Asikurtlar©

Zulüm Yoksa İsyan Maceradır!

Zulüm Yoksa İsyan Maceradır!
30 Mayıs 2016 - 15:27 'de eklendi ve 4406 kez görüntülendi.

 

 

“İsyan”ın sözlük anlamı, “itaatsizlik, başkaldırı, emre boyun eğmeme veya ayaklanma”dır.
İhtilal ve İnkılap terminolojisinde isyan her ne kadar devletin kurulu düzenine karşı başkaldırmayı ifade etse de yönetenlerin ve yönetilenlerin bulunduğu her kurumda bir “isyan” meydana gelebilir.
İsyanın sizin için taşıdığı değer, o kurumun sizin için taşıdığı değerle doğru orantılıdır.
Bir siyasi partide Genel Başkanın temsil ettiği söylem ve eylem disiplini dışına çıkarak politika ürettiğiniz zaman partinize isyan etmiş olursunuz.

Bizim için mesaimizin kapsama alanına giren iki yüksek değerli siyasi kurum vardır.
Bunlardan birincisi Türkiye Cumhuriyeti’dir ve PKK denilen bir isyan hareketiyle boğuşmaktadır.
İkincisi ise Milliyetçi Hareket Partisidir ve her iki kurumun da herhangi bir isyandan azade olması için her zaman dua ederiz.
Geçen akşam bir TV programında, eski bir MHP Milletvekilinin: Merkez Disiplin Kurulu’na sevk edildikten sonra söylediği: “Hakkımızda Devlet vermiş fermanı… Ferman Devlet’inse Ülkücü gönüller bizimdir” sözünün bir isyan olup olmadığını tartıştık.
Sözün sahibi, ısrarla “isyan” olmadığını iddia ediyor; ama bana göre bu bir isyandır. Üstelik, “olağanüstü kurultay” talebiyle yola çıkan tüm adayları da tetiklemiştir.
“İsyansa isyan; ne var kardeşim!” diyerek olayı hafife alabilir, gelinen bu noktada hoş görebilir, masum bulabilirsiniz.

Oysa bu süreçte yaşanan bütün nahoş hareketlerin, iki kardeşin bile arasını açan kalp kıran davranışların, edepsizlik ve terbiyesizliğin sebebi, erken kurultay talebinin böyle bir isyanla başlamış olmasıdır.
Aslında bu tür isyanların etki alanı, sadece genel başkana, lidere itaatsizlikle de sınırlı değildir.
Çünkü her ne kadar Türk siyaseti lider odaklı ise de bir milletvekilinin, partinin müesses nizamına aykırı hareket etmesi, partinin itaatle görev yapan bütün şubelerine ve mensuplarına karşı bir saygısızlıktır.
Ülkücü gönüllere böyle girilmez; bu yolla olsa olsa “şikâyetçi gönüllere” sızılır; lümpen gönüller tarumar edilir.
Bir seçim yenilgisinden sonra “şikâyetçi gönül” bulmak ise hiç te zor değildir.
Sonra da domino taşı etkisiyle diğer şikâyetçi liderler ortaya çıkar ve sonra da parti tabanı tabii ki çalkalanır.
14 yıldır iktidardan uzak yaşayan çilekeş partililere çile orucunu bozdurmak hiç de zor değildir.
İsyanın iki sonucu olabilir.

Ayaklanırsınız, eğer bastırılırsa, tarihe asi olarak geçer, muhtemelen de verdiğiniz zarara karşılık ve başkalarına yol olmasın diye cezalandırılırsınız.
Amacınıza ulaşırsanız, kendisine karşı isyan ettiğiniz kişiyi veya kurumu devirirsiniz. Yani ihtilal yapmış olursunuz. Tarihte her ikisinin de çeşit çeşit örnekleri vardır.
Türk Milliyetçiliği fikrine bağlı olanlar, ideolojik değerlerini tarihten aldıkları için ve tarihte “isyan” kelimesini

Osmanlı’yı çökerten ayaklanmalar olarak gördükleri için genellikle isyancıdan değil, bastırandan yanadırlar.
Çünkü Türkler tarihte Çin Esaretinden ve Kürşat isyanından beri çok nadir esaret görmüşler ve isyan etmek zorunda kalmışlardır.
Hasan İzzettin Dinamo’nun “Kutsal İsyan” dediği Türk Kurtuluş Savaşı bile Türk kültüründeki askeri disiplin sayesinde bir Bolşevik saldırganlığına benzemeden, “zapt-u rapt altında” yürütülmüştür.
Kurtuluş Savaşını başlatan Amasya Genelgesi’nin, kolordulara çekilmiş bir şifreli telgraf olduğunu ve bu tür telgraflarda Osmanlı Harbiye Nezareti şifrelerinin kullanıldığını hatırlarsak ne demek isteğimiz daha iyi anlaşılacaktır:
Öfke baldan tatlıdır; ama Türk Milliyetçileri isyanı sevmezler!..
Ülkücülerin bu duruşunda tarih, kültür, eğitim ve teşkilat terbiyesi kadar, PKK’lı asilerin kanlı vefasızlığından kaynaklanan nefretin de etkisi vardır.
“İsyan”ı neden önemsiyoruz? “Ne olur yani isyan edersek!..”

Birincisi ortamı gereriz. Yani normal şartlarda yapılan bir liderlik yarışında özel bir önlem gerekmezken isyanda disiplin devreye girer.
Disiplin bir yandan da şikayetçi gönülleri tahrik eder, sözlü, fiili veya sanal saldırganlık artabilir. Bu da tekrar karşı tarafı tahrik eder, böylece çatışma ve bölünmeler yaşanabilir.
“İsyan” zaten meşru zeminin dışına çıkmak olduğundan, kullanılan yöntemler de illegale doğru kayabilir.
Ülkücüler kendi iç mekanizmalarını kullanarak sorunlarını çözemediği zaman, asla bir Ülkücü kadar güven vermeyen harici unsurların, mesela Yargının denetimi altına girerler.

Böylece Ülkücü gönüllere girmek için yola çıkanlar, partilerini Ülküsüz kurumların denetimi altına sokmuş olurlar.
Bizim Tomarza’lı Avşar Veli’yi “Dadaloğlu” yapan ne elindeki mızrak ne de belindeki kirmandır.
Ne bir savaş yenilgisi, ne de başka bir siyasi heyecandır.
“Dadaloğlu”nu “Dadaloğlu” yapan, Avşar’ın töresine müdahale eden zalim bir fermandır.
Eğer zulüm yoksa isyan, sonu olmayan bir maceradır.
Şükrü Alnıaçık

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER