22 Mayıs 2012 Salı
Live tracking and statistics
Paylas
HALA HAYIR!
Salı, 21 Eylül 2010 09:38
Bu yazı, okumasını bilen, okuduğunu anlayabilen, beynini ve vicdanını herhangi bir güç odağına kiraya vermemiş olanlar için kaleme alınmıştır. Okuyabilme yeteneği olmayan, okuduğunu anlayamayan veya anlamamakta ısrar eden, güç ve iktidar sahiplerine yandaşlık yaparak atkuyruğunda sinek gibi yaşamayı karakter haline getirenlerin, yazımızın bundan sonrasını okumalarına gerek yoktur. Çünkü yazdıklarımızın onlara verebileceği bir şey yoktur.
Malûmunuz olduğu üzere bir referandum sürecini geride bıraktık ve halk oyuna sunulan "Anayasa Değişiklik Paketi" yüzde kırkikiye karşılık yüzde ellisekizlik bir oy oranı ile kabul edildi. Her şeyden önce halkın iradesiyle tecelli eden bu neticenin, milletimiz ve memleketimiz için hayırlı ve uğurlu olması, en kalbî temennimizdir. Yine bu köşede haftada bir yazdığımız köşe yazılarımızı zaman ayırarak okuyan değerli okuyucularımızın malûmudur ki; bu referandum henüz gündemde yokken 3 Mayıs 2010 tarihinde kaleme aldığım "KORUMA KALKANINA HAYIR" başlıklı yazımda, bu anayasa değişiklikleri eğer referanduma sunulursa "Hayır" diyeceğimi net olarak ifade etmiştim. Yine aynı yazımda; bir darbe mağduru olarak, "Darbe Anayasasının geçici 15. Maddesini kaldırarak, darbecileri yargılamak" gibi göstermelik bir rüşvet karşılığında, mevcut iktidar sahiplerinin istikballerini garanti altına alacak bir koruma kalkanı oluşturmalarına "Evet" demeyi, şahsım adına en basit ifadesiyle şerefsizlik olarak addedeceğimi de eklemiştim. Sonrasında, referanduma kadar geçen süreçte zaman zaman konuyla ilgili kaleme aldığım bütün yazılarımda da değerlendirmelerimi herhangi bir gurup veya kurum adına değil, sadece kişisel düşüncelerim ve tespitlerim olarak dile getirdim. En az benim kadar, "Evet" oyu kullanacak vatandaşlarımızın da kendilerince haklı gerekçelerinin olabileceğini ısrarla dile getirdim ve kullanacağı oyun renginden dolayı kimsenin yadırganmaması gerektiğine ısrarla işaret ettim. Neticede, 12 Eylül 2010 Pazar günü de sandığa gittim ve Sayın Başbakan'ın tabiriyle bu anayasa değişiklikleriyle açılan büyük kapıdan, bu millete hayır getirecek herhangi bir şeyin gireceğine inanmadığım için "Hayır" oyu kullandım. Şahsım adına çok da şereflice bir iş yaptığımı düşünüyorum. Geçen bir haftalık sürenin gösterdikleriyle oyum; halâ HAYIR…
Referandumun ardından geçen bir haftalık süre zarfında gözlemlediğimiz gelişmeler, referandum sonuçlarına alkış tutan odaklar ve referandumun bir gün öncesinden başlayan ve referandum sonrasında da İktidar sözcülerince dile getirilen "Darbecileri yargılamak bizim işimiz değil. O yargı organlarının işi v.s gibi" manevralarla ortaya çıkan manzara göstermiştir ki bunların mumu yatsıya kalmadan sönmüştür.
Nefesini tüketircesine üfleyerek mum alevini canlı tutmaya çalışan yandaş medyanın ise hali bir tuhaf. Kucağında büyüyüp geliştikleri iktidarın yönlendirmesiyle olsa gerek, referandum sonuçlarının belli olduğu andan itibaren tefrika halinde sundukları tartışma programlarının tek konusu var "MHP' nin tabanı kaydı mı, kaymadı mı?". Referandumla değişen Anayasa maddelerinin ne getireceği, ne götüreceği; yüzde ellisekizlik evet oyuna karşılık çıkan yüzde kırkikilik hayır oyunun ne anlam ifade ettiği veya bu değişiklikleri reddeden yüzde kırkikilik kitlenin endişelerini gidererek gelecekte desteğini sağlayabilmek için atılabilecek adımlar konusunda tek bir programa dahi ben rastlamadım. Öyle zannediyorum ki; BOP planlayıcılarının henüz teslim alamadıklarını düşündükleri tek güç merkezi diye gördükleri yer olarak kaldı Milliyetçi Hareket Partisi ve Ülkücü camia. Bu yoğunlaştırılmış yalan ve iftira bombardımanının başka bir sebebi olabileceğini ben düşünmüyorum.
Referandum öncesinde birer ikişer "Eski Ülkücü veya MHP' li" kimliğiyle ekranlara çıkarttıkları bazı kimseleri, referandumun hemen ardından her gece bir başka kanalda ekrana çıkartarak, yüzde kırkikilik hayır'ın içinde MHP' nin payının ne olduğuna, yapılacak genel seçimlerde nasıl baraj altında kalabileceğine dair kehanetlerde bulundurmalarını, kim bana nasıl izah edebilir? İçerisine konuldukları kafesi fark etmeden kanal kanal dolaştırılan bu vatandaşlar, şahsen benim çok da yabancı olmadığım tiplerdir. "En son ne zaman MHP ile ilişkiniz oldu?" diye sorsanız, aralarında on yıldan daha kısa bir zamanı telaffuz edecek bir kişi bile çıkmaz. Yani bunlar yeni kaymış tabanlar değil, her dönem bir başka iktidar kapısında dolanan tabansızlar. Milleti öz değerlerinden kopararak, teslimiyetçi anlayışa mahkûm etmek isteyen okyanus ötesi mihrakların, karşılarında yegane direnç odağı olarak kaldığını düşündükleri Milliyetçi- Ülkücü Camiayı eritip, bertaraf etmeye yönelik bir stratejinin parçasıdır sahnelenen oyun.
Ancak, gün bugündür diyerek; Türkiye Cumhuriyetinin yüksek kültürünü tahrip edenler, yapanın yanında kâr kapanın elinde mal kalacağını sananlar, topraklarını, iktisadi değerlerini, yeraltı kaynaklarını, bankalarını, birikimlerini yabancılara haraç mezat satanlar, emperyalizmin buyruklarını yerine getirip işsizliği ve yoksulluğu yaygınlaştıranlar ve onların ortakları, bilsinler ki bu günler geçecektir. Ülkemizin değerleri yağmacılardan geri alınacak ve global kapitalizmin işbirlikçilerinden hesap sorulacaktır. Tereddüdü olanlar için en açık delil, bizatihi Türk Milletinin şanlı tarihidir. 
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile