22 Mayıs 2012 Salı
Live tracking and statistics
Paylas
BAŞÖRTÜSÜ KİMİN MESELESİ?
Pazar, 31 Ekim 2010 14:22
Son bir hafta içerisinde başörtüsü veya türban konusunda kopartılan yaygaraya ve yaşanan gelişmelere baktığımızda, insan kendi kendine bu soruyu sormadan edemiyor. Gerçekten kimin meselesi bu mesele? Başörtülülerin veya türbanlıların mı yoksa başörtücü veya türbancı diyebileceğimiz bir kısım istismarcıların mı meselesi? Konunun birinci derecede muhatapları veya mağdurları diyebileceğimiz "Üniversite öğrencisi genç kızlarımız" açısından, mesele sanki hallolmuş gibi. YÖK' ün "Hiç kimse kıyafet yönetmeliğine uymadığı gerekçesiyle sınıftan çıkartılamaz." şeklindeki genelgesiyle, başörtülüler için büyük bir rahatlama sağlandı üniversitelerimizde. Zaten birçok üniversitemizde konu büyük ölçüde rayına oturmuş ve bir şekilde problem olmaktan çıkmıştı. Ancak anayasa referandumunun ardından gündeme yerleşen genel seçimle birlikte, "Başörtücü veya Türbancı" diye isimlendirmeyi uygun gördüğüm bazı mihraklar, yapılacak seçimin istismar malzemesi olarak, geçmiş dönemlerden iyi hatırladığımız malum "Başörtüsü" senaryosunu vizyona sürdüler tekrar.
Başörtücüler veya Türbancılar diye adlandırdığım anlayış tek taraflı değil, iki taraflıdır. Geçmişten bu yana da böyledir zaten. Son bir haftadır her iki taraf da mızraklarının ucuna başörtüsünü geçirmişler, karşılıklı kuru sıkı atışmalarını sürdürüyorlar. Yalancı pehlivanlar gibi daha peşrevde terliyorlar, ter bezi olarak da başörtüsünü kullanıyorlar. Çözümsüzlük, her iki tarafında işine geliyor sanki. AKP zihniyetinin geçmişten bu yana her seçim döneminde kullana geldiği ve her ne hikmetse seçim sonrasında iktidara da gelse muhalefette de kalsa bir şekilde sarıp sarmalayıp, bir dahaki seçim arifesine kadar rafa kaldırdığı bir mesele bu başörtüsü meselesi. Seçimlere birkaç ay kala her nasılsa gündeme gelir, "Din elden gidiyorcular" la "Rejim elden gidiyorcular" kayıkçı kavgasına tutuşurlar, arada bir asker veya yüksek yargı yetkilisi de bir inci yumurtlar ve bizim vatandaşımız da bu kayıkçı kavgasında kimin kaç yumruk salladığına bakarak sandığa gider ve oyunu kullanır. Seçim sonrasında da onlar ceylan derisi koltuklara otururlarken, ne din elden gider ne de rejim. Olan, inançları dolayısıyla başını örten ve bir şekilde Amerikalar da veya Avrupalarda okuma imkânı bulamayan birkaç genç kızımızın ümitlerine ve beklentilerine olmuştur. Başörtücülerin bindirilmiş kıtaları olarak üniversite kapılarında çığırtkanlık yapanlar veya rejim fedailiğine soyunanlar için bir problem yoktur, mesele bir dahaki seçim arifesine kadar ertelenmiştir. Hele bir de koltuk ve makam sahibi olunmuşsa, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi' ne yapılan şikâyet müracaatları bile geri çekilir.
İktidarlarının ilk döneminde "Halkımız yeterli desteği vermedi" diyerek çözümsüzlüğü halka fatura eden Sayın Başbakan, "Başörtüsü takmayan hanımların, başörtüsü takan hanımlara yeterince destek olmadıklarını" ifade ederek, bu defa da oluşturulan ve özellikle de körüklenen çözümsüzlüğe sebep olarak, başını örtmeyen bayanları göstermiştir. Bu tespiti ve yorumu, sayın Başbakan'ın hangi veri ve değerlendirmeler göre yaptığını anlamak çok mümkün değil ama, bize göre çok isabetsiz ve bir o kadar da haksız bir değerlendirme. Siyasi kimliklerini bir kenara bırakıp, sadece iki kadın olarak Merve Kavakçı ve Nazlı Ilıcak'ı bir arada düşünseydi, böylesine haksız ve yanlış bir değerlendirmede bulunmazdı Sayın Erdoğan. Ama artık alıştık; "Herkes suçlu, ben masumum" psikolojisine.
Bize göre bu mesele başörtülülerin de başörtüsüzlerinde meselesi olmaktan çıkmış, başörtücülerin malzemesi haline dönüşmüştür. Kendilerine daha iyi bir istismar malzemesi bulamadıkları sürece de bu mesele, hep mesele olarak kalacaktır.                   
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile