DOLAR 5,7275
EURO 6,3420
ALTIN 276,6
BIST 103.072
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 26°C
Parçalı Bulutlu

Bebek Katili İle Eşitlediler

07.08.2013
57
A+
A-

ORHAN KARATAŞ
Başka hiçbir ölçüye ve gerekçeye gerek kalmadan, sadece verilen isme bakarak, bu davanın neyi hedeflediğini anlamak mümkündür. Türk tarihinin en eski ve en değerli eserinin, Türklüğün yeryüzüne yayılışını konu alan bir destanın, terör örgütü suçlaması yapılan bir davaya malzeme yapılmasının iyi niyetle izahı yapılamaz. Nitekim, davanın başlama şekli de, gelişmeleri de, sonucu da bu ismin boşuna verilmediğini ortaya koymuştur.

Hukuk insanları ne diyor?

Davanın seyri ve verilen cezalarla ilgili hukuk adamları çok daha ayrıntılı ve çarpıcı değerlendirmeler yapıyorlar. Aklını kiraya vermemiş, saplantılarını ve kinlerini her şeyin önüne geçirmemiş, yetkin ve vicdanlı hiçbir hukuk adamından bu dava ve sonucuyla ilgili olumlu ve haklı bir şey duymadım. Açıklanan cezalar ne ortadaki soru işaretlerini gidermiştir, ne de vicdanları tatmin etmiştir. Kaldı ki, olup bitenleri görmek ve anlamak için derin hukuk bilgisi de gerekmiyor. Gelişmeleri biraz takip eden, AKP’nin nedene gelip nereye gittiğini biraz anlayan herkes, bu davanın nasıl sonuçlanacağını biliyordu ve öyle de oldu.

Bu defter bir daha açılır

Bugüne kadar çok şey yazılıp söylendi. Türk tarihine geçen bir dava ve sonuç olduğu için hiçbir zaman unutulmayacak ve gündemden düşmeyecektir. Bu dava her yönüyle tartışmalıdır. Daha da önemlisi başından itibaren siyasi etki ve sonuçlara açık olmuştur.

Böyle olmasını bizzat iktidar mensupları sağlamış ve bunun için özel bir çaba göstermişlerdir. Nasıl olur, ne zaman olur, neyle sonuçlanır belki bugünden kestirmek imkansızdır; ama günü ve zamanı gelince bu defterlerin bir daha açılacağı muhakkaktır.

Bugünkü hükümet atadı

Cevap arayan çok soru var. Biz ilk bakışta herkesin aklına gelebilecek olanını öne çıkaralım. İlker Başbuğ, ömrünü bu millete ve devlete hizmete adamış, terörle mücadelede kritik görevler üstlenmiş bir komutan. Türkiye Cumhuriyeti devletinin en önemli kurumu olan Türk Silahlı Kuvvetleri’nin başında bulundu. Genelkurmay Başkanlığı görevini yürüttü.

Kendisini bu göreve de, daha önceki Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na da bugünkü siyasi irade atadı. Görev süresini tamamlayarak emekli oldu. Ve aradan 1,5 yıl geçtikten sonra “cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme” gerekçesiyle, yani “darbe” suçlamasıyla Silivri’ye gönderildi. Yapılan yargılama sonucunda suçu sabit görüldü ve müebbet hapis cezası aldı.

Cevap arayan soru

Şimdi verilen karar üzerinden gidelim. İlker Başbuğ’u Kara Kuvvetleri Komutanlığına, daha sonra Genelkurmay Başkanlığına atayan bu hükümet. Kendisiyle görev süresi tamamlanıncaya kadar çalışan, yine bugünkü hükümet. Bu görevler öyle sıradan yerler değil. Hükümetle yakın temasta olmak durumunda. Terörle mücadele gereğinden dolayı bu temaslar daha sık ve daha uzun süreli yapılıyor.

İlker Başbuğ bu görevi yürütürken, cebir ve şiddet kullanarak hükümeti ortadan kaldırmaya veya görevlerini kısmen veya tamamen engellemeye çalışıyor, ama hükümet bunu fark etmiyor. Kaldı ki, bu devletin istihbarat birimleri var, emniyeti var, medyası var, başka kurumları var. Bunların da haberi olmuyor. Sonra görev süresini tamamlıyor, emekli oluyor ve birden bire görev yaptığı sırada darbeye teşebbüs etiği ortaya çıkıyor.

Bu durumda, kendisini o göreve atayanlara, birlikte çalışanlara da bir şeyler sormak gerekmez mi? En hafif şekliyle, “nasıl bu kadar derin uyudunuz? Böyle uyuyanlar ülkeyi nasıl yönetir?” denmez mi? Bu soruları daha da ileri götürmek ve hatta, suça ortaklığa kadar uzatmak da pekala mümkündür.

Tarih affetmez

Zaten bu soruların sorulabileceğini, bu yorumların yapılabileceğini sayın Başbakan da fark etmiş olmalı ki, dava sürerken, “Başta Genelkurmay Başkanım olmak üzere diğer generallerimiz hiçbirisine kalkıp da bir alışılmış anlamda ‘terör örgütü mensubu’demek çok ciddi bir yanlıştır ve bu affedilemez. İlker Başbuğ’un tutukluluğu ile ilgili ‘terör örgütü mensubu’diyenleri tarih affetmez.” Deme gereği hissetmiştir. Peki sonuç nedir? “Terör örgütü mensubu” denmekle kalmadı, üzerine bir de bugüne kadar hiçbir terör örgütü mensubuna verilmemiş, sadece 40 bin kişinin katili bir caniyle kıyaslanabilecek bir cezaya çarptırdılar.

İmralı canisiyle bir tutuldular

Darbeye, darbeciye kimsenin sahip çıktığı yok. Ancak, burada başka bir şey var. Her şey birbirine karıştırılmış ve asıl niyet gizlenmiştir. Türk Silahlı Kuvvetleri’ne yıllarca hizmet etmiş komutanlar, İmralı’daki caniyle bir tutulmuş ve aynı cezaları almışlarıdır. Buna Genelkurmay Başkanı da dahildir. Nitekim, açıklanan cezalara bu ülke ve milletle sorunu olanların çok sevinmesi ve neredeyse bayram ilan etmeleri çok ibret vericidir.

Beyaz sayfa

2011 seçimlerinin öncesinde ve sonrasında söylenenleri unutmamak gerekiyor. Bu davanın İmralı’daki bebek katilinin affı için bir gerekçe oluşturulacağı söylendi ve yazıldı. Komutanlar ceza konusunda bebek katiliyle eşitlenmişlerdir. Yarın birgün de birileri çıkar, “ülke terör sorununu çözdü, darbe dönemini bitirdi. Darbecilerle hesaplaştı. Bir genel afla artık beyaz bir sayfa açalım. Hepsini serbest bırakalım” derse hiç şaşırmayacağız. Tabi bunu diyenler ülkenin bölünmesinden, Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihe gömülmesinden hiç bahsetmeyeceklerdir.

Hesaplaşmada yeni aşama

Neresinden bakılırsa bakılsın, bütün yollar aynı yere çıkıyor. AKP’nin var olduğu bir yerde hiçbir şey tesadüf değildir. Bu şartlarda Yargıtay aşamasında değişen bir şey olacağına inanmak çok da haklı görünmüyor. Tarihle, Cumhuriyetle, devletle ve milletle hesaplaşma da yeni bir aşamaya gelinmiştir. Ancak unuttukları iki şey var.

Bunlardan birincisini ve en önemlisini, İlker Başbuğ “ilahi adalet var” diyerek hatırlatmıştır. İkincisi de Türk milletinin bu duruma ne diyeceğidir. Sayın başbakan, “genelkurmay başkanına, ‘terör örgütü mensubu’diyenleri tarih affetmeyecektir” demişti. Tarih affetmeyeceği gibi, millet de affetmeyecektir.  

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.