DOLAR 5,7501
EURO 6,3645
ALTIN 275,7
BIST 101.144
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 21°C
Parçalı Bulutlu

Bugünkü Milli Görevimiz

22.05.2014
64
A+
A-

Şükrü Alnıaçık

Evrensel sınıf teorisyenlerinin her yere yetişen dilleri,Asya’da biraz “tutuk”tur.Bunun sebebi, Osmanlı Devletinin”askeri” arazi sisteminin kişisel despotluğa yani feodaliteye izin vermemesidir. Türk tarihinde “Devletçilik” hâkimdir veMarks’ın kastettiği manada sınıflar yoktur.

Orta Asya’dakikomünal”Yurtluk” düzeninden esinlenmiş, Selçuklu “İkta” sistemi, Sultan I. Murad’dan itibaren “Tımar” sistemi adıyla Osmanlı’ya tatbik edilmiş, devlet fetih arazilerinin hemen tamamını “miri” yani “devlet mülkü” haline getirmişti. Onların da sıcak baktıkları bu sisteme “oriental sosyalizm” demelerine her ikisinin de meşrep bakımından izinli olmadıkları aşikardır.

Her ne kadar Marks’la Engels, “Doğu Üzerine” yazıp-çizerken ve mektuplaşırken, “Asya cennetinin anahtarı, Osmanlı Miri arazi sistemidir” görüşünde buluşmuş olsalar da bizim Marksistler için bu özel durumun hiçbir ehemmiyeti yoktur.

Onlar Komünist”miş gibi yapmak” ve birer “Che” olmak için olmayan bir “feodal düzene” saldırmış, olmayan “sınıf bilincini” yükseltmeye çalışmış ve sonunda din düşmanlığına, aykırı mezhep fanatizmine veetnik milliyetçiliğesaplanıp kalmışlardır. Maraş, Çorum, ilk Sivas olaylarıyla TİKKO, DHKP-C vebugünkü PKK terörü, bu ilk yanlış okumanın sonucudur.

MHP’ye 3600 şehide mal olan bu “temelsiz” Marksistlerin ülkeye verdiği zarar bununla sınırlı değildir.Bu komitacıların, Maocu fraksiyonu, Ülkücülerle çatıştıktan sonra 5000 Mehmetçiğin de kanına girmiş venihayet “millitoplumculuk” frekansını yakalayarak “Faşizm”de karar kılmıştır.

Biz her seferinde bu gruplara, “Türkiye’de sınıflar yoktur, Tarihi maddecilik, Anadolu’da iş yapmaz. Bırakın bu temelsiz fikirleri” dediysek dekardeş kanı dökülmesine engel olamadık.

Müslüman Türk işçisi, bu materyalistlere fazla itibar etmedi ve onlar da kanı deli akan ve inanç eğitimi zayıf olan öğrencileri kazandılar. Böylece Türkiye’de “sendikasız işçilerin” haklarını, hayatında bir eleğe tek kürek kum atmamış öğrenciler savunmak zorunda kaldı.

Komünistlerin tek suçu, sokak hakimiyeti adına kardeş kanı dökmek değildi. Onlar, yıllarca “bir ülkede aşılamayan sembol isimleri sahiplenme” taktiğiyleyakalarına Atatürk rozeti takarak dolaştılar ve hem Milliyetçilerin hem de muhafazakarların Atatürk’ten uzaklaşmasına sebep oldular.

Örgütlü Türkiye Solu, 1920’lerde Moskova’nın beşinci kolu, 1960’larda da 27 Mayısçı derinliklerin emrine amade olduğu için özgür Marksist beyinler, bu tarihi arka planı sorgulamaktan uzak kaldılar.Bunun yerine eyyamcı ezberleri ve örgütlere sızmış kriptoların intikam kumpaslarını yol belleyerek bir sosyal çıkıntı haline gelen Türk solu, tarihi bir rol oynama şansını kaybetmiştir.

Taban bulma şansını, yabancı istihbarat örgütlerindengüç alarakhasbelkader yakalayan “Kürtçüanarşizm”i ve Öcalan’ı böylesine heyecanlandıran da bu “tarihikarambol”dür.

Üniformalı bir istihbaratçı, bir öğrenci liderine “vur biz arkandayız, rektörü de bağladık basınıhiç merak etme” diyorsa, köylüye bir “selamünaleyküm” diyerek devrimci tabanı genişletmek o delikanlının aklına gelmez.

9 Martçı askeri darbe ekolünden gelen, Sarp Kuray, Deniz Gezmiş, Perinçek, Hasan Cemal, Öcalan… Hep bu derin devlet ekolünden beslenmiş çakma devrimcilerdir.

Bugün işçiyi sermaye karşısında savunmasız ve değersiz kılan, lümpen Türk Solunun işte bu hal-i pürmelalidir. Bence Yılmaz Özdil boş konuşuyor. Maden işçisini işten atılmamak için AKP otobüsüne binmeye mahkum edendeSoma cehenneminde yakan da devlet,işletmeci ve muhatabı olan sendikadır.Hep birlikte öldüler diye işçilerin hep 301’ligruplar halinde yaşadıklarını mı zannediyoruz?Şimdi göreceğiz bu iki güç karşısında tek başına Özdil ve sendikası neler yapabiliyor?

Bizim hatamız ise “bu adamlar bu işlerin uzmanıdır! Sendikası var, örgütü var. Bağıranı çağıranı var. Yere yatanı, ağaca çıkanı, polisle çatışanı var. Yatanı var çıkanı var, asılanı var!” diye düşünerek bu alanı bu “ideolojik ciğersizlere” bırakmış olmamızdır.

Merhum Başbuğ, 1970’lerde DİSK’e karşı MİSK’i kurdurmuştu. İşçiye ve çalışma hayatına ne kadar önem verdiğini 1987’de kurduğu partiye verdiği”Milliyetçi Çalışma” isminde görebiliriz.

Soma faciası açıkça göstermiştir ki; namusuyla çalışanın, bizden başka kimsesi yoktur. Dün Mehmetçiğe kıyan sol, bugün madenciye karşı bizden daha merhametli olamaz! Adam, 5.000 maden işçisinincanını daha askerdeyken almış, şimdi “300 canın takipçisi olacağız” diye ağız yapıyor.

Ne bizden başka bir sağ var, ne başka bir sol; ne de sağlam bir merkez!..

Akıl tutsak, fikirfirari…İnsanlar sağı-solu unutmuş; onur pençeleriyle hayata tutunmaya çalışıyor!

Bugünkü milligörevimiz,”Halkçılık”ışığınıyakarak, “Çalışma” hayatının karanlık galerilerine doğru Ülkücü adımlarla yürümektir.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.