DOLAR 5,6990
EURO 6,3098
ALTIN 269,4
BIST 106.785
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 20°C
Sisli

AKPKK Ümmetçiliği = Konfederalizmin Arapçası!

14.05.2014
56
A+
A-

Şükrü Alnıaçık

Teröre karşı “başarılı olabildim” diyebilmeniz için teröristin silahını bırakmış olması gerekir. Eğer o bırakmadı da siz bıraktıysanız ortada bir terslik var demektir.

Durum ne yazık ki fiilen bu merkezdedir ve Abdullah Öcalan, partisiyle birlikte bundan alabildiğine yararlanmaktadır. TSK, bölgede pasif savunmada kalırken, PKK “asker” toplamakta, ara sıra keyfe gelip doçkayla karakollara doğru sıkmakta ve halkı tahrik ederek, alanını genişletmektedir.

TSK açısından bu tek taraflı bir “mütareke”dir. Tek taraflı askeri eylemsizliklerin tarihteki adı ise “teslim olmak”tır.

Türk Silahlı Kuvvetleri, 2008’den itibaren Ergenekon ve Balyoz davalarıyla baskı altına alınarak sivil idarenin stratejik tercihlerine müdahale etme gücünü kaybetmiştir.

“Barış sürecini baltalamak ve kan dökülmesine sebep olmak” suçlamasından uzak kalabilmek için operasyonlara ara veren ve böylece caydırıcılığını yitiren TSK, stratejik inisiyatifi ne yazık ki terör örgütüne kaptırmıştır.

Bu manevra fırsatını iyi kullanan örgüt ise hem 30 Mart seçimlerinde hem de gücünü bölgede daha fazla hissettirebileceği kitleselleşme çalışmalarında bu boşluktan alabildiğine yararlanmıştır.

İşte bu şartlar altında geçtiğimiz hafta sonu Öcalan, Diyarbakır’da adında İslam sözü geçen bir “kongre” topladı. Kongreye katılan “din alimi” etiketli hocaların veya akademisyenlerin şahsiyetini ve imanını şu anda sorgulamak istemiyorum. Kendileri, “kan dursun diye gittik” deseler de bu kongreye hangi şartlarda katıldıklarını iyi kötü biliyorum.

Şartlar ne olursa olsun bir din adamına yakışan, “asker, polis, kadın, çocuk ve din adamı katili bir terör örgütünün toplantısına gitmem” sözü olurdu. Bunu söyleyemeyen din aliminin bırakın arkasında namaz kılmayı, cenazesini bile kılmayı ben kendi takvama kabul ettiremem.

Öcalan, bu toplantıyı, çağrı metninden sonuç bildirgesine kadar 4/4’lük bir propaganda vasıtası olarak kullanmıştır. PKK’ya, devlet eliyle verilen bu genişleme fırsatı, “aynı anda hem dine, hem de Laikliğe aykırı bir eylem” olarak tarihe geçmiştir.

Öcalan’ın “kongre”ye gönderdiği mektuptan ilk bakışta anlaşılan tuzaklar şunlardır:

1- Öcalan, laf kalabalığı arasında Şia’ya ve Selefiliğe vurur gibi yaparken aslında “devlet” kavramına saldırarak, sınırları reddediyor ve bölücü Kürt terörünü kendince İslamileştiriyor.

2- “Ulus devletlere karşı mekân merkezli karşı çıkış” gibi tefsir gerektiren zırvalamalardan, elemanların “Kürdistan” mesajını çıkaracaklarını iyi bilen Öcalan, her paragrafa havuç misali bir “İslam” kelimesi koyarak bir yandan AKP’yi okşuyor bir yandan da, “melelere” talimatlar veriyor

3- Öcalan’ın mektubu, Kapitalizme ve İngiliz Emperyalizmine kafa tutan görünümüyle, bir “İslam Sosyalizmini” çağrıştırıyor ve Kaddafi’nin “Yeşil Kitabı”nı hatırlatan bir özetlemede bulunuyor.

4- İslam’la ulus devleti çarpıştıran Öcalan’ın, terör ve masum insanların kanının dökülmesi konusunda aynı sorgulamayı yapmadıklarına şahit oluyoruz. Hatta “alim”lerin sonuç bildirgesinde Maide Suresi 32. Ayetin başındaki “bir insanı öldürmek”le ilgili bölümü çıkarıp, sonundaki “bir insanı kurtarmak”la ilgili bölümü okumaları, zalimce bir tahrifat olarak tarihe geçiyor.

5- Apo, sık sık İran ve Arabistan’a konuşur gibi yapıp Türkiye’ye çakıyor. Çünkü her iki ülke de ulus devlet değil… Bu arada bozuk saatlerin günde iki kez yaptığı gibi, Tayyip Erdoğan’ın “Arabi-Selefi” olarak yeniden tanımlandığını görüyoruz.

6- Ulus Devletçiliğin mimarı olarak Fransa’yı değil de İngiltere’yi öne çıkaran Öcalan, Ulus devlete karşı bölücü söyleme İslami referans bulabilmek için Kraliçe’nin iki yüz yıllık kirli çamaşırlarını da hocaların önüne bırakıveriyor..

7- “Deli deliyi görünce değneğini saklarmış” misali, El Kaide ve Hizbullah’ın vahşiliğinden dem vuran Öcalan, El Kaideden girip Laiklikten çıkarken Müslümanları bu duruma düşmekten kurtaran Türkiye Cumhuriyeti’ne haksızca vurmaya devam ediyor.

8- Nihayet Bebek katili, durumu özetliyor ve hem “Laikçi Milliyetçi hem de Radikal Dinci” taraflara yanı anda gider yaparak kendince bir üçüncü yol teorisyeni makamına tırmanıyor.

9- Başbakanı da zırvalamakla itham ederek egosunu parlatan Öcalan, adını bu kadar açık koymasa da “Ulus devlete karşı bir etnikçi enternasyonal”i -yerseniz- “ümmetçilik” şeklinde takdim ederek “Konfederalizmin Arapçası”nı önermiş oluyor!..

Yani, Potamya’nın kurnazı, açıktan söyleyemediğini İmralı’nın delisine söyletirken; o da fırsattan istifade, din silahını AKP’nin elinden alıp, PKK’nın hizmetine vermeye çalışıyor.

Dikkat!.. Hem de “Hz. Ali” sayıklamasıyla…

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.