Asikurtlar©

Zihniyet Değişmeden Okulları Kapatsan Ne Olur?

Zihniyet Değişmeden Okulları Kapatsan Ne Olur?
11 Ağustos 2016 - 21:08 'de eklendi ve 4171 kez görüntülendi.

 

 

PKK’nın saldırılarından da haberdar olmayan MİT’in, Devletini darbe karşısında haberdar edememesi, eniştelerin, hanımların, baldızların devreye girmesini sağlamış, canlı yayın darbe girişimiyle Türkiye susturulmaya, demokrasi yolculuğundan alı konulmaya çalışılmıştır.

Bu kalkışmayla asker itibarsızlaştırılmıştır. Genel Kurmay Başkanının, kuvvet komutanlarının teslim alınmasıyla askere olan saygı, güven, sevgi, itibar sıfırlanmış, istenilen amaca erişilmiştir. Sonrası daha büyük bir felaket, askeri okulların kapatılması, teğmen çıkacak gençlerin görevlerinin başına gitmelerinin yasaklanması.

12 yılını askerlik sanatına harcayan, evini, köyünü terk edip, hayallerinin peşinden koşan genç beyinleri, tehlikeli görüp göreve atamamak ne demek? Kara Cuma hepimiz için büyük bir kaostu. Emir komuta zinciri içinde olmadığından bir karışıklıktı. Bir isyan denemesiydi. İyi de Türk askeri bunun neresindeydi?

Suçlular, FETÖ’cü komutanlar, kadro, siviller temizlenerek Silahlı Kuvvetler rahatlatılabilir, arındırılabilir; ancak okulların kapatılması demek, yıllardır bünyenizde tuttuğunuz çocuklara güvenmediğinizi gösterir. Bu okular da ki eğitim kadrolarını töhmet altında bıraktığınızı gösterir; İyi güzelde bunun sorumlusu kimlerdir ve bu işin çözümü okul kapatmakta mıdır?

Siz, sahip olduğunuz zihniyeti değiştirmezseniz, dönüp, dolaşıp olacak şey aynıdır. Bu cemaatten kurtulduktan sonra diğer tarikat ve cemaatlerle yakınlaşır, birine destek verir, onların şeyhini ulaşılmaz mucizelerin sahibi, uçan adam Sabri gibi yapsanız ne yazar? Okullar, MSB’ye bağlayınca mesele ortadan kalkacak mı? Asker 1950’de MSB’ye bağlıydı; ama ne yazık ki 1960 ihtilali yine gerçekleşti. Hem de idamla sonuçlandı, hem de toplum yıllar süren bir bölünme yaşadı, derin bir yara aldı.

Bu darbe girişimi, müptezelliği ile askerle millet, askerle polis arasına kan sokuldu. Devlet kendi elleriyle askeri okullardaki talebeleri, onların ailelerini kendine düşman etmiştir. Bu çocuklar yuvalarından, annelerinin, babaların, kardeşlerinin yanından asker olmak için ayrılmışlar, o üniformayı giyebilme, rütbe takabilme hayaliyle, ayrılığa, hasrete, hastalıklara dayanmışlardır. Nedeni gayet açık değil mi? Türk Silahlı Kuvvetlerinde Komutan olup, Türkiye Cumhuriyeti Devletine hizmet etmek istemişler ve bu amaçla hayallerinin gerçekleşmesi için Askeri okullara kimi Ortaokul, kimi Lise, kimi Akademi düzeyinde katılmışlardır.

Bu yavruların hepsine nasıl olurda FETÖ’cü damgasını vurarak okullarını kapatarak dışarıda bırakırsınız? Bu çocukları hangi işyeri göreve alıp koyar? Bu çocukları damgalamaya ne hakkınız var?

Hep söyledik yine söyleyelim, ayıyla bir olup, aynı ine girenler parçalanmayı kabul ediyor demektir. Hangi taraf diğerini ayı olarak görüyorsa bu anı değerdedir ve değişmez. Yanındakini parçalar. Bunu idrak edemeyen beyinlerin beyinlerini varlığında şüphe edilir. Şimdilerde Nazlı hanım, bilemedim, anlayamadım demiş, FETÖ konusunda yanıldım demiş. Peki Nazlı Hanım oyum HDP’nin demenizde bu yanılgı içinde gelen emirle mi gerçekleşti yoksa bu gerçek niyetiniz mi?

Kimin kimi yediği, kimin kimi kandırdığını gerçekler ortada olduğu halde anlayamayız. Çünkü tarafların hepsi kandırıldık diyor. Cemaatle birlikte hareket edenler dini anlamda bizi kandırmışlar diyor. Cemaat mensupları da aynı şekilde karşı tarafı suçlayıp siyasi yönden bizi kandırmışlar diyor. Anlaşılan bu gidişle piçin babasını bulmak mümkün olmayacak, kimin kandırılmaya müsait olduğunu göreceğiz; fakat kandıranın kim olduğunu bulamayacağız. Kullanılanın kimler olduklarını idrak edenler edecek.

Acı olan ülke yöneten, gazete yöneten, parti yöneten, köşe yöneten, cemaat yöneten adamların hepsi kandırıldığını iddia ediyorlar. Bu durumda ayı kim, avcı kim, piç kim, baba kim, anne kim bilinmesine imkan yok.

Ancak kandırma olayına gelince, dinimizi kullanma olayına gelince cemaatin önde gittiğini belirtmeliyiz. Habere göre: “Cemaat’in Türkiye’de basılan “İlk Kur’an meâl ve tefsiri” olarak bilinen Elmalılı Hamdi Yazır’ın “Hak Dini Kur’an Dili” isimli tefsirini değiştirdiği gündeme geldi.
Habertürk gazetesi yazarı Murat Bardakçı, “Zaman Gazetesi, bundan birkaç sene önce son devrin en önemli İslâm âlimlerinden Elmalılı Hamdi Yazır’ın ilk baskısı 1935 ile 1938 arasında dokuz cilt hâlinde Diyanet İşleri Reisliği tarafından yapılan ve daha sonraları defalarca basılan ‘Hak Dini Kur’an Dili’ isimli tefsirini bugünün Türkçesi’ne nakledilmiş olarak yayınlayıp okuyucularına dağıtmıştı.
Zaman Gazetesi ilk yayınının üzerinden 70 seneden fazla zaman geçen eserin dilinin eskimiş ve dolayısı ile herkes tarafından rahatça anlaşılamayacağını düşünmüş ve sadeleştirilmiş şeklini okuyucularına dağıtmış ama ne sadeleştirme!”
“Tahrif, Kur’an’ın 16. Suresi olan Nahl’in 43. âyetinde yapılmış…”
“Âyet, Diyanet Vakfı’nın yayınladığı meâlde ‘Senden önce de kendilerine vahyettiğimiz kişilerden başkasını peygamber olarak göndermedik. Eğer bilmiyorsanız, bilenlere sorun’ diye veriliyor… Elmalılı’nın ‘sadeleştirilmiş’ metninde ise, karşımıza birdenbire ‘Tevrat ve İncil âlimleri’ çıkıyor; meâl ‘(Ey Peygamber!) Senden önce de, kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başkasını peygamber olarak göndermedik. Eğer bunu bilmiyorsanız Tevrat ve İncil âlimlerine sorun’ hâlini alıyor.”

Vatikan’ın, Dinler Arası Diyalog Konseyinin parçası olanlar, hizmetkarı olanlar böyle bir tahrifi bile yapmışlar. Haçlıların kontrolü altına girmişler, sözde Müslümanlar. Bütün bunlara rağmen bunların haklı olduğunu savunanlar olabilir. İyi de bu hak mı?

Diyalog için, vaat edilmiş toprakların İsrail’e verilmesi için Tanrı’yı kıyamete zorlayanların şeytani hinliklerine dikkat etmeliyiz. İşte bunun için çok dikkatli olmalı, zihniyet devrimini gerçekleştirmeliyiz!

Sağlıcakla kalın!

Fikri Atılbaz

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER