DOLAR 5,7144
EURO 6,3152
ALTIN 276,1
BIST 103.196
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 26°C
Parçalı Bulutlu

Bugünlere Nasıl Geldik?

01.10.2014
76
A+
A-

Orhan Karataş

Niçin bu kadar ümitsiz, bu kadar yalnız, bu kadar çaresiz durumdayız? Etrafımızdaki bu amansız ateş çemberi, bu ihanet sarmalı nasıl oluştu? Hırsızlık, yalan ve talan niçin bu kadar sıradanlaştı? Bu soruların cevabı sadece ülkenin perişan halini ortaya koymakla kalmıyor, vicdanları sızlatıyor. Yalanla gerçeğin, eğriyle doğrunun, akla karanın bu kadar kolay yer değiştirdiği bir düzenin; zihin bulandırmaya, talan ve ihanete dayalı bir dönemin başka türlü sonuç vermesini beklemek zaten abes olurdu. Ne doğrandıysa çanağa, kaşığa da o geldi.

SAAT BAŞI DEĞİŞİM

Daha işin başında değişip, dönüştüklerini söyleyerek yola çıktılar. “Değişime itirazımız yok da, alışkanlık yaparsa serinleme aletine dönüşür” demiştik. Bu değişim ve dönüşüm siyasetlerinin vazgeçilmezi oldu. Duruma göre vaziyet almak, nabza göre şerbet vermekte o kadar ustalaştılar ki, kendi hızlarına kendileri bile yetişemediler. Bırakın birkaç günü, birkaç saati, aynı cümle içinde bile ifratla tefritin numune örneklerini sergilediler. Cümlenin başında söylediklerini, sonunda yalanladılar. Söylediklerinin kendi seslerinden hatırlatılmasını bile inkar edip, karşılarındakini suçlayarak bir de insan aklıyla alay etmenin zirvelerinde dolaştılar.

HAFIZAYI BEŞER

Tüpraş’ın Yahudi iş adamına değerinin dörtte birine satıldığının ortaya çıkmasından sonra, “görüşmedim” demelerinin üzerinden henüz birkaç saat geçmişti ki, görüştükleri ve ihaleyi kendi elleriyle teslim ettikleri belgelendi. Ne de olsa hafızayı beşer nisyan ile malüldür. Bu unutkanlık cesaret ve icraatlarını daha da hızlandırdı. Durmadan yola devam ederken değişim ve dönüşümü, ifrat ve tefriti de yol haritası yaptılar. “Libya’da NATO’nun ne işi var” diyerek diklendiler, ertesi günü Türk savaş uçaklarını, savaş gemilerini ve limanları NATO’nun emrine tahsis ettiler. Davos’da “van minut” dediler, bu sözün büyüsüne kapılıp Gazze’ye yardım götüren gemide bulunan 9 Türk vatandaşı canından oldu. Aradan henüz haftalar geçmeden Malatya’ya İsrail’i İran ve diğer Arap ülkelerinden gelebilecek saldırılara karşı koruyacak radar sistemini yerleştirdiler.

ŞEREF GÖRÜŞMELERİ

PKK ile görüşüldüğünü söyleyenleri şerefsiz ilan ettikten hemen sonra, talimatı bizzat kendilerinin verdiğini övünerek açıklamalarını, bu millet ibretle ve hayretle izledi. Terör örgütü ile ilişkilerini kesmedikleri gerekçesi ile BDP’lilerle görüşmeyeceklerini açıkladılar, Leyla Zana’yı barış elçisi ilan edip, İmralı canisine televizyon, arkadaş ve spor yapma imkanları hediye ettiler. Dağdan inen PKK’lılarla kucaklaşan BDP’lilere ‘hain’ dediler, kendileri Kandil’den gelen PKK’lılarla Oslo’da aynı masa etrafında toplanıp müzakere yürüttüler ve mutabakat belgesi hazırladılar. PKK ile masa kurudular, İmralı canisinin yattığı ini parti genel merkezine dönüştürdüler, sonra da dönüp, “Ey batı, PKK’yı neden terör örgütü olarak görmüyorsun?” diyerek sadece Türk milletinin değil, bütün dünyanın aklıyla alay edecek kadar usta olduklarını gösterdiler.

DÜNYA ÇAPINDA DEĞİŞİM

Rasmussen’in NATO Genel Sekreteri olmasını veto ettiler, birkaç gün sonra değişen hiçbir şey olmadığı halde gidip kendi elleriyle oy verdiler.

Ermeni tasarılarını kabul eden ülkelerden büyükelçileri geri çağırdılar, bir hafta sonra aynı elçileri yanlarına alarak ziyaretlerde bulundular. Bu tutarsızlık bütün dünya ülkelerini coşturdu. Ermeni iftiralarını kabul etmeyen ülke kalmadı.

Suriye ile sınırları kaldırmıştık. Esad ile ortak bakanlar kurulu toplantısı yapıyorlardı. BOP istedi, hiçbir şey değişmediği halde aynı Suriye düşman ülke, aynı Esad azılı katil ilan edildi. Obama’nın karşısında ayak ayak üstüne atarak resim çektirdi ve bunu büyük bir itibar olarak millete yutturdular, arkasından saatlerce kapının önünde bekletildikleri ortaya çıktı. Bu da yetmedi dünyada eşi emsali görülmemiş bir vahamete muhatap oldular. Obama kendileriyle telefonda görüşürken eline beyzbol sopası alarak resim çektirdi ve bunu bütün dünyaya servis etti.

YOLSUZLUK REKORU

Kişi ve makam saltanatları kaldırılacak, israf önlenecek dediler, bindikleri uçak sayısını kendileri bile unuttular. Sipariş verilen son uçak, kurulan saltanat düzeninin ibret veren bir yansıması olarak gazetelerde yer aldı. Örtülü ödenek harcamalarının hazmettirme operasyonlarında ve özel menfaatlerde kullanıldığı için birkaç defa katlandığı basına yansıdı. Yasak, yoksulluk ve yolsuzlukla mücadele edeceklerdi. Yasaklamadıkları şey kalmadı. Yoksul sayısı üçe katlandı. Dünya tarihine geçen yolsuzluk ve rüşvet olayları ortalığa saçıldı. Komşularımızla iyi ilişkiler kuracaktık, sıfır sorun olacaktı. Kavga etmediğimiz sorun yaşamadığımız, savaşın eşiğine gelmediğimiz tek bir komşumuz kalmadı. Şimdi de aramıza tampon bölge ve uçuşa yasak bölge kurmaya çabalıyoruz. Konsolos görevlilerimiz, Esad’ı devirmek için el altından desteklenen IŞİD’in elinde 102 gün rehin kaldı. Büyük bir operasyonla kurtarıldıkları söylenip kahramanlık masalları anlatıldı. Aradan 24 saat geçmeden, pazarlık ve takas yapıldığı, rehinelerin bizzat IŞİD tarafından getirilip sınırımıza bırakıldıkları, hatta teslim alacak kimse olmadığı için 4 saat bekledikleri ortaya çıktı. Barzani “postal yalayıcısıydı,” onur duydukları misafirleri ve kucakladıkları kardeşleri oldu. Kuzey Irak hassasiyetimizdi, Kürt devletine dönüştü. Türkmen varlığının teminatıydık, yerle bir edildi.

DURMAK YOK, YOLA DEVAM

Huzur dediler, ülkenin en küçük şehirleri dahi polis birlikleri ve TOMa’larla teçhiz edildi. Analan ağlamasın dediler, Türkiye’nin en küçük yerleşim birinde bile ağlamayan ana kalmadı. İyi şeyler olacak dediler, kötülükler sıraya girdi. Suriye’de Müslümanlar ölüyor dediler, Irak da milyonlarca Müslümanı katledenlerin ülkelerine sağ-salim dönmeleri için dua ettiler. Barış dediler, savaşı bölgeye yaydılar. Refah dediler, zam ve vergi yağdırdılar. Mutluluk dediler, hapishanelerdeki tutuklu ve hükümlü sayısı üçe katlandı.

Durmak yok, yola devam.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.