DOLAR 5,7203
EURO 6,3306
ALTIN 276,4
BIST 102.869
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 26°C
Parçalı Bulutlu

“Ben Onlarin Yalancisiyim”

19.12.2012
88
A+
A-

AHMET SAFAK

Değerli hocam Özcan Yeniçeri, ” Bir Türk efsanesi olan Ergenekon,terör örgütünün adı gibi gösteriliyor ” deyince Bülent Arınç, ” Ergenekon Türk destanı değil ” cevabını yapıştırıyor.

Ama ekliyor da ” Ben onların yalancısıyım.”

Bunu mecliste söylüyor,üstelik Yusuf Halaçoğlu’nun gözünün içine bakarak.

Yusuf Halaçoğlu,Türk Tarih Kurumu’nun yıllarca başkanlığını yapmış bir otorite.Sahasında uzman,Türk tarihine vukufiyeti tartışılmaz.

Son yirmi yılı belgelerin,kaynakların içinde geçmiş.Osmanlı toplum yapısından,aşiretlerin iskanına kadar pek çok alanda kitaplar,makaleler kaleme almış.Sözde ermeni soykırımını uluslararası mekanlarda protesto edecek kadar bilgi ve sosyal cesaret ustası bir mücadele adamının,Mühimme defterlerini,şeriye sicillerini otomasyona geçirmiş bir usta tarihçinin gözünün içine bakarak,” ben onların yalancısıyım,Ergenekon Türk destanı değildir, denilebilir mi?

Sayın Bülent Arınç diyor.

AKP’liler neden tarihle bu kadar oynuyor?

Ergenekon’un Türk destanı olmaması neden önemli?

Ergenekon moğol destanı olursa AKP ne kazanmış olacak?

Her zaman söylerim,tarih bugündür aslında.

Millet olmanın bir gereği de ortak tarih bilincidir.Tarihi gerçekler toplulukları şuurlu milletlere dönüştürür.Efsaneler,destanlar masal değildirler.Yaşanmışlardır ve sözlü kültür yoluyla uzak coğrafyalara taşınmış,sosyal genetik şifre kutusuna eklenmişlerdir.” Şöhret Sanatı Öldürdü Cinayeti Ben Gördüm ” kitabımda kaydettim : Psiko-mitolojik çalışmalarıyla tanınan Johnson,herhangi bir mitten alabileceğiniz en değerli ürün,onun kendi psikolojik yapınız çerçevesinde ne denli canlı olduğunu görme olanağıdır,der.

Efsanelerin hayatımızda yeri vardır.Orhan Şaik Gökyay,” Dede Korkut Destanları ” nın Oğuz coğrafyasında hala yaşadığını bizzat saha çalışmalarıyla,Türkiye’nin Diyarbakır ve Edirne bölgeleri dahil halk kültüründen örnekler vererek anlatır.

Bu yüzden tarihe yönelik yapı sökümü müdahaleleri yapılmaktadır.

AKP’nin iktidar yıllarındaki tarih dokurdurmaları bir arap sözünü hatırlatır : Üttürü küttürük yani Türkü terket !

Türk’ü kim terkedecektir?

Türkler!

Yapı sökümü budur:İnsanı kendinden alıkoyar.

Cengiz Aytmatov’un ” Gün Uzar Yüzyıl olur ” romanı bu kendinden uzaklaşmayı,mankurtlaşmayı ne güzel anlatır.

Son beş yıldır,hızlanarak artan bir yapı sökümü Türk kültürünü tarihi bağlamından kopartmaya yöneliktir.Neredeyse Türkü ağaç kovuğundan çıkan yaratığa indirgemeye matuf bu hamlenin bir adım ötesi bir vakitler kısık sesle iddia edilen ” Türkler Yecüc Mecüc’dürler ” ithamının kamuoyuna mıhlanma politikası olursa kimse şaşırmasın.

Ergenekon Türklüğün şuuraltında yaşayan bir efsanedir.O kadar güçlüdür ki bu efsaneye Cengiz Han’dan sonra moğollarda sahip çıkmışlardır.Reşidettin’in ” Tacüttevarih ” isimli eserinde bu destanın moğollara ait olduğunu belirtmesi tarihin sadece bir evresine ait olan oluşumdur.Aynı Tacütevarih,” Türkler bin boydur,biri de moğollardır ” demeyi ihmal etmez.

Ancak gerçek şudur ki,Ergenekon Türk destanıdır.Moğollar,Cengiz Han’a kadar,hiç bir varlık gösterebilmiş değillerdir.Halbuki Türkler Hun ve Göktürk dönemlerinde Asya’dan Avrupa’ya kadar tarihi nakış gibi işlemişlerdir.

Bu yüzden tarihin geçici konukları olarak değil bizatihi efendileri olarak varlıklarını sürdürmüşlerdir.Yaşadıkları her macerayı dirliği elde tutma noktasında bir tecrübe olarak değerlendirmiş bu gerçekleri Orhun kitabeleri başta olmak üzere pek çok mektupla istikbale aktarmışlardır

Ergenekon destanı,Bozkurt destanının açık bir devamıdır.Bozkurt destanında Türklerin mağlubiyeti ve bir Kurttan türeyiş resmedilir ama Ergenekon’dan çıkış bambaşka bir safhadır.Bu safhanın en önemli şifresi demir madenidir.

Ergenekon destanının can yeri, Türklerin on yıllarca kaldığı mekanın artık kendilerine yetmez olduğu kararıyla bölgeden çıkmak için çare aramaları ve bir kurt’un işaret ettiği deliğin büyütülmesidir.

O deliği bir demirci ustası büyütür.Kurulan büyük körüklerle harlanan ateş aslında maden olan kayaları eritir ve Türkler kurtuluşa ererler.

Olayın kahramanı demircidir.

Demir madeni Türkler tarafından asırlardır işletilmekte,Göktürkler meslek olarak demirci diye bilinmektedir.Oysa moğollar demir madenini Cengiz Han’la birlikte tanımış,demiri işlemeyi 13.yüzyılda Uygurlardan öğrenmişlerdir.

Ama bunu sayın Arınç’a anlatmak mümkün müdür?

Yusuf Halaçoğlu hocam kendisine bu gerçekleri anlatmış.

Gerçekleri ustalardan dinlemek insanın kendi menfaatinedir.

Buradan bir teklifte bulunalım :

MHP Grubu, meclis başkanlığına bir önerge vererek ” Tarih komisyonu ” kurulmasını istemeli ve bu komisyon bir okul vazifesi görerek milletvekillerinin ” ben onların yalancısıyım ” lafzını söylemelerinden kurtulmaları yolunda çalışmalar yapmalıdır.

Bu Türk siyaset kurumuna büyük hizmet olacaktır.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.