|
Perşembe, 09 Aralık 2010 21:29 |
Dünya Wikileaksleri tartışıyor, büyük çoğunluk, Julian Assange ve arkadaşlarını övüyor. Açıkladıkları gizli bilgilerin doğruluk derecesi ve daha ellerinde ne gibi belgelerin bulunduğu hakkında, kimsenin bir bilgisi yok. Bir kendileri biliyorlar bir de eğer bir sızdırma söz konusu ise bu kayıtları sızdıranlar. Kayıtların gerçekliği noktasında en ufak bir tereddüde mahal yok. "Yok böyle bir kayıt" demek veya yokmuş gibi davranmak, sanırım sadece gülünç duruma düşürür insanı. Olmayan bir kaydın sızdırılması veya ifşası diye bir şey olamaz. Esasen, dünyayı sarstığı veya sarsacağı söylenen bu kayıtların muhtevasının ne olduğu hakkında, öyle net bir bilgimiz henüz yok. Başbakan Sayın Erdoğan'ın ifadesiyle henüz eteklerindeki taşları görmüş değiliz. Döküldüğünde göreceğiz. Bu durum bizim için elbette böyle. Sızan kayıtlarda neler olduğunu, ancak açıklandıkça öğrenebileceğiz. Ancak bu kayıtların muhatapları, yani kayıtlarda yer alan kimseler açısından sanırım meçhul olan bir şey yoktur. Sanırım Sayın Başbakan'ın bu ifadesi de kendisi ve başında bulunduğu siyasi iktidara yönelik, doğabilecek sıkıntılı durumlara karşı tedbiren kullanılmış bir ifadedir. Sızan veya sızdırılan kadarıyla sınırlı kalacak bir savunma hattı oluşturmak gayesine yönelik bir tedbirdir diye düşünüyorum. Dediğimiz gibi Wikileaks belgelerinin, kimlerle ilgili hangi bilgileri, ne ölçüde ifşa edeceğini bilemiyoruz. Ancak ifşa edilen kadarıyla ortaya çıkan bir gerçek var ki o da; son 7- 8 senelik dönemde, önemli makam ve mevkilerin çok sayıda boşboğaz ve geveze tiplerce işgal edildiği gerçeğidir. Yayınlanan belgeleri okudukça, Osmanlı'nın son dönemlerinde önemli devlet kademelerinde bulunan Amerikan veya İngiliz muhiplerini hatırlıyoruz. Günümüzde ne kadar da artmış sayıları. İnsanların, bunca boşboğazlığı yapabilecek kadar, bir Amerikan Büyükelçisi ile sırdaş olabilmesini de anlayabilmiş değilim. İşte tam bu noktada Sayın Başbakan'ın, bu boşboğaz ve geveze tipleri bir an önce bertaraf etmek yerine, söz konusu raporları yazan büyükelçi ile ilgili olarak "Hem içerde hem dışarıda yargıya gitmek" gibi bir blöfle çıkış yapması, bence fazlasıyla anlamsızdır. Ne yapacak yani Sayın Erdoğan? "Benim bakanlarımın, bürokratlarımın, parti yetkililerimin sana anlattıklarını, sen nasıl olurda kendi devletinin yetkililerine rapor edersin?" diyerek ABD Büyükelçisine dava mı açacak? Bu neyi değiştirecek? Umuyor ve diliyoruz ki; ifşa edileni ve edilmeyeni ile bu belge ve bilgiler, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin son 5- 6 yıldır geliştirdiği ve bundan sonra oluşturacağı iç ve dış politikalarda, etkili unsur olmamıştır ve olmaz. Şuyu-u vukuundan beter denebilecek söylenti ve raporların gölgesinde şekillendirilecek her türlü politika, üzerinde hep bir tehdit ve şantaj gölgesi taşıyacaktır. Ne yazık ki bu noktada; iktidar ve Ana muhalefet, konuyu fazlasıyla iç politika malzemesi haline getirmişler, konuyu birbirlerine yönelik iktidar savaşının en etkili silahı konumuna getirmişlerdir.
|