Asikurtlar©

Yürümekten Sıkılanlar

Yürümekten Sıkılanlar
01 Haziran 2016 - 10:01 'de eklendi ve 4197 kez görüntülendi.

 

 

Türkiye’de denenmiş iktidaryollarının sayısını 5’e kadar çıkarabiliriz. Bunları, demokratik meşruiyet cetveliyle ölçmeden ve siyasi başarı ihtimallerini tartmadan kabaca sıralarsak:
1- İhtilal veya askeri darbe stratejisi (TSK’nın hâkimiyet yöntemleri: 1960, 1980 Darbeleri)
2- Popülist kitle partisi siyaseti (DP, AP, ANAP, DYP)
3- İdeoloji partisi üzerinden kitleselleşme (RP-AKP)
4- Derin kadrolarla paralel sızma (Masonlar, Gülen Cemaati)
5- İdeolojik devrim stratejisi (İP, TKP, DHKP-C, PKK ve sair fraksiyonlar)

Bu yollardan ilk üçü başarıya ulaşmış; dördüncü ve beşinci yollar ise denenmiş veya denenmektedir.
Milliyetçi Hareket Partisi’nin tercih ettiği yol da üçüncü yoldur.
Yüz yıl önceki “Üç Tarz-ı Siyaset”in “uygulanabilir” tarafında tasvir edilen “İslamcılık” ile “Türkçülük” 1970’lerde Erbakan ile Türkeş’in temsil ettiği ideolojik partilerde bir kez daha karşı karşıya gelmiştir.
Türkçülük, her ne kadar Mustafa Kemal’in terbiye ettiği İttihatçı yorumuyla 1923’te iktidar olarak bir devlet politikası halini aldıysa da bu ideolojinin demokrasi sınavından geçerek iktidar olması için çaba gösteren parti Milliyetçi Hareket Partisi olmuştur.
Bunun bir sebebi, Türk Milliyetçiliğinin irticaya karşı iktidarda kalabilmek için Laiklik, İnkılapçılık, Cumhuriyetçilik gibi arkadaşlar edinmek zorunda kalmasıdır.
Bu ideolojik destek güçleri, hem 1923’te Halk Fırkasının Parti Programına alınarak hem de 1924 Anayasasıyla vaz edilerek Türkçülüğün ideolojik karakterini kuvvetlendirirken popüler cazibesini azaltmışlardır.

Yani “bayrak, vatan, millet, istiklal, zafer” gibi popüler karşılığı olan Milliyetçi değerlerin yanına Laik Eğitim, Kılık Kıyafet İnkılabı, hatta “Türkçe ezan” gibi halkın rahatını kaçıran uygulamaların katılması, Türkçü ideolojinin İslamcı ideoloji ve popülizm karşısındaki siyasi handikapı olmuştur.
“Kurtarıcı” siyasi liderin 1938’de ölümüyle birlikte onun kadar hatırı olmayan ama inkılap ateşini Sovyetler Birliği’nden esen sosyalist rüzgârlarla alevlendirmeye çalışan İnönü, 1944’te Türkçülüğün yeni bir yorumla güncellenmesine sebep olmuştur.
Bir tarafta halktan ve onun özellikle dini değerlerinden uzaklaşmış CHP’nin jakoben “yeni ulusçu” politikası, diğer tarafta İslamcılığa göz kırpan popülist Demokrat Parti muhalefeti, II. Dünya Savaşı sonrasındaki çok partili siyasal yaşama iki ana damar halinde intikal etmişlerdir.

MHP’nin temsil ettiği “Üçüncü Yol”ise “Küçük Amerika”cı Demokratların temsil ettiği 1946 ruhunu yavaş, eksik ve yetersiz bulan “Millet Partisi” damarından beslenmekteydi.
İdeolojiler, iletişim arttıkça ve demokrasi geliştikçe halkın onayından geçerler ve Tarih tarafından süzülüp, Sosyoloji tezgahında olgunlaşarak; kendilerine iktidar yolları ararlar.
Mesela: 1820’lerde başlayan ve 1856’da Islahat Fermanıyla taçlanan “II. Mahmut Osmanlıcılığı” Yunan, Bulgar ve Ermeni isyanlarıyla gözden düşünce “II. Abdülhamid İslamcılığı” popüler olmuştu.
Yemen isyanları, cephelerdeki yenilgiler, Pan-İslamizmin sansür ve sürgünlerle beslenen II. Abdülhamid monarşizmiyle senteze girmesi, İslamcılığı gözden düşürünce 1900’lerde “İttihat ve Terakki Türkçülüğü” iktidar yoluna girdi.

1908 isyanı, 1909 ihtilali ve 1913 Bab-ı Ali Baskınıyla iktidarı ele geçiren Enver Paşa’nın I. Dünya Savaşı’nın yenilgi sorumluluğunu üzerine alarak yurtdışına çıkması ise Mustafa Kemal’in önünü açtı.
Türk Milliyetçiliği ideolojisi, Misak-ı Milli sınırları içine çekilerek, Pan-Türkizm’i gündeminden çıkardı. Ruslar ise Turancı heyecanı, Sosyalist Enternasyonalizmle bastırmaya çalıştı.

Yani ideolojiler ve ideolojik siyaset, halkın teveccühünü kazanan değerlerle donatıldığı zaman iktidar olabildi ve iktidarda kalabildi.
20. yüzyılda Demokrasi geliştikçe, bir ülkü ve ideolojiyle yola çıkan kadroların kitlesel politika üretme, halka inme ve halkla bütünleşme kabiliyetlerinin önemi daha da arttı.
Bu gerçeğe göre hareket eden ve 1946’dan beri popülizmle barışık olan İslamcıların, Erbakan Hareketinden uzun bir iktidar çıkarmasının sırlarını yakın geçmişte aramak gerekiyor.

Günümüzde Türk siyasetinin ideolojik iktidar kaynaklarından biri olan İslamcılık, kitlesel iktidar yolundan ilerleyerek halkın % 50’sini kapsama alanına almıştır.
Böylece, 1900’lerde Halife’nin şerefi için üç ay gemi ambarında istiflenerek isyan bastırmaya gittiği Yemen’den 6 ayda yürüyerek evine zor varan Anadolu rediflerinin yolu, bugün yine Ortadoğu bataklığına doğrusapmıştır.

Türk Milliyetçilerinin yakın tarihi enine boyuna tartışmadan, fikirlerin, teorilerin halkla buluşma aşamasında yaşanan “pratik sorunları” dikkate almadan, “onlar nasıl yaptıysa biz de öyle yaparız” diyerek bir değişim arzusu içine girmeleri”yürümekten sıkılanların” aceleci bir hamlesi olmaktan öteyevaramaz.
Zafer iştiyakıyla bile olsa; ordunun disiplini bozulursa zafer asla kazanılamaz!

Şükrü Alnıaçık

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER