DOLAR 5,8728
EURO 6,4703
ALTIN 282,3
BIST 95.223
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 25°C
Parçalı Bulutlu

“Alo Fatih… Şu Adama Ülkücüyü Anlat!..”

13.02.2014
51
A+
A-

Şükrü Alnıaçık

Türkiye’de ve Dünya’da, “Fethullah Gülen’e Cevap” başlığıyla kaleme alınan tek yazıyı yazma şerefi, bir Ülkücüye aittir. (Şükrü Alnıaçık, 5 Ağustos 2010, Haberiniz.com)

Başbakanın besili tazılarının cemaate havlamaya başladığı 17 Aralık sonrasına bakmadım; ama interneti tarattığınızda karşınıza bu başlıkta başka bir yazının çıkmadığını siz de fark edeceksiniz.

12 Eylül 2010 referandumunda AKP için yollara düşen, mezardaki ölülerden bile “Evet” oyu isteyen cemaatin başı olan zata karşı açıktan kaleme aldığımız bu yazının özünü “Tekasür suresi” teşkil ediyordu: İçinde 4 kez “Hayır” kelimesi geçen surenin işlediği konu, “çoklukla övünmenin mahzurları ve mezardaki ölüleri bile saymanın zararları”ydı.

O gün, Hoca Efendinin veballerini uzun uzun sıraladıktan sonra yazıyı şöyle tamamlamıştık:

“Modern siyaset ise uygulanışına nazaran ne ilimdir ne de tasavvufa yakındır. Siyaset kirlidir; siyaset çok seslidir; geçici ve popülerdir. Siyaset Kopenhag kriteridir; siyaset, merkantilizmin bürokrasisidir, hamalıdır, hamilesidir.

Din-i İslam’ı temsil iddiasında olanların siyasetin kirine bulaşması, hem kendi manevi şahsiyetlerinde, hem cemaatlerinde hem de temsil ettikleri yüce dinimiz İslam üzerinde onulmaz yaralar açacaktır.

Temennimiz, en baştaki sure-i celilenin müthiş tevafukundan feyz alarak ilminize yakışan hüküm veya istihare ile mübarek mesleğinize yakışanı icra etmeniz ve Ülkücülerin düşmanlığından imtina etmenizdir.”

Sonra kasetler geldi…

Bugün başbakanın saçmaladığı gibi biz, onun bu kasetçi paralel iktidarına asla teslim olmadık:

27 Nisan’da MHP’ye yönelik komplosundan sonra, 28 Nisan günü, “Pençe-i Aklımızla Ezer Geçeriz”i yazdık: Ülkücülük, kişisel zaaflara kurban edilecek bir siyasi hareket değildi.

Cemaatin çalışma usulleriyle ilgili tepkimiz bununla da sınırlı kalmadı.

15 Mayıs 2011’de “Salyasında İktidar Virüsü Taşıyan “Cyborg”lar!”ı yazdık:

“Yani: bu adamlar kesinlikle “cyborg”dur. Yanınıza sokulmalarına ve sizi öpmelerine fırsat vermeyiniz. Salyalarında haram yüklü iktidar virüsü vardır…”

Sonra tarihi Diyarbakır mitingimize kara çalmaya, moral bozmaya çalıştılar. 31 Mayıs 2011 günü İstanbul’dan o meşhur gözaltıların haberi geldi.

Aynı saatte kaleme davrandık: “Diyarbakır’a Beş Kala Kasetçi İstanbul’da Sahaya İndi!

Makalenin özeti şuydu: “Kaset operasyonunu yapanlarla bu tutuklamayı yapanlar aynı kişilerdir.”

Ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, daha gözaltıların üzerinden 12 saat bile geçmeden, Ülkücülere sahip çıkarak bu kirli oyunu bozmuştu:

“Milliyetçi Hareket Partisi’ne gönül veren ve şerefli geçmişimizin kutlu hatıralarını yüreğinde taşıyan hiçbir arkadaşımızın; şahsımı, partimizi ya da demokratik nizamı hedef alan bir tezgâhın içinde yer alması düşünülemeyecektir.”

Beklediğimiz daha doğrusu emin olduğumuz için Ülküdaşlarımıza sahip çıkmak için erkenden kaleme davranma cesaretini aldığımız “teşkilat bilinci” işte buydu.

2 Haziran 2011’de “Dinlemeye Takılan “Suikast” ve Bir Masumiyet Karinesi”ni yazarak içerdekilerin masumiyetini haykırdık.

4 Haziran 2011’de “Ferasetin Efendisi ve Kasetlerin Önder’i”yle suçluyu ifşa ettik.

8 Temmuz 2011’de “MHP, Rehin Alınan Ülkücüleri Müzakere Etmelidir!” dedik.

6 Ekim 2011’de “Ülkücüler Sazan mı?” sorusuyla aklımızla alay edilmesine itiraz ettik.

Ve nihayet 11 Aralık 2011’de “Gülen Takımadaları”nı yazdık:

“Silivri’yi, Hasdal’ı, Beşiktaş’ı, sizin adınıza “dokunanın yandığı” Gülen Takımadaları’na çevirmesinler. Sonra tarih kitabında, adalet ve demokrasinin cesur kalemi Soljenitsin’le değil, zulmün kızıl mimarı Stalin’le birlikte anılmak zorunda kalabilirsiniz.

Bizim işimiz zulme karşı durmak ve muhatabı uyarmaktır; onun için evvel Allah bize hiç bir şey olmaz. Sadece adınıza üzülürüz…”

Orduyu, meydayı, yargıyı, YÖK’ü ve siyasi rakiplerini tasfiye etmek için cemaatin kucağında 11 yıl geçiren Başbakanın, “yetim malına hırsızlık” kasetleri ortaya çıkınca, bizi geçmişte “paralel yapıya teslim olmakla” suçlaması kadar aptalca bir savunma olamaz.

“Alo Fatih…” diyesi geliyor insanın… “Şu adama Ülkücüyü Anlat!..”

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.