DOLAR 5,7273
EURO 6,3451
ALTIN 277,7
BIST 103.072
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 26°C
Parçalı Bulutlu

Ağlanacak durum

29.08.2013
78
A+
A-

ORHAN KARATAŞ

Sılayı rahim ve kısa bir tatil için, yazılarımıza 2 haftalık bir ara vermek durumunda kaldık. Yazı yazmadık, ama Türkiye’nin gittikçe ağırlaşan ve derinleşen sorunlarından uzak kalmadık. Değil 2 hafta, 2 saatte bile çok şey değişiyor ve ne acıdır ki, bu değişimler hep olumsuz yönde oluyor. Nitekim, 2 hafta öncesine göre karşı karşıya kaldığımız sorunlar çok daha ağırlaşmış, çok daha karmaşık hale gelmiş ve etrafımızdaki kuşatma daha da yakıcı hal almıştır. Türkiye içeride ve dışarıda tahmin edilenin çok ötesinde zor ve sıkıntılı durumlara düşmüştür.

Hükümetin takati kalmadı

Başbakan Erdoğan Mısır’daki gelişmeleri bir televizyon kanalında anlatırken, hüngür hüngür ağladı. Bu ağlamanın samimiyet ve istismar tarafını bir kenara bırakıyorum. Ama Türkiye’nin hali gerçekten ağlanacak durumdadır. Aklı başında, insaf ve vicdan sahibi olan, bu ülkenin yücelmesini ve yükselmesini isteyen herkesin içi sızlamaktadır. Başbakan Erdoğan, 11 yıllık icraatlarıyla ülkeyi ne hale getirdiklerine ağlıyor olmalı.

Zira, Türkiye içeride ve dışarı da hep yalnızlaşan ve kaybeden bir pozisyondadır. Bölücü hainler artık tamamen zıvanadan çıkmış ve AKP hükümetini tam ve eksiksiz biçimde kontrole almışlardır.Hükümetin Suriye ve Mısır bataklığında debelenmesi ümitlerini ve cüretlerini daha da arttırmıştır. Bu durumu fırsata çevirmeye çalıştıklarını ibretle izliyoruz. Kandil’deki katiller İmralı’daki caniyle doğrudan görüşme talebinde bulunacak kadar ileri gidip süre vererek tehditlerde bulunmaları karşısında hükümetten tek bir ses bile çıkmamaktadır. Daha doğrusu hükümetin bu rezilliğe itiraz edecek takati bile kalmamıştır.

ABD’nin hesapları

Bütün bunlara bir de, Suriye bataklığının daha da derinleşmesi ve Türkiye’nin sıcak ve sonu kestirilemeyen bir çatışmanın ortasında kalması gibi bir durum eklenmiştir. AKP hükümetinin 2 yıldır uğraştığı dış müdahale nihayet oluyor. Ama çok farklı, çok yakıcı biçimde oluyor. ABD yanına İngiltere’yi de alarak tamamen kendi hesaplarına, kendi menfaatlerine uygun, Türkiye’nin beklentilerini ve değerlendirmelerini dikkate dahi almayan bir plan yapıyor.Suriye’ye silahlı bir müdahalenin olacağı anlaşılıyor.

Bu müdahale için gösterilen “kimyasal silah gerekçesi” ayrı bir tartışma konusudur. Ortada cevap arayan bir sürü soru var: Nereden çıktı bu kimyasal silah? Kim kullandı? Niçin kullandı? Esad böyle bir silah kullanmanın başına yeni belalar açacağını kestiremedi mi? Bu soruların hiç biri henüz cevap bulamamıştır, ama ABD’nin Suriye’ye sınırlı, hızlı ve etkili bir müdahalede bulunması artık kesindir.

Esad’la başbaşa kalırız

Bu noktada bizi ilgilendiren, Sayın Bahçeli’nin dediği gibi AKP’nin “hıyarım var” diyen herkese bir avuç tuz alıp seğirtmesinin ne gibi sonuçlar doğuracağıdır.ABD yapacağı müdahaleden sonuç alsa da, alamsa da belanın ortasında kalacak ülke Türkiye’dir. ABD’nin en başından itibaren hiç risk almadan, Suriye’yi Türkiye eliyle sonuca bağlama niyetini bütün dünya biliyor ve görüyor. Yönetimi devirmeye yönelik bir harekat olmayacağı için, ABD yapacağını yapar, alacağını alır ve çeker gider, biz kalırız Esad’la baş başa. Kaldı ki, Suriye’ye yönelik bir harekât da kendimizi sıcak bir savaşın ortasında bulma ihtimalimiz çok yüksektir. Ve bütün uzmanlar Esad’ın elinin zannedildiği gibi zayıf olmadığında birleşmektedirler. İran ve Hizbullah’ın Suriye’de sürpriz silahları olabileceği gibi, Rusya’nın en modern silahlarını kullanıma vermiş olması da kuvvetle muhtemeldir.

ABD müdahalesi olması durumunda Esad’ın elindeki silahları Ürdün, Lübnan ve İsrail’e karşı kullanması bekleniyor. Suriye’nin elinde farklı füzeler var ve bunları bize karşı kullanmayacağını hiç kimse garanti edemez. Patriot füzelerinin tam koruma sağladığını düşünsek bile, Türkiye’nin hedef olması çok farklı bir durumdur. Meşru müdafaa hakkımızı kullanmak durumda kalabilir. Üye ülke olduğunuz için 5. madde gereği NATO’nun devreye girmesini istemeye kadar iş gidebilir. Neresinden bakılırsa bakılsın, en fazla ve en ağır bedel ödemek durumunda kalacak ülke Türkiye olacaktır.

Bu tezkere yetmez

Bir başka mesele hükümetin elindeki tezkerenin yetip yetmediği konusudur. Mevcut tezkerenin kapsamı ve maksadı çok açıktır. Türkiye topraklarına bir saldırı olması durumuyla sınırlıdır. Oysa şimdi çok farklı bir durum ortaya çıkmıştır. İncirlik’in kullanılması söz konusudur ve Anayasanın 92’nci maddesi gayet açıktır. Yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunması yetkisi Türkiye Büyük Millet Meclisi’nindir. Dolayısı ile bu kararı ancak meclis verebilir. Ancak, AKP’nin 1 Mart tezkeresi örneğinde olduğu gibi kendi içinde dahi ciddi bir sorun yaşama endişesiyle, böyle bir şeye yanaşmama eğiliminde olduğunu görüyoruz.

Bir millet ağlıyor

Önümüzde çok daha zor, çok daha riskli ve çok daha yakıcı bir süreç var. AKP’nin bu basiretsizlik, bu beceriksizlik ve bu teslimiyetle bu sürecin altından kalkması çok zordur. Dolayısı ile Türk milleti yeni acılarla, yeni kayıplarla, yeni belalarla karşı karşıyadır. AKP’ye bir defa daha iktidar vermenin intihar olduğunu ve Türk milletinin bunun bedelini ağır şekilde ödemek zorunda kalacağını söylerken, biz bile bu kadarını düşünememiştik. Başbakan ağlayarak bu vebalden kurtulabilir mi bilmiyorum, ama artık bir millet ağlayacak duruma gelmiştir.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.