Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 20°C
Sağanak Yağışlı

AYASOFYA’YA DOĞRU SİYASİ YAKIN TARİH HATIRLATMASI…

27.07.2020
A+
A-

Yakın tarihten sadece bir kaç örnek verip günümüze ve Ayasofya’ya geleceğim…

2002 ve 2013 arası AKP hükümeti Türk’e dair ne varsa silme, azınlıkları güçlendirme politikası yürütüyordu…

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Erdoğan, Ahmet Davutoğlu, Beşir Atalay, Bülent Arınç, Abdülkadir Aksu, Ali Babacan, Mehmet Şimşek gibi siyasetçiler Türkiye Cumhuriyeti’ni yönetiyordu…

O günlerde Azerbaycan, Kuzey Kıbrıs, Suriye Türkleri (Türkmen) ile ilişkileri soğutan ama AB, Amerika, İngiltere, İsrail, Ermenistan, Rumlar ve Barzani ile ilişkileri üst düzeyde yürüten bir siyaset izleniyordu…

Hergün Türk Milleti ile Ermeni, Rum ve Suriye Kürtlerini kaynaştırma çalışmaları sebebiyle sempatik açıklamalar yapılıyordu…

Bu arada Ermenistan – Türkiye futbol maçı Bursa’da oynanacaktı…

İçişleri bakanı Beşir Atalay, Bursa valiliğine talimat göndermiş ve Türkiye – Ermenistan maçına şanlı şerefli Azerbaycan bayrağı sokulmasını yasaklamıştı…

Ermenistan’ın FİFA’ya şikayeti üzerine bu karar alındığı söylenmişti…

Oysa, Yunanistan’la 24 Mart 2007’de Atina’da oynadığımız maçta açılan Kıbrıs Rum kesimi bayraklarını FİFA görmezden gelmişti, belki Türk Hükümeti maç öncesi böyle birşey olacağını umursamamış FİFA’yı uyarmamıştı…

Zaten onlarca yıldır her bakanlığımız Amerika eliyle dizayn edilmemiş miydi?

Dış siyasetimiz monşerler kadrosuyla Türkiye’nin haklarını hiç savunmuşlar mıydı?

Hep, aman kimseyle kötü olmayalım iyi geçinelim politikasıyla milli servetimizi, kültürümüzü yavaş yavaş bu hükümetler eliyle yok etmediler mi?

Futbol maçını hatırlatmadaki amacım, 1938’den beri CHP’li Kasım Gülek eliyle siyasete sokulan FETÖ işbirlikçilerinin Türkiye’yi nasıl güçsüz hale getirdiğini ve Cumhur İttifakı ile bugün Ermeni zulmüne karşı Azerbaycan’a destek harekatı konuşuyor olunması arasındaki farkı göstermek…

Türkiye’nin sıradan ilçesi kadar alana sahip olan Ermenistan gibi ülke bile nasıl lobi faliyetleri ile bize o günlerde hükmede biliyordu…

Kıbrıs’ta Annan Planı, YES BE ANNEM REFERANDUMU, Rahmetli Denktaş’a artık Türkiye’ye gelme denilmesi, Ermeni Açılımı ve Barzani’nin sözde Kürdistan’ı bu ekip tarafından bir plan dahilinde hükümet politikası olarak icraat edilmiş ve ardından sıra PKK açılımına gelmişti…

İçişleri Bakanı Beşir Atalay çözüm/çözülme sürecinin başmimarı olarak bu ekipte yer almıştı…

AKP’nin kurucuları olan Gül, Arınç Davutoğlu, Atalay, Aksu ve Babacan’ın Erdoğan’dan gizli gündemleri vardı…

Türk Milleti’nin nefretini kazanacaksa bu Erdoğan olmalıydı, diğerleri geri planda temiz kalmalıydı çünkü bir süre sonra kurulacak yeni Başkanlık sisteminde Erdoğan olmayacak en tepede Abdullah Gül öncülüğünde vilayetlere bölünmüş bir Türkiye (Türkiye Halkları Devleti) kurulacaktı…

2013’de Erdoğan’ı bu ekipten ekarte etme çalışmaları başlamıştı…

Erdoğan’ın halk tarafından sevilmesi ve güçlenmesini ilk etapta onlar istese de daha sonra kontrolden çıkmasının önünü kesemiyorlardı…

Devletçi dostların en yakın adamı zannettikleri eliyle gönderdiği Suriye, Irak, Gezi, 17 Aralık öngörülerinin yer aldığı hiçbir rapor eline verilmemişti…

Bu dostlar daha sonra bu kişinin FETÖ’cü olduğunu öğrenmiş ve bu kez de özel kalemine email yoluyla bu bilgileri göndermişlerdi…

Fakat tüm bu belirtilen hususların engellenmeyişinden birkez daha dosyaların FETÖ’cülerin elinde kaybolduğu ve Cumhurbaşkanının tepede etrafının çevrili olduğuna karar vermişlerdi…

Erdoğan bu arada cemaat yapılanmasının tüm şifrelerini çözmüş ve nihayet karşı savaş başlatmıştı ama bilmediği veya henüz emin olamadığı ise yanındaki arkadaşlarının sadece Gülen Cemaati ile ilişkileri değil, Gladyo, Soros ve Kraliçe ile olan sıkı bağlarıydı…

Erdoğan 24 Haziran 2014’te Cumhurbaşkanı olunca yine Abdullah Gül’ün dayatmasıyla Davutoğlu’nu Başbakan yapmıştı. Erdoğan asla yanlız bırakılmamalıydı…

Davutoğlu, 28 Ağustos 2014 – 24 Mayıs 2016 arası Başbakanlık yaptı…

Davutoğlu’nun en korkunç icraatlarından iki örnek olarak, Dışişleri Bakanı iken Suriye’de Süleyman Şah Türbesi’nin PKK’lılar eşliğinde Eşme’ye taşınması ve Başbakan iken Rus uçağının düşürülmesi emrini vermesini sayabiliriz…

Davutoğlu soyu gerçekte nereden geliyor bilinmez ama Türkiye ve Türk düşmanı biri olarak siyasi hatıramızda yerini aldı…

Erdoğan ipleri eline alınca bu kez geçmişte ona yapılanının aynısını Başbakan Davutoğlu’na teklif ederek Davutoğlu’nun istifa etmesini istemişti…

Erdoğan Davutoğlu’na yetkilerini alıyorum, bir zamanlar benim olduğum gibi göstermelik başbakan olacaksın dediğinde sözde kabul etmemiş istifasını vermişti, çünkü artık etkisiz yetkili olması bir yerlere hizmet için yeterli değildi…

Erdoğan bir senedir kontrollerinden çıkmış, etrafında ki eski arkadaşlarını tek tek pasifize ederek milliyetçi eksene doğru kaymıştı…

Davutoğlu’nun istifasından 2 ay sonra 15 Temmuz 2016 gecesi Darbe Teşebbüsü gerçekleştirildi…

Neden Erdoğan’ı bu ekip AKP’yi kurarken yanında istemişti peki?

Hitap yeteneği O’nu hep bir adım önde tutmuş, halkı konsolide etmek için Erdoğan öne sürülmüştü…

Milli görüşte gençlik kollarından gelen Erdoğan en son İstanbul Belediye Başkanlığı yapmış ve halkın sevgisini kazanmıştı…

Fakir ve yıllardır ötelenmiş halkın ruhundan anlıyor ve hitap yeteneği ile onları büyüleyebiliyordu. Erdoğan kafasında ne varsa dilinde olan biri. Plan program yapan arkadaşları gibi değil, Kasımpaşalı ruhuyla her konuya bodoslama dalıyordu…

Aslında Erdoğan’ı bulunduğu ekibi pek istemedi. Hatta Abdullah Gül yükselsin diye Fetö kumpası ile 3 ay içeri attılar ama Abdullah Gül’ün kendini beğenmiş üstten bakan tavrı yerine halk onu sevdi önünü kesemediler ve bugüne gelindi…

Devlet Bahçeli AKP politikalarına o dönem en şiddetli eleştiriyi getiren liderdi…

Daha 15 Temmuz 2016 öncesi Türkiye hakkında emelleri olan dış güçler tarafından Erdoğan’ın üzerinin çizildiğini görmüş ve yanında olunması gerektiğine karar vermişti…

Çözüm süreci, Türkiye’nin Çözülme Sürecine evrilmişti…

Devlet Bahçeli güvenlik alanında desteğini hissettirmiş ve Hendek Operasyonları’nda teröristler çukurlara gömülmüşlerdi…

Daha sonrası Cumhur İttifakı ile Kandil ve PKK’nın bitişi, Suriye’de bizden habersiz kuş uçmuyor oluşu, Libya, Doğu ve Batı Akdeniz (Ege Denizi), Afrika ve en son gözümüzün nuru AYASOFYA’nın cami olarak ibadete açılması…

Bu konuyu Ak Partililer kendi ekseninde zafer gibi algılasalar da bu gerçekte MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin zaferiydi…

Ayasofya Cami olacak 1980 Darbe öncesi ülkücülerin sloganlarından biriydi…

Nihayetinde birgün Ayasofya müzesi ülkücü gençler tarafından basılıp namaz kılınmış ve gözaltılar yaşanmıştı…

Devlet Bahçeli için zafer madalyası yerine hedeflerin gerçekleşmesi önemliydi…

Yoksa, sokaktaki çocuklar bile Erdoğan’ın Bahçeli olmasa bunu ve birçok şeyi yapacak gücü olmadığını bilir…

Ayasofya ve Atatürk mevzusuna da gelirsek, CHP, kendilerinden okları sektirip hep Atatürk üzerinde medya eliyle bir karalama kampanyası gerçekleştiriyor…

Atatürk’e lanet okundu derken, Ayasofya’yı Atatürk müze yaptı demek istiyor. Halbuki kazın ayağı öyle değil…

Masonların ayak oyunlarına milliyetçi camiadan bile yenilen çok kişi oldu…

Aslında Ayasofya resmiyette hep Cami idi. Atatürk Ayasofya-ı Kebir Cami-i diye tapuya kaydetmiş ve Fatih Sultan Mehmet Han Vakfı’na evrakı teslim etmişti…

Atatürk 1931’de tamiratına izin vermiş ama ölümünden çok sonra 1947’de Ayasofya’da onarım bitmiş ve bu kez İnönü hükümetinin alavere dalavere geriye dönük tarihli sahte evrakıyla müze halini almıştı…

Bu bakanlar kurulu kararıyla 1934’te imzalanmış dedikleri evrak hiçbir zaman ne resmi gazetede yayımlanmış nede Avrupa gazetelerinde Ayasofya müze oldu haberi 1934-1935 tarihlerinde bulunamamıştır…

Bu büyük olayın yabancı gazetelerde sevinçle yayımlanmaması mümkün mü?

Milliyetçiler için güzel bir hadise ise, Rahmetli Alparslan Türkeş’de Milliyetçi Cephe Hükümeti döneminde Ayasofya’da Hünkar Mahfili’nin açılmasını sağlamış ve orada kuran okutmuştu…

Yıllar sonra milliyetçi camianın ve Lider Bahçeli’nin kararlı duruşu ve Cumhur İttifakı’nın gücü ile Ayasofya Cami statüsüne kanunen geri dönmüş ve ilk Cuma namazını orada kılmak bu kez de MHP Lideri Devlet Bahçeli’ye nasip olmuştu…

Lider Devlet Bahçeli ile yol yürüyen yanılmaz…

Yeni kurulan Gelecek ve Deva partilerinin ise kurucuları siyasal islamcılardan oluşurken niye Ayasofya’nın müzeden camiye gerçekte dönüşmesine karşı çıkmışlardı?

Yukarıda anlattığım tarihsel siyasi icraatlarıyla iç dinamiklerinin gerçekte islamla alakası olmadığının açık göstergesidir. Görünüşte milli görüşçü ama geride farklı saiklere hizmet aşkları ve biatları yatar…

Ülkemizi 15 Temmuz 2016 sürecine getirenleri halk unutmamalı ve  Türk tarihinin parti çöplüğüne gömmelidir…

Bugün adı Millet İttifakı olan CHP, HDP, İYİ, SP ve AKP safralarından kurulan Gelecek ve Deva Partilerinin Türk Milletine verebileceği bir hizmet yoktur. Amaçları eyaletlere bölmek ve azınlıkların Türk Milleti üzerinde tahakküm kurmasını sağlamaktır…

Bunları bir araya getiren bir güç olmasa, bu kadar benzemez niye bir araya gelsin ki?

Sürçülisan ettiysem affola…

 

 

Leyla Düzel

 

 

 

 

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.