ATATÜRK MÜSLÜMAN MI?

21.08.2021
A+
A-

Uzun zamandır süregelen, nefreti körükleyenlerin temel dayanağı olan Atatürk’ün bir meclis konuşması var.

“Aziz milletvekilleri, dünyaca bilinmektedir ki, bizim devlet yönetimimizdeki ana programımız, Cumhuriyet Halk Partisi programıdır. Bunun kapsadığı prensipler, yönetimde ve politikada bizi aydınlatıcı ana çizgilerdir. Fakat bu prensipleri, gökten indiği sanılan kitapların doğmalarıyla asla bir tutmamalıdır. Biz, ilhamlarımızı, gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya yaşamdan almış bulunuyoruz.“

Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarının ilk meclis günü ve sonrası ne yaptığına bakalım. Belki buradan inancı hakkında çıkan söylentilere bir cevap buluruz.

23 Nisan 1920’de, Hacıbayram Camisi’nde Cuma namazı kılınıp, kurbanlar kesildikten sonra ilk TBMM dualarla açıldı. Mustafa Kemal Paşa hayırlar getirmesi için Cuma gününü özellikle seçmişti.

“Hep birlikte bakışlarımızı, vicdanımızın merkezi olan millete dikelim. Orada erdemin, vefa ve içten bağlılığın, yenileme arzusunun, egemenlik aşkının ve geleceğin sönmeyen ateşi yanmaktadır. Bu kutsal ateş, kendi içindeki bilgisizlik ve karanlığı yakacak ve bağımsızlığımızın önüne dikilecek olan bütün engelleri yıkacaktır. Efendiler, millet önünde, onun hak ettiği bağımsızlığın önünde, onun layık olduğu gelişme ve yenileme arzusu önünde, her kuvvet ancak milletin irade ve amaçlarına uymak şartıyla yaşayabilir. Milletin irade ve amaçlarına uymayanların talihi hüsrandır, çökmedir.”

Bağımsızlık fikriyatı ile egemenliği halka vermiş ve Türkçe’yi hakim kılarak hiçbir iradenin Türk Milleti’nden üstün olamayacağını belirtmiştir.

“İşte sizler Allah yolunda ( mallarınızı ) sarfetmeye çağırılan kimselersiniz. Kiminiz cimrilik yapıyor ama, ( O ) cimrilik yapan bilsinki , ancak kendine karşı cimrilik etmiş olur. Allah zengindir, siz ise fakirsiniz. Eğer ondan yüz çevirirseniz, sizi ortadan kaldırır ve sizin yerinize , sizden olmayan ve sonrada sizlere benzemeyecek olan başka bir milleti getirir.” ( Kuran-ı Kerim Muhammed s. 38 )

Maide 54: Allah, yakında, kendilerini sevdiği ve kendisini seven müminlere karşı boynu bükük, kâfirlere karşı başı dik bir topluluk getirecektir. Bunlar Allah yolunda savaşırlar, hiçbir kınayanın kınamasından korkmazlar. Bu, Allah’ın, dilediğine yönelttiği bir lütuftur. Allah, yaratılışı ve yarattıklarını genişletir, her şeyi bilir.

Bu ayet geldiğinde Resulullah’a soruldu. O zaman Resulullah, “Türkçe’yi öğrenin, çünkü Türkçe’de saltanat vardır” dedi.

“Yani bu millet kimdir ? Türkler midir ? diye sorulduğunda TÜRK’ün karakterini şöyle izah etmiştir.

  • Kendilerini sevdiği ve kendisini seven,
  • Müminlere karşı boynu bükük,
  • Kâfirlere karşı başı dik,
  • Bunlar Allah yolunda savaşırlar,
  • Hiçbir kınayanın kınamasından korkmazlar.
  • Bu, Allah’ın, dilediğine yönelttiği bir lütuftur.”

Atatürk Allah’ın emrini yerine getirmiş Kuran’ı Kerim’i Arap anlayışı ile yorumlanmasından kurtarmıştır.

Kerameti kendinden menkul Şeyhlerin, bazı tarikatların anlattıkları ile yönetilen, kandırılan halk için Diyanet işleri Başkanlığını kurmuş ve herkesin kendi dilinden Kuranı Kerimi okuyup anlaması için ünlü Alim Elmalılı
Hamdi Yazır’a Kuran’ı Kerim’i Türkçe tercüme ettirmiştir.

İnançsız bir kişi tüm imkanlar elindeyken neden inanmadığı bir din için uğraşsın.

“Gökten indiği sanılan” başlıklı konuşmasının bir bölümünü bütün konuşmadan çıkarıp baz alıyorlar ve Atatürk’ün dini inancını sorguluyorlar.

Zamanın şartlarından soyutlarsak anlam karmaşası yaşanır ve hâşâ Allah yerine hüküm verip şirke batarız.

Atatürk dini bir ulema değildi. Halife de değildi. Istese kendini Halife ilan ederdi. Din üzerinden bir yönetimi tercih edecek kudrete sahipti ve çok da kolay olurdu. Lakin Kuran’ı Kerim’in kutsallığını insan eliyle bozacak, başa gelen herkesin kendisine göre yorumladığı şeriat ile yönetimlerin asıl günaha girmek olduğunu anlayacak zekaya sahipti.

Ömrünün 44 yılı savaşlarda geçmiş biri. Yani ölüme ve Allah’a en yakın olunan yerlerde yaşamış. Din ekseni ile yapılan savaşlara tanık olmuş. Haç ile Hilal’in kavgasını görmüş. Hristiyanlığın yayılma arzusu ile zulmettiği müslümanın yanında hep savaşmış bir Osmanlı Askeri.

Henüz Cumhuriyet ile yönetilmeyen bir çok Dünya ülkesinden önce bu sistemin Türk Milleti’ni ve İslamı yücelteceğini düşünmüş ve öyle de olmuştur. Bugün Ortadoğu’da dini baz alan her ülkenin ayrı islam yorumlaması ile birbiriyle savaşına şahit oluyoruz.

Cumhuriyet sonrası Türkler özüne yani ümmet kavramından ulus kavramına tekrar dönmüştür.
Çoklu millet yapısının sadece din birliği ile ayakta duramayacağını bizzat müşahede etmiştir.

Ortadoğu’da ve Arap yarımadasında şeriatla yönetildiği söylenen ama insan eliyle İslam Dini’ni değiştirip Allah’ın emridir diye kullanan sapkın iktidarlar, hanedanlıklar Emperyalizmin kuklası oldular. Kendileri İngiltere’de, Amerika’da modern hayat yaşarken halkı din üzerinden baskıladılar. Mustafa Kemal ise geleceği o günden görmüş ve bu sebeple laik ve demokratik Cumhuriyeti kurmuştur.

Benim rahmetli dedem Derviş idi. Bunu genelde hepiniz biliyorsunuz. Yugoslavya Struga şehrinde dergahı vardı. Osmanlı zamanında müslümanlığı balkanlarda hakim kılmak için gönderilenlerden. Has Türk ırkına mensup dini inanışları kuvvetli birinden bahsediyoruz. Osmanlıyı da görmüş, Atatürk’ü de. Yıllar sonra Anavatanına dönmüş. Hem şeriat hem de laik Cumhuriyet yönetiminde yaşamış din uleması birinden bahsediyorum.

Biz Atatürk’e karşı onun ağzından hiç bir saygısızlık duymadık. Tam tersi över ve onun için dua ederdi. Ben daha çocuk iken onu kaybettim. Keşke daha çok sohbet etme şansımız olsaydı ve her anlattığını kayıt altına alsa idim. Ananem ve annemin anlattıkları ile yetinmek zorunda kaldım.

Bu yukarıda bahsettiğim mevzu hakkında “Şeriat isteyenlerin nefreti bu kahramana bir bitmedi.” derdi.

“Orada bahsettiği biz Cumhuriyet’i kurarken şeriat ile yönetilmeyi seçmiyoruz. Kutsal kitaplara rakip bir anayasa da hazırlamadık. İnsan hayatları üzerinden yaşamdan gözlemlerimizle devlet yönetimini ve parti programını belirledik demek istiyor. Sözü geçen gökten indiği sanılan cümlesi doğrudur. Gözle görmediğimiz ama Kuran’da yazması sebebiyle gökten indiğine inandığımız kitaplar. Hiçbirimiz buna şahit olmadığımız için sanılan yani inanılan demiştir. Burada ayrıca sadece Kuran’dan bahsetmiyor. Tüm kitaplardan bahisle parti programının insan elinden çıktığını yani dogmalardan oluşmadığını açıklıyor.
Bu konuşmada Allah yoktur, Kitaplar indirilmemiştir veyahut ben müslüman değilim anlamı çıkmaz. Biz dinimizi yaşamak için yurdumuza döndük ve Atatürk olmasaydı İslam dini tarumar olurdu. Bir de “Arap oğlunun ipliğini pazara çıkaracağım” diye bahsettiği bir konu var orada peygamberimizden değil yobazlaşan, İslamı karanlık gösteren, korkunç bir din gibi yansıtan Arap neslinden bahisle o sözü söyledi” derdi.

Umarım yeteri kadar aklı bulanana açıklayıcı olmuştur. İnanıp inanmamayı siz seçeceksiniz. Kalbiniz kötü ise kendinizi Allah’tan üstün tutup Şirk’e sapacaksınız ve müslüman değildi diyeceksiniz.

İslam dini hakkında söylediği bir çok güzel sözlerini okumayıp kolay yönetilir olan şeriat yanlısı batının içimize enjekte ettiği bazı tarikat şeyhlerinin yalanlarını dinlemek tabiki sizin tercihiniz. Ama müslümanım diyorsanız başkasının inanışını sorgulamak sizi günaha sokar. Bölünmemizi isteyenlere yardımcı olmaktan başka işin bir de bu yönü var.

Atatürk’ün kütüphanecisi Nuri Ulusu, “Atatürk bazı kereler çalışırken okuduğu tefsirlerin çok tesirinde kalırdı ve de ‘ Hey büyük Allah’ım! Kur’an’a inanmayan kâfirdir, bize nasıl yol gösteriyor? Bunları tüm Dünya’ya okutmalıyız?’ diye de söylenirdi. Sonra da o an yanındaki bizlere, ‘ Okurken ruhum coşuyor, size de oluyor mu?’ diye sorardı ama o anlarda gözleri hafifçe dalar ve kızarırdı” demiştir. Kur’an’da Atatürk’ün en çok dikkatini çeken surelerin başında, Yasin Suresi gelir. Bir konuşmasında buna şöyle değinmiştir: “Evet, hakikaten Kur’an’da çok büyük hikmetler ve düsturlar var. Hele Yasin Suresi ne şahane yazılmıştır. Ben Kur’ an’ı okumak istediğim de çoğu zaman Yasin Suresi’ni okurum.”

“Bizim dinimiz en makul ve en tabii bir dindir. Ve ancak bundan dolayıdır ki son din olmuştur. Bir dinin tabii olması için akla, fenne, ilme ve mantığa uyması lazımdır. Bizim dinimiz bunlara tamamen uygundur.”
M.K.Atatürk

Leyla Düzel

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.