BİR İSTİFANIN ARDINDAN TÜRKİYE’YE DERSLER

BİR İSTİFANIN ARDINDAN TÜRKİYE’YE DERSLER
12.10.2021
A+
A-

Türk kamuoyunun yakından bildiği ünlü Türk ve Müslüman düşmanı Avusturya’nın 35 yaşındaki Başbakanı Sebastian Kurz istifa etti.

Genç yaşına rağmen önce Dış İşleri Bakanlığı sonra merkez sağ parti olan Avusturya Halk Partisi liderliği ve Yeşiller Partisiyle oluşturulan hükümetin başkanlığını yapan Kurz’un istifasına Avusturya savcılığının başlattığı soruşturmanın neden olduğu bilinmektedir.
Savcılık, ülkede 2016–2018 döneminde Kurz ve partisinden bazı isimlerin Maliye Bakanlığının bütçesini kullanarak bir gazete ve düşünce kuruluşuna para aktardığı iddiasını soruşturuyor.

Söz konusu basın organları marifetiyle Kurz ve partisi lehine kamuoyu yoklamalarının sonuçlarının manipüle edildiği iddiası da soruşturma kapsamında yer alıyor.
Söz konusu soruşturma nedeniyle 6 Ekim çarşamba günü, emniyet güçleri, Başbakanlık başta olmak üzere Kurz’un başında bulunduğu ÖVP genel merkezi ve Maliye Bakanlığında aramalar yapmış.

9 Milyona yakın toplam nüfusu olan Avusturya’da 400 Bine civarında Türkün yaşamakta olması elbette Avusturya’da gelişen her türden olaya ilgi duymamıza neden olmaktadır.

Ancak bu istifa olayında ülke olarak çıkarmamız gereken dersler de vardır.

Payımıza düşen bir çıkarımda bulunmak milletimizin lehinedir.

Esasen iyi bir demokrasinin vazgeçilmezi olan Medya, demokrasinin2000’li yıllarla birlikte kendisine yönelen en önemli tehdit haline gelmiştir.

Demokrasinin temel şartlarından olan haber alma hürriyetinin yegane dayanakları Radyo, Tv, Gazeteler, Yazılı basın ve giderek tüm bunların fonksiyonunu yerine getirme potansiyeline sahip olan İnternet İletişim kanallarının tümünü Medya kavramı altına toplamak mümkündür.

Yukarıda sıralanan medya araçlarının tarafsız bir şekilde tüm faaliyet ve kuruluşlara adil imkan sağlaması halinde halkın kanaat ve düşünceleri özgür bir şekilde oluşabilecektir.

Ancak bu şartlar altında yapılan seçimlerde halkın tercihleri sağlıklı sonuçlar ortaya çıkarabilmektedir.

Aksi bir durumda, yani olay ve haberlerin yanlı bir şekilde halka duyurulmasına aracılık eden medyanın varlığı ise gerçek bir demokrasinin en büyük düşmanı olmaktadır.

Maalesef ülkemizde tüm görüş ve düşüncelere adil bir şekilde yer veren ne radyo ne televizyon ne internet medyası ne de gazeteden söz edilememektedir.

Yeterli ekonomik imkanı olanlar halkı etkileme gücüne sahip olmakta, alınmış tüm tedbir ve çıkarılmış kanunlara rağmen demokrasinin sermayenin emrine girmesi neden olmaktadırlar.

Özellikle gelişmiş Avrupa demokrasileri bu konuya daha çok önem vermekte, çeşitli tedbirler geliştirmektedir.

Yönetenlerin öncelikli olarak devlet kaynaklarını kendi lehine kullanma ihtimalleri devamlı ve sıkı bir şekilde takip edilmektedir.

Bu sıkı takiplerin sonunda kimi zaman Avusturya’da olduğu gibi en tepedekiler soruşturmaya tabi tutulmakta, hatta yargılanabilmektedir.

Böyle bir olayda soruşturma başlatılmış olması bile muhataplarını korkutmakta, kamuoyunda olayın duyulmasıyla birlikte genellikle ilk tepki olarak istifa gündeme gelmektedir.

Ya Türkiye’de?

Hatırlayın, yakın bir zamanda Ticaret Bakanının eşinin şirketinden usulsüz olarak malzeme aldığının ortaya çıkması bakanın istifasıyla değil Cumhurbaşkanı tarafından azliyle neticelenmişti.

Bakanın hakkında soruşturma veya yargılamaya dair hiçbir bilgi bulunmamaktadır.

Buna benzer örnekleri sıralamaya kalkacak olursak her hükümet döneminde yaşanan olsuzlukların ardı arkası gelmez.

Günümüzde maalesef bu mesele tartışılmakta çok uzak görünmektedir.

Halbuki sağlıklı bir milli iradenin tezahürünün en hayati şartı haber alma özgürlüğünün adilane olarak sağlanmasıdır.

Türkiye bunu başaramazsa kimse ortadaki gücün kaynağının millet tercihi olduğunu iddia edemeyecektir.

O zaman da bunun adı milli irade değil güdümlü irade olacaktır.

Ahmet Orhan

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.