SON DAKİKA

I, pet goat II

VİDEO GALERİ

AKKANGAL’IN KÜÇÜK DÜNYASI – 1

Bu haber 26 Ekim 2010 - 20:04 'de eklendi ve 56 kez görüntülendi.

Bir süredir “Küçük Türkiye Milliyetçiliği” başlığı ile yazıp aklınca Türk Milliyetçilerinin “küçük” düşündüğünü söylemeye çalışan Türküne’ye, edebimizi mümkün olduğunca muhafaza ederek cevap verelim. Yanlış anlaşılmasın, Türköneyi dikkate aldığımdan değil, onu “bir şey” sanıp dikkate alma ihtimali olanları önemsediğimden bu yazıyı kaleme almaktayım. Malum, bu kişi hem bir zamanlar “içimizde bulunmuş”, hem de “ülkemizin Afganistan olmaması için canını feda etmiş bir şehidimizin” kardeşi. Yani elbiseye bakıp içindekini bir şey sanma ihtimali olanlara “hakikati göstermektir” muradım. Bu ifadelerimde Türköne’ye hakaret maksadı yoktur. Dediğim gibi “hakikati ifşa” adına bu cümleleri kurmak bir zarurettir. Ayrıca ben hakaret edeceğim kişide bile bir seviye ararım. Türköne’de o seviyeyi bile görmüyorum.
Şayet Türköne veya hemcinsleri hakikaten “Türk Milliyetçiliğinin gerekleri yapılmıyor, fikir ve çözüm üretmekte zorlanılıyor, Türkçülük, Turancılık gibi mefkûreler hakkında yeni nesil gerektiği gibi bilgilendirilmiyor” deseler ve bu yönde eleştiriler/öneriler getirseler, bize, onlara hak vermekten başka bir söz düşmez. Fakat getirdikleri eleştirilere baktığımızda “Neden AKP gibi BOP ileri karakolunun dümen suyunda değilsiniz, neden PKK bölücülüğü konusunda AKP gibi düşünmüyorsunuz, Türkiye’nin bölünüp parçalanmasının önünde neden set oluyorsunuz…” gibi gerekçelerle Türk Milliyetçilerini “küçük düşünüyorsunuz” diye eleştirmeleri “dinime söven bari müsellim olsa” vecizesini akla getiriyor.
Türköne gibileri, AKP’nin BOP taşeronluğunu “Yeni Osmanlıcılık” gibi sunuyorlar. Onlara göre AKP “Türkiye’yi bölgesinde lider yapacak, Osmanlı gibi bir hâkimiyet kuracak, nihayetinde Türk Milliyetçiliğinin hedefleri gerçekleşecek.”
Henüz tam olgunlaşmamış olacak ki, “AKP Türk Milliyetçisi bir partidir, Turanı AKP kuracaktır” diyemiyor. Eh şartlar olgunlaşsın “Türkün egemenlik haklarının başkalarıyla paylaşılması milliyetçiliğin bir gereğidir” cümlesini kurması da kaçınılmaz.
Yalnız ”küçük” bir sorun var. Bir kere AKP’nin başı “Türk Milleti” gerçeğini kabul etmiyor. Üstelik “9 madde 2 sayfa” anlaşma gereği “ AKP Büyük Ortadoğu Projesi’nin eşbaşkanı, yani üçüncü bin yılda Asya’nın Hıristiyanlaştırma projesinin bölgesel taşeronu.”
Türköne işte böyle bir AKP’yi savunuyor, destekliyor, üstüne üstelik MHP’yi de bu AKP’yi desteklemediği için “Türk Milliyetçiliğinden, Türkçülükten, Turancılıktan uzaklaştı” diye suçluyor.
AKP’nin ülkemizi kiliselerle donatmasını ayakta alkışlıyor ama Devlet Bahçeli’nin Ani’de Cuma namazı kılmasına şiddetle karşı çıkıyor. Sultan Alparslan’ın Anadolu’yu ilelebet Türk yurdu yapmasını sembolize eden “Ani’de Cuma namazı” meselesinden Türköne gibi “okur-yazar” birinin habersiz olması düşünülemez elbette. O yüzden Devlet Bey’in “Ani de Cuma kılmasının mesajı” yerine ulaşmış ki, rahatsız olması gereken herkes rahatsızlığını dile getirdi. Dikkat ettiniz mi hiç, Devlet Bey’in Ani’de namaz kılmasına bir Ermeniler karşı çıktı bir de Türköne. Bunun sebebini okuyucunun yorumuna bırakıyorum.
Bir konuda çok haklı.
Adam sanılıp desteklenen ve fikir üretip hareketi fikren beslesin denilenlerin çoğu fikrin değil paranın ve iktidar gücünün peşinden koşunca hareket ister istemez var olanı muhafaza için içe dönük bir tavır aldı. MHP’nin geçmişten beri maalesef bir zaafı var. İnsan seçiminde çok isabet sağlayamıyor. Siyasetin tabiatı gereği elbette bu tür isabetsizlikler olabilir çünkü insan tabiatının “güce ve maddeye bağımlılığı” ancak “zamanla” anlaşılabiliyor. Fakat bir gerçek var ki, seçimdeki bu isabetsizlikler, bu tür kişilerin her zaman “kalbur altında” kalmasını, isteseler de “kalbur üstü” olamayacaklarını da garanti altına alıyor. Türköne ve benzerleri ne kadar “bu dava içinde kendilerine kıymet atfetseler de” elek altı kalmaya mahkûm oldukları gerçeği değişmiyor.
Türköne gibileri güneş gözlüğü takınca akşam oldu sananlardan.
Diyor ki; “MHP, Kürt sorununda kafasını kuma gömerek küçük Türkiye Milliyetçiliğine dönüştü…” Yani Türk Milliyetçileri bu meselede “bölücü destekçisi” olmadığı için “küçülmüşler.” İşte kafası böyle çalışıyor bunların. PKK açılımını destekleseydi, AKP’nin verdiği tavizlere ses etmeseydi, “BOP eşbaşkanına” köstek değil destek olsaydı, MHP “Büyük Türkiye Milliyetçisi” olacaktı Türköne’nin gözünde anlaşılan. Türkiye’de Türk egemenliğinin başkalarıyla paylaşılmasını “Büyük düşünce” olarak sunan Türköne, bu “Büyük düşüncesinin” ne kadar Türklükle alakası olduğunu da yazsa, biz de anlasak olmaz mı?
Turancılık fikrinin, sadece Türk değil Turani kavimleri de içine alan bir fikriyat olduğunu kastederek, Türkiye’deki Türk egemenliğinin başkalarıyla paylaşılması gerektiğine haklılık oluşturmaya çalışması da ayrı bir icadı Türköne’nin. Şimdi ben “Gök Çadır, Güneş Bayrak” desem, oradan da “egemenliğin dünya halklarıyla paylaşılmasını istediğim” sonucuna varacak galiba?
Allah için haksızlık etmeyelim, kalemi çok kıvrak. Türköne aynı makale içerisinde; Hem “Apo’yu asmadı” diyerek MHP’yi suçlayabiliyor hem de “Apo Başıbozuk Paşası yapılsın, Bodrum ona tahsis edilsin” diye “büyük zekâ ürünü” bir öneri getirebiliyor. Eh, boru değil tabi, her iktidarın gönüllü- danışmanı ya, kaleminin de kendisi gibi kıvrak olması çok normal.
Kaleminin kıvrak olmasına bir başka örnek. “Bugünden sonra her yerde Türkçe konuşulacak” diyen Karamanlı Mehmet Bey’i bu fermanından dolayı küçümserken, aynı zamanda “Türkçe Olimpiyatlarını neden desteklemiyor” diye MHP’yi suçlayabiliyor. Belli ki onun derdi Türkçe filan değil, cemaate şirin gözükmek. İyi de başkalarının Türkçe öğrenmesi onlar için bir kazanç bizim için değil, tıpkı bizim zorunlu olarak İngilizce öğrenmemizin ABD ve İngilizlerin bir kazancı olduğu gibi. Elbette herkesin Türkçe öğrenmesi bizim için de iyi olur ama burada önemli olan Türkçeyi kimin öğrettiği değil mi? “Irak’ta katledilen bir buçuk milyon Müslüman hakkında tek kelime etmeyip “Tel-Avive düşen bombalar yüreğimi kanatıyor” diyen adamın öğrettiği Türkçenin Türk Milleti’ne ne faydası var?”
Cemaat mensupları sakın ifadelerime kırılmasın. Biliyorum ki onlar imanı duygularla cemaatteler ve büyük fedakârlıklarla hizmet etmekteler. Benim burada eleştirdiğim “Cemaat siyaseti.” “Irak işgali ve Tel Aviv’e bomba” konusunda Cemaatin tepesinin takındığı tavır herhalde bu kardeşlerimin de dikkatini çekmiştir.
Bir kişinin fikri neyse zikri de odur.
Türköne, “Türk Milletinin sembolü Bozkurt değil, Kangal köpeği olması gerekir” diyerek şuuraltındakini de dışa vurmadan edemiyor. Çünkü Kangal “Sadakati”, Bozkurt hürriyeti sembolize eder. Evcilleştirilen ve önüne konulan bir kap yemek için sahibine sonuna kadar sadakat gösteren Kangal hakikaten oldukça sadıktır. Tecrübeyle sabittir ki, önüne kim bir kap yemek koyup ipini kapıya kim bağlarsa ona sadakat gösterir. Bahçemde bir Kangal vardı, komşuya doğru havlardı. Götürüp komşunun bahçesine bağladım, bu sefer bana havlamaya başladı.
Türköne, zihin kodlarına uygun olan Kangal’ı kendine sembol olarak seçebilir. Hizmet ettiklerine sonuna kadar sadakat gösterebilir. Buna ben karışamam. Fakat Türk Milleti’nin hürriyete düşkünlüğünü sembolize etmek için Bozkurt’u mit olarak seçmesine de o karışmamalı. Evcilleştirilip AKKANGAL olanların Bozkurt’u “neden evcilleşmiyor” diye suçlamaya hakkı yoktur herhalde?
“Diyarbakır’a Amed desek ne olurki?” diye bir görüş ortaya atmıştı. Hatta “İstanbul’a Kostantinapolis desek ne olur” demeye de getirmişti. Ben de kendisine sorayım o zaman. “Hocam size Mümtaz Bey değil de Mr. Hristofyas desek ne olur?” Türköne buna cevap versin ben de onun bu sorularına cevap vereceğim, söz.
Cemaatinin yurtdışındaki okullarını örnek gösterip “Turan idealine hizmet ediyorlar” demeye getiren Türköne ya Turan’ı hiç bilmiyor ya da yazı yazdırılan gazetesine diyet borcunu ödüyor.
O okulların dünyanın dört köşesinde “Müslüman-Türk kültürü” çerçevesinde faaliyette bulunması elbette bir “Türk” olarak hepimizin gururunu okşar. Fakat dünyanın her yerinde “Müslümanlara terörist muamelesi çekenlerin cemaat okullarına bu kadar müsamaha göstermesi” konusu da kafamı kurcalamıyor değil. Kendimize en yakın hissettiğimiz Azerbaycan’da bile “Ayyıldızlı bayrağımıza yasak” getirilirken, “Müslüman Türk kimliği ile okul açıp eğitim vermek” misyonunu yerine getiren(!) ve Türkönenin deyimiyle “Turana hizmet eden” cemaat okullarının bu denli serbest hareket ediyor olması, cemaatin çok güçlü “Müslüman Türkler” olduğundan mı yoksa Vatikan merkezli diyalog projesinin “BOP ile kanka” olmasından mı acaba?
Sonuç olarak;
Çeşitli sebeplerle bugün Türk Milliyetçiliğinin arzuladığımız noktada olmadığı açık. Eksiklikler, yanlışlıklar var. Mücadelede zaaflar olduğu doğru. Fakat bunların tartışmasını AKKANGALLARLA yapacak değiliz. Onlar önlerine konan kaptan yemeye ve iplerini ellerinde tutanlara sadakate devam etsinler. Türkçülük, Turancılık gibi büyük ideallerle küçük beyinlerini yormasınlar.
Türköne bir TV programında “Türk kelimesi Cumhuriyetle birlikte çıkmıştır, öncesinde yoktur” diyerek “Türk Milletine mensubiyet şuurunu” açığa vurmuştur. Böyle biriyle Türk Milliyetçiliği hakkında konuşulur mu?
Adama bak, “MHP’yi, AKP’nin bölücü, BOP’cu politikalarına destek olmuyor diye Türk Milliyetçiliğinden, Turancılıktan uzaklaştı diye suçluyor.”
Zırvalamanın daniskası diye buna diyorlar herhalde.
Türköne’yi “Bir şey” zannedip onun Türk Milliyetçiliği hakkındaki zırvalarına inanma ihtimali olanlara duyurulur.{jcomments on}

Suleyman Celiksbs@asikurtlar.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
kayseri escort aydın escort denizli escort çanakkale escort bursa escort