm bunları yapıp içinde bulunduğumuz zamanı Milletimiz ve devletimiz lehine zaferle taçlandırdığımızda Allah davasının bayraktarlığını büyük Türk Milleti hakkıyla yeniden alacaktır.

 

 Ahmet Orhan

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.