Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 27°C
Gök Gürültülü

CHP’Nİ YENİ YÜZÜ

CHP’Nİ YENİ YÜZÜ
05.03.2020
A+
A-

Türk siyasetinde gerilimli dönemlerde söz dalaşı ve atışmanın daha şiddetli ve daha sık yaşandığına şahit oluruz.

On bir yıldan bu yana komşu Suriye topraklarındaki iç savaş, Türkiye başta olmak üzere tüm Ortadoğu ve dünyada gerilimlerin yaşanmasına sebep olmaktadır.

Ülkemizde dört milyonu Suriyeli olmak üzere 5 milyondan fazla sığınmacı ve kaçak göçmenin bulunması doğal olarak Türkiye’nin politik önceliklerinden biri olmuştur.

Bu ortamda iktidar-muhalefet ilişkileri geleneksel çizgisinin dışına çıkmış, rekabet düşmanlık seviyesine ulaşan bir ayrışma boyutu kazanmıştır.

2002 yılından bu yana 7 Haziran- 1 Kasım 2015 dönemi hariç tamamında iktidarı tek başına elde etmiş olan AK Parti’nin büyüklük taslaması ve karşısındaki ana muhalefet partisinin ise henüz % 30’a bile ulaşamamasının hırçınlığı, Türk siyasetindeki tartışmaların tahkir, taciz ve hakaret çirkinliğinin yerleşik hale gelmesine neden olmuştur.

Son yıllarda gelenek haline gelen mecliste grubu bulunan partilerin grup toplantıları televizyon ve diğer sosyal medya kanallarından canlı yayınlanmaktadır.

Parti liderleri bu toplantılarda Meclis genel kurulunda yapmaları mümkün olmayan ülke gündemindeki meselelere ilişkin öneri ve değerlendirmelerini milletvekillerine hitaben milletin tamamına ulaştırma imkanı bulurlar.

Siyasi parti liderlerinin TBMM meclis grup konuşmaları, kendilerine ayrılan bir saate yakın sürede iktidarların “Ulusa Sesleniş” vasatında, hiçbir sataşmaya maruz kalmadan yatıkları türdendir.

Tüm parti liderleri en etkili ve kapsamlı açıklamalarını vatandaşlar tarafından da ilgiyle takip edilen bu toplantılarda yaparlar.

Daha önceki yıllarda TBMM haftalık genel kurul çalışma programının birinci günü yani Salı günleri yapılan söz konusu toplantı ve konuşmalar şimdilerde Çarşamba gününü de içine alacak şekilde yapılmaktadır.

Cumhurbaşkanı Erdoğan partisinin grup toplantılarını bir süredir Çarşamba günlerinde yapmaya başlamıştır.

Bu surette iktidara yönelen sataşma ve suçlamalara başka imkanlara baş vurmadan ve gündemdeki sıcaklığını kaybetmeden TBMM çatısı altında cevap verme imkanını elde etmektedir.

Cumhurbaşkanı, bir gün önce CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun partisinin grup toplantısında Suriye’de yaşananlar ve hükümetin izlediği politikaya son zamanlarda olduğu gibi getirdiği ağır sataşmalara ve milli menfaatlerimize aykırı değerlendirmelere cevapları da içeren konuşmasını 4 Mart 2020 tarihinde yaptı.

Konuşmasının büyük kısmını Kılıçdaroğlu’na ayıran Erdoğan, CHP liderinin bizim iktidarımız şehitler tepesi boş kalacak söylemine, “Ben tarihimizden, atalarımızdan, şehitlerimizden ilham alarak evet şehitler tepsi boş kalmayacak dedim, diyorum diyeceğim.” diyerek başladığı sözlerine sırasıyla “hayatta hiçbir laftan tiksinmedim. ‘Şehitler ölmez vatan bölünmez’den tiksindiğim kadar” diyenlere bu onurlu laflar bir şey ifade etmiyor. Bay Kemal’in yeri ne vatandır ne millettir. Onun yeri Esad’ın yanıdır. Bize tavsiye ediyor ya. Buyur sen git.” sözleriyle karşılık vermiştir.

Konuşmasının devamında Kılıçdaroğlu’nun 34 şehit verdiğimiz o geceyi kast ederek “O gece neredeydin?” sorusuna,

Madem merak ediyor söyleyeyim. Bu ülkenin Cumhurbaşkanı o gece sabaha kadar görevinin başındaydı. Ertesi gün de hiç ara vermeden Cumhuriyet tarihinin en yoğun telefon diplomasisini yürüterek görevine devam ediyordu. O gece bu ülkenin TBMM başkanı, Milli Savunma Bakanı, diğer bakanları, MİT Başkanı ve diğer tüm sorumlular görevlerinin başındaydı. O CHP genel Merkezinde çay içerken bu ülkede sağlık, güvenlik görevlilerine varana kadar herkes görevinin başındaydı.” şeklinde cevap vermiştir.

Bu konuşmanın diğer bölümünde Cumhuriyet tarihimizin en büyük iktidar-muhalefet ayrışmasının yaşandığı Suriye meselesinde muhalefetin tutumuna,

Kılıçdaroğlu Esad’in Suriye’de, İsrail’in Filistin’de yaptığı insansızlaştırma projesine hizmet ediyor. Kılıçdaroğlu ülkemizin birlik ve bütünlüğüne saldırıyor. Bir insanın kendi ülkesine ve milletine böylesine derin bir kin beslemesi için ya geçmişte ağır bir travma yaşaması ya da başka bir çıkar hesabının içine düşmüş olması gerekir.” şeklinde karşılık verirken, Kılıçdaroğlu ve kadrosunu çılgına çeviren, mecliste yaşanan en ağır kavgaya varan tartışmanın fitilini

Çok açık net söylüyorum Türkiye’nin bu tarihi mücadelesini lekelemeye çalışan, alçaktır, şerefsizdir, haindir.” cümlesiyle ateşlemiştir.

Kılıçdaroğlu muhtemelen yakın çalışma arkadaşlarıyla kafa kafaya vererek Cumhurbaşkanının sözlerini, halk nezdinde Suriye politikasında ortaya koydukları ESADÇI duruşun yarattığı itibar kaybını tabanlarındaki gerilimi arttırarak gidermeyi sağlayacak ortam olarak değerlendirmeye karar vermiş oldukları anlaşılmaktadır.

Meclis genel kurulunda oluşabilecek fiili temaslarda kalabalık AK Parti grubu karşısında avantaj için tipitip grup başkan vekili yerine iri kıyım Engin Özkoç üzerinden tartışmayı yapmaya karar vererek, hemen genel kurul öncesi açıklama yapılmıştır.

Önceden tartışarak hazırlanan kavga çıkaracak bu açıklamada,

“İslam aleminde ABD’nin emperyalist çıkarlarına uygun hareket eden ve Müslümanların katledilmesini sağlayan kişiye ne denir? Haysiyetsiz denir, onursuz denir, şerefsiz denir, hain denir.

“Bizim şehitlerimize ‘kelle’ diyen bir kişinin sıfatlarını sayıyorum tekrar size; haysiyetsizdir, şerefsizdir, onursuzdur, vatan hainidir. Bu kişi Türkiye Cumhuriyeti’ni temsil edemez.

“Şeytan mı arıyorsun Erdoğan, şeytanın ta kendisi sensin.” ifadeleriyle Türkiye’nin siyasi huzuruna CHP sözcüleri vasıtasıyla bomba atılmıştır.

Milletimizin bağrından çıkan TBMM’ye güvenini sarsacak kavga görüntülerine hepimiz üzülerek şahit olduk.

CHP’nin bu gün izlediği siyasi strateji bundan ibaret de değildir.

Deniz Baykal’ın FETÖ komplosuyla istifa etmek zorunda kalmasıyla göreve gelen Kemal Kılıçdaroğlu ilk günden itibaren Erdoğan’ı yenerek tarihe geçme arzusuyla hareket etmiştir.

Bu işi kendine ve partisine olan güvensizliğiyle 2014 Cumhurbaşkanlığı aday tespitinde sol gelenekten olmayan Ekmeleddin İhsanoğlu’nu aday yaparak ortaya koymuş, ancak yine de Erdoğan karşısında yeni bir hezimetten kurtulamamıştır.

Devamlı olarak seçim kaybetmiş olması Kılıçdaroğlu’nu daha hırçın ve ilkesiz bir stratejinin peşine düşmesine sebep olmuştur.

Bu stratejiyi kısaca ifade etmek gerekirse “Düşmanımın Düşmanı Dostumdur” deyişinden başka bir şey değildir.

Bu anlayış Kılıçdaroğlu ve dolaysıyla CHP’yi önce FETÖ ile yan yana getirmiş, fiilen ve alenen Fetö mensuplarını ve kuruluşlarını savunma noktasına savurmuştur.

Bu ittifakla başarı elde edilmesi mümkün olmadığında, önce MHP’nin içinden çıkanlarla Erdoğan karşıtlığı noktasında yan yana gelinmiş, sonrasında ÖDP başta olmak üzere marjinal sol gruplarla pazarlıklara girişilmiş, CHP örgüt bünyesinde ve temsil noktalarında milletvekilliği ve belediye başkanlık kontenjanları bu gruplara tahsis edilmiştir.

İstanbul İl Başkanlığı, Beyoğlu Belediye başkan adaylıkları buna örnek uygulamalardır.

Cumhur İttifakı realitesi karşısında ise DP’den SP’ye kadar en kızılından en yeşiline yeni müttefiklerle ittifaklarını tahkim yoluna gidilmiş ve nihayet diğer dış ve iç desteklerle birlikte Belediye seçimlerinde kısmen başarılı sonuçlar elde etmişlerdir.

Dış müttefikler konusuna gelinecek olursa ABD kuklası Fetö ile olan ilişkilerin sağladığı tecrübe ve galip gelme hırsıyla geleneksel milli dış politika duruşu dışında ve tamamen karşısında bir pozisyon belirlenmiştir.

Cumhuriyet tarihimizin en kaotik dış sorunu olan Suriye konusunun her safhasında hükümet ve devlet karşıtı pozisyon alınmış, kimi gün PYD gibi bir terörist yapıyla yan yana gelinmiş olunmasına rağmen her daim Esad’a meşruiyet kazandıracak söylemlere devam edilmiştir.

Dokuz senedir ülkemizde çok yüksek maliyetler ve beka riski yaratan, halkına bombalar atan savaş suçlusu Esad, Kılıçdaroğlu ve CHP sözcüleri tarafından hiç hedef alınmadığı gibi Esad’ın müttefiki algısı yaratacak davranışlardan geri de durulmamıştır.

Türk Milleti, verilen şehitlerimizde büyük üzüntüler yaşamış olmasına rağmen devletimiz tarafından yürütülen Suriye operasyonunu desteklenmesi, milletimizle CHP arasında derin bir çatlak oluşturmuştur.

CHP bu tavrını sürdürürse en azından Kılıçdaroğlu’nun siyasi hayatı darbe alacak Bay Kemal genel başkanlık koltuğunu terk etmek zorunda kalacaktır.

Aksi takdirde Türk seçmeni CHP’ye verdiği ana muhalefet statüsünü elinden alacaktır.

AHMET ORHAN

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.