DOLAR 5,8145
EURO 6,4697
ALTIN 278,9
BIST 94.896
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 23°C
Parçalı Bulutlu

CHP’li “Ülkücü”ler! Entel Barın Müezzinleri!..

19.02.2014
61
A+
A-

Atatürk döneminde millileşen Türk siyaseti, onun ölümünden sonra emperyalizm karşıtı Sovyet rüzgârlarından daha fazla etkilenmeye başladı.

Yunan ordusunun arkasındaki İngiliz-Fransız desteğini ortadan kaldırmaya yönelik 1921 Moskova Antlaşmasının nasıl bir savaş taktiği olduğu, Mustafa Kemal ve arkadaşları tarafından biliniyordu.

Ancak Atatürk gibi “muzaffer kurucu” ve “karizmatik kahraman” özelliklerine sahip bulunmayan İsmet Paşa zamanında bu milli bağımsızlık ideolojisi, yerini yavaş yavaş “Sosyalist sola” bırakmaya başladı.

Köy Enstitülerinde Komünizm propagandası yapılması ve esir Türklerin Stalin tarafından uğratıldığı zulümlere kayıtsız kalınması, 1944’te Nihal Atsız gibi Türkçüleri isyan ettirecek kadar gayri milli bir siyaset anlayışını ortaya koyuyordu. Bu İnkılap “Türk” İnkılabı, bu Türkiye, “Atatürk Türkiyesi” değildi.

İnkılabın rotasını sola kaydıran bu dindışı siyaset, başta Nakşibendiler olmak üzere Osmanlı’dan gelen cemaat ve tarikat sızıntılarını da politize etmeye başladı. Halifeliğin kaldırılması ve Siyasi Laiklik zaten Sünni tabanda kaygı yaratmıştı.

Ahlaki ve Felsefi Laikliğin de devreye girmesiyle dindar kitleler, giderek İnkılabın bütün ilkelerinden ve anayasadan uzaklaştılar. Türk çocuklarına okullarda Darwin, evlerde Peygamberler tarihi anlatılıyordu.

Refah Partisi’nin taban bulmasıyla zirveye varan bu politizasyonun meyvelerini bugün AKP rantiyecileri devşirmektedir.

İnönü CHP’si, “ortanın solu” jargonuyla iyice sola yerleştikten sonra 68 rüzgârının da etkisiyle 1969’da Sosyalist Enternasyonal’e üye oldu ve “soğuk savaş” konseptinin sol cephesine yerleşti.

Robert Kolejli Ecevit’in tecrübesizliği ve Rahşan hanımın dişi militan karakteri, 1970’lerin ikinci yarısında CHP’yi aşırı sol fraksiyonlar için elverişli bir siyaset alanı haline getirdi. CHP, artık “Sosyalist Devrim”in kitlesel kalesiydi.

Fatsa örneğinde olduğu gibi CHP’li yerel yönetimler Sosyalist devrimi pişiriyor, Anayasa’ya sadakat zorlanıyordu. 1978’den itibaren merkezi hükümete bağlılık, inceldiği yerden kopuyor ve “bağımsız yapılar” ortaya çıkıyordu.

Bağımsız bir milletvekili veya belediye başkanının Anayasa’ya aykırı davranışlardan dolayı kapatılacak bir tüzel kişiliğinin olmaması, güneydoğuda CHP kökenli Bağımsız Milletvekilleri sürecini de başlatmıştı.

Ahmet Türk, Mehdi Zana, Leyla Zana ve Şerafettin Elçi gibi fırsatçılar, bu, “merkezden ve anayasal bütünlükten kopuş misyonu”nun temsilcileridir. Bu hareketin bugünkü temsilcisi BDP’dir.

1970’lerde her iktidara gelişinde Milliyetçi-Ülkücü kıyımı yapan Ecevit’in sonradan pişmanlık gösterdiği ve Milliyetçi olduğu söylenir. Oysa bu yılları yaşayanlar çok iyi bilirler ki; bugünkü PKK belasının da BDP ayrışmasının da İslamcıları tahrik ederek İrancı milliyetsizleri iktidara taşıyan dinsiz jakobenizmin de sorumlusu, Sovyet kuklası, Sosyalist Enternasyonal üyesi CHP’dir.

Siyasi partiler arasında ideolojik yakınlıklar bulunması, buna bağlı olarak da siyasetçilerin partiler arasında makul tercihler ve geçişler yapması, dünyanın sonu değildir.

Türk Milletinin 1970’lerdeki sosyal profiline uygun olarak, 12 Eylül öncesinde Ülkücü Hareketin “bir ayağı camide, bir ayağı meyhanede” olduğu da bir vakıadır. Maksadı, meyhanedeki Türk gencini de kazanarak Türklük gurur ve şuuruna, İslam ahlak ve faziletine kazandırmak olan bir camiada birbirinden farklı zevklerle ve renklerle yaşayan insanların bulunması da doğal bir durumdur.

Eğitimini tamamlayamadan 12 Eylül felaketine duçar olan Ülkücü hareketin içinden 30 yıl boyunca farklı siyasi partilere transfer olan insanlar gelip geçmiştir. Bu insanların aramızda yaşayıp, “satmamanın ve satılmamanın destânını” yazma şerefine nail olmalarını dilerdik.

Mamafih bu kardeşlerimizden camiye yakın olanların BBP, ANAP, DYP, AKP gibi sağ partilere, diğer tarafa yakın olanların da sola ve CHP’ye gitmesi bizi onlar adına üzmüştür fakat şaşırtmamıştır.

Ancak Mansur Yavaş hadisesi bu ideolojik karakter benzerliklerinin dışında gelişen tamamen “bireysel” bir durumdur. Kendi ihtilaf hırslarını, Mansur beyin başkanlık ihtirasına ekleyerek, bu ferdi açılıma hissedar olan eski kardeşlerimizin durumu da bu nedenle üzücüdür.

Tarih, Sosyalist Enternasyonale üye bir turuncu partide Ülkücülük yapıldığına hiç şahit olmamıştır.

Hele de dört kez kabuk değiştirerek, sonunda Atlantik hattına oturmuş “Beşinci CHP”de Ülkücülük yapmanın bir “entel barda müezzinlik yapmak”tan hiç bir farkı yoktur

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.