DOLAR 5,7808
EURO 6,3910
ALTIN 271,3
BIST 108.869
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 12°C
Az Bulutlu

Barzanigillerin Hayali, Türkmen’i Kerkük’ten Etmekte!

16.12.2012
109
A+
A-

Ayşegül Büşra Çalık

Önce Erbil, ardından Süleymaniye, bir sonraki seferde Musul ve Kerkük… Irak’ın kuzeyinin sınırlarına dahil edilmesi planlanan bölgeler… Erbil ve Süleymaniye dahil edildi, şimdi ise sıra Kerkük ve Musul’da… Barzani’nin babası Molla Mustafa Barzani’nin malum rüyası… Şimdi de Oğul Barzani, babadan oğula geçen bu hayali gerçekleştirmenin peşinde!

Mesut Barzani’nin birkaç gün önce yaptığı açıklama ise adeta malûmun ilânı…

Barzani’nin o bildiğimiz, aşina olduğumuz ‘aba altından sopa gösteren’, insanın gözünün içine baka baka, tebessüm ede ede meydan okuyan hallerini geçtiğimiz günlerdeki konuşması esnasında gördüm. Tanıdık bir ifade, tanıdık bir sahne…

Irak’taki Kürtlere ithafen söylediği şu sözlerle babadan oğla geçme bir rüyanın son aşamasını tamamlama arzusunu dillendirdi:

‘’Eğer savaş çıkarsa bilin ki, sizler suçlu değilsiniz. Sizler gidip birisini öldürmüyorsunuz ve onların toprağını almıyorsunuz. Yaptığınız görev o kadar kutsal bir görevdir ki her zaman canımızı vermek için hazır olmamız gerekir. Biz Kürdistan’dan koparılan toprakların anayasanın 140. maddesine göre çözülmesine razı olduk. Ama biz bu kutsal toprakları korumayacağız, savunmayacağız anlamına gelmiyor. Bizden koparılan kutsal topraklarımızı savunmak ve geri almak için her ferdimiz, her an hazır olmalıdır’’

Bu sözlerle kastedilen kutsal topraklar öncelikli olarak Kerkük idi… Kerkük’ün de içinde olduğu bir Kürt devletinin hayalini kuran Barzani, muhtemel bir Arap-Kürt savaşının sinyalini verirken, kendilerini şimdiden aklamayı da ihmal etmedi.

Babası Molla Mustafa Barzani’nin hayali olan Kürt devletinin sınırları içinde Erbil, Süleymaniye, Musul ve Kerkük vardı. Bu hayali gerçekleştirmek için durmadan çaba harcayan Mesut Barzani, uzun zamandır Kerkük üzerinde ciddi bir politika yürütmektedir. Bu politikayı yürütürken en fazla mağdur olan ise, Irak’ta ‘üçüncü güç unsuru’ olarak kabul edilen Türkmenlerdir. Fakat gelin görün ki, üçüncü güç unsuru olarak anılan Türkmenlerin can, mal, namus güvenlikleri dahi yoktur.

Türkiye medyasında çok zikredilmez fakat Irak’ta bugün hâlâ kaçırılan Türkmen işadamları, öldürülen Türkmen halkı vardır. 2003’ten bu yana Türkmen hareketinin önde gelenlerine suikastler düzenlenmektedir. 2009’un Kasım ayında Irak Türkmen Cephesi Başkanı Musul’da öldürülmüştür ve yazık ki bu cinayetler ve sindirme politikaları hâlâ devam etmektedir. Medya, bu haberleri ‘mühim haberler’ statüsünde görme lütfunda bulunmasa dahi, Türkmenlere yapılan zulümler bilinmektedir.

Bugün Irak’ta, Türkmenler parlamentoda temsil gücü bulmuşken ve nispeten varlıkları siyasî olarak tanınmışken, 2005 yılında Mesut Barzani liderliğindeki Kürdistan Demokrat Partisi’nin (adında demokrasi olmasına bakmayın) desteğiyle ITC (Irak Türkmen Cephesi) ‘nin ele geçirilmiş binaları, televizyon kanalları ve matbaası hâlâ geri verilmemiştir. 2012 yılının Nisan ayında Türkmenlerin yaşadıkları zulûm ve mağduriyetler, parlamentoda gündeme gelmiş fakat Türkmenlerin gasp, cinayet, hak ihlâli gibi konularda neden hâlâ muhatap ve mağdur olduğu çelişkisi çözülememiştir.

‘İyimserlik abidesi’ olan bir takım çevreler ise ‘Türkmenler artık çok güçlü, bakın parlamentoda 9 milletvekili var ‘ gibi tuhaf ve lüzumundan fazla kanaatkâr cümleler ile kendilerini avuturken, Türkmen yurdu olan Kerkük’ün, 2003’ten beri nüfus yapısının değiştirildiğini ve Türkmenlerin Kerkük’te azınlık haline getirilmeye çalışıldığını bilmeyecek ya da görmezden gelecek kadar ilgisiz kalmıştır.

Malumunuzdur, Kerkük Saddam Hüseyin döneminde Araplaştırma, Saddam sonrasında ise Kürtleştirme politikalarına maruz kaldı. Saddam’ın Araplaştırma çabaları başarılı olamadıysa da, Barzani’nin Kürtleştirme operasyonunun amacına ulaştığını söylemek abartılı bir iddia olmayacaktır. Rakamlara buyurun siz bakın ve anlayın…

2003’te Kerkük vilayetinin toplam nüfusu yaklaşık olarak 840 bin idi. Bu 840 bine yaklaşan nüfusun yaklaşık yüzde 60’ı Türkmen’di. Şimdi ise Kerkük vilayetinin toplam nüfusu yaklaşık olarak 1 milyon 475 bin. Fakat Türkmen nüfusunun oranı bugüne geldiğimizde yüzde 60’tan, yüzde 25’e düşmüş vaziyettedir. Hatta Kerkük’te yapılan bu Kürtleştirme operasyonu sebebiyle, Kerkük il meclisindeki 41 kişinin 26’sı Kürt, 6’sı Arap’tır.

Nüfus yapısı bu derece bozulmuşken ve Kürtleştirme operasyonu geçen bu dokuz yılda hızla amacına ulaşırken, Kerkük vilayeti, Bağdat ve Erbil arasında da gerginlik sebebi olmaya devam etmiştir. Bağdat’taki Şii menşe’li Maliki, ‘Kerkük bir Irak kentidir’ derken, Barzani ‘Kerkük, Kürdistan’ın kalbidir’ demektedir. Hatta iş öyle bir meydan okumaya dönmüştür ki, peşmergeler ‘Kerkük’ü tartışmayız bile’ demektedir. Bugün Kerkük kalesi (İçinde Osmanlı subay şehitlikleri de bulunuyor) ve Osmanlı Kışlası bile peşmergelerin kontrolündedir…

Bütün bunlar yaşanırken, Irak’taki kaos yalnızca Kerkük’ten ibaret de değildir elbette. Ancak bu kaostan en fazla mağdur olanların ve bundan sonra yazık ki daha da fazla yaralanacak olanların Türkmenler olduğu bir gerçektir. Muhtemel bir Arap-Kürt savaşı halinde Türkmenlerin Arap Şii, Arap Sunni ve Kürtler arasında sıkışıp kalacağı ve güvenliklerini sağlayacak bir siyasî ve hukukî zeminin olmadığı alenidir. Silahlı güçlere karşı kendini yeteri kadar savunacak ölçüde silahlanmaya dahi sahip olmayan Türkmenler’in, insanî haklarının da göstermelik olduğunu düşünürsek, önümüzdeki dönemde Türkiye’nin Türkmen politikası, soydaşlarımızın varlıkları açısından ciddi önem arz edecektir.

Türkmenler, Ankara-Bağdat-Erbil hattındaki çekişme ve hesaplaşmada bir koz olmaktan çıkarılmalıdır. Gelin görün ki, Türkiye’nin Irak politikasına baktığımız zaman Şii Arap, Sunnî Arap ve Kürt odaklı bir politika olduğunu görmekteyiz. Fakat kapsamlı ve tutarlı bir ‘Türkmen politikası’nın varlığından söz etmek mümkün değildir.

‘’Türkiye, Irak konusunda dengeli bir politika izliyor’’ iddiasında bulunanların son dönemde yaşananlara ve Türkiye’nin tavrına bakarak uyguladığı politikanın Irak’ın kuzeyindeki Kürt yönetimi üzerinde ağırlık kazandığını görememesi ise hayret vericidir.

Net olarak ifade ediyorum; Türkmenler Ankara’nın resmî politikası haline gelmediği müddetçe soydaşlarımızın yaşayacağı zulûm ve işkencenin vebali Ankara’nın boynunda olacaktır!

Sindirilmeye ve göstermelik birkaç siyasi hak ile gözleri boyanmaya, susturulmaya çalışılan Türkmenleri yok sayanlara karşı bu raddede ‘dengeli’ durmak da övünülecek yahut dış politikada ‘başarı’ sayılacak bir mevzu değildir.

Kıbrıs’ı hatırlayın…

Lozan’dan evvel Kıbrıs, İngiltere tarafından ilhak edilmiş ve biz de bu ilhakı Lozan’da tanımıştık. İlhakın tanınmasıyla Kıbrıs üzerindeki haklarımızı da kaybetmiştik. O dönem Kıbrıs’ta soydaşlarımız büyük mağduriyetler ve acılar yaşamıştı. Bütün yaşananların ardından, 1959’da Türkiye, Kıbrıs üzerinde garantörlük hakkı istemiş ve 11 Şubat 1959’da imzalanan Zürih Antlaşması ile Kıbrıs üzerinde garantörlük hakkımız doğmuştu. Detaya girmeye ve o dönemi uzun uzun anlatmaya gerek yok. Ama şu bir gerçektir ki, Kıbrıs bugün mevcut problemlerine rağmen ‘Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ şeklinde anılıyorsa, bunda o dönem talep edilen garantörlük hakkının büyük tesiri vardır.

Şimdi Türkiye, Irak’taki Türkmenler için de garantörlük hakkı isteyemez mi? BM’den böyle bir talepte bulunamaz mı? Pek tabi bulunabilir. İsteyeceği garantörlük hakkı ve resmî mânâda uygulayacağı Türkmen politikasıyla, en azından Irak Türkmenlerinin can, mal ve namus güvenliklerini koruyabilir. Kaldı ki, böyle bir talep karşısında ne kadar gerginlik yaşanırsa yaşansın, Irak hükümeti, bu karara karşı istikrarlı ve basiretli bir duruş sergilendiği müddetçe direnemeyecektir.

Bugün Irak’ta sayıları azımsanmayacak kadar yatırımcımız vardır. Irak’ın kuzeyinde mevcut olan Kürt hükûmetinin en büyük kozu olan petrolün Avrupa’ya sevkiyatı, Türkiye üzerinden yapılmaktadır. Etrafında Suriye, İran ve Türkiye bulunan Irak’ın diğer komşularıyla olan problemleri düşünüldüğünde Irak’ın dünyaya açılan kapısı Türkiye’dir. Diğer güzergâhları kullanmanın maliyetini göze almak ise Irak’ın kuzeyindeki hükümet için adeta bir çılgınlık olacaktır. Irak’ın kuzeyinde bulunan hükümetin, denize çıkması için ise yine Türkiye topraklarından geçmesi gerekmektedir. Haliyle elindeki en büyük koz olan petrolün sevkiyatı için tek ülke sayılan Türkiye’yi, münasebetler ne kadar gerilirse gerilsin, Irak’ın kuzeyinde bulunan Kürt hükümeti sırf bu yüzden bile göz ardı edemeyecektir. Bütün bu kozlar bir arada düşünüldüğünde Türkiye’nin resmî bir Türkmen politikasını dayatma gücü vardır ve BM’den garantörlük hakkı için talepte bulunması zannedildiği kadar şövanist ve deli cesareti sayılacak bir hareket de olmayacaktır.

Aksi halde, övüne övüne anlatılan ‘dengeli Irak politikası’ yakın bir zaman dahilinde soydaşlarımızın vebaliyle alnımıza kara leke olarak çalınan bir iz bırakacaktır. Yakın zamanda yaşanacak olan karışıklığa ve muhtemel desek bile eninde sonunda yaşanacak olan Arap-Kürt çatışmasına karşı, Türkmenlerin varlığının ve haklarının korunması için diplomatik ve siyasi yolları denemekten imtina edenler bu vebali taşımanın sanıldığı kadar kolay olmadığını idrak etmelidir!

Hangi grupların Kerkük’te siyasi ajandası var sorusunun cevabını ‘işin ehillerine’ bırakıyorum… Benim dilimde ise tek bir cümle var… Kerkük’te zulme uğrayan, canı yanan soydaşım var!

ETİKETLER: , , , ,
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.