Asikurtlar©

Yerseniz

Yerseniz
09 Ağustos 2015 - 20:01 'de eklendi ve 4006 kez görüntülendi.

3 Kasım 2002 seçimlerinden hemen sonra ki süreçti. Varlık sebebi, kılavuzu olan ABD’nin BOP ‘undan burnunu çıkarmamak olan AKP, ilk kez tek başına iktidara gelmişti. Ancak AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan siyasi yasaklıydı. Bu yasağın kalkması gerekiyordu. Gerçi söz konusu yasak, AKP’yi iktidara taşımak için küresel güçlerin yaptığı saha düzenlemesinin bir parçasıydı. Ancak gelinen noktada, Erdoğan’ın siyasi yasaklı olması misyonunu tamamlamıştı. Artık yasaksız bir Erdoğan gerekliydi. Erdoğan’ın siyasi yasağı, siyaset tarihimizin ”kronik muhalefet” anlayışına sahip olan partinin de desteği ile kaldırıldı…
AKP’nin ilk iktidar dönemi olan 2002-2007 yılları arasında, ülkemizde bir Avrupa Birliği rüzgârı esiyordu. AB süreci, milli görüş gömleğini çıkarıp muhafazakâr demokrat gömleğini giydiklerini söyleyenlerin iktidarında hiç olmadığı kadar yol alıyordu. O dönemde, AKP iktidarının AB’ye uyum adı altında paket paket meclise getirilen ve Türkiye Cumhuriyeti’nin milli üniter devlet yapısı ile Türk toplumunun sosyal dokusunun temeline dinamit koyan bir sürü yasa, TBMM’den sadece AKP’nin oyları ile değil, yöneticilerinin lafa gelince cumhuriyeti kuran parti olmakla iftihar ettikleri partinin de desteği ile kabul ediliyordu…
2007 yılında ki TBMM Başkanlığı seçiminde, AKP adayı Köksal Toptan ile MHP adayı Tunca Toskay yarışıyordu. Malum parti aday çıkarmamıştı. Seçimi AKP adayı Köksal Toptan kazandı. MHP dışında mecliste temsil edilen muhalefet partilerinin hepsi, toptan Toptan’a oy verdi. Dönemin ana muhalefet partisi bu yapının başını çekmekteydi…
2009 yılında, ”Açılım” adı altında başlayıp daha sonra ”Çözüm Süreci” adını alan, hedefi ise İmralı canisi Öcalan ile dünyanın gördüğü en vahşi terör örgütlerinden olan PKK’nın isteklerini yerine getirmek olan süreç için, amblemindeki oklardan bir tanesinin bizzat Atatürk’ün ifadesi ile Türk milliyetçiliğini ifade ettiği partinin genel başkanı, AKP hükümetine kredi veriyoruz dedi. AKP İktidarının sözde çözüm süreci sayesinde, güneydoğuyu PKK’nın fiili hâkimiyetine girdi. PKK’nın fiili hâkimiyetinde olan bölgede haliyle siyasal Kürtçülük tavan yaptı. AKP İktidarının söylem ile eyleminin farklı olduğu her işi gibi, çözüm sürecinin de aynı akıbeti yaşamasına rağmen malum parti, ” sana verdiğimiz kredinin getirisi böyle olmamalıydı” deyip kredisini geri çekmedi. Türkiye’yi uçuruma doğru götüren çözüm sürecini doğru düzgün eleştirmedi. Demek ki, çözüm süreci için verdikleri kredinin şartlarını AKP bir bir yerine getiriyordu…
AKP İktidarının İmralı’nın da isteği ile meclise getirdiği, ”çözüm süreci” denilen ihanet sürecine yasal kılıf hazırlayan; söz konusu ihanet sürecinde görev alan hükümet yetkililerinin idari ve cezai sorumluluktan muaf tutan yasa, Atatürk’ün partisinin de desteği ile meclisten geçti. Aynı parti, bu yasanın iptali için anayasa mahkemesine başvurmak isteyen MHP’ye, ihtiyacı olan imza desteğini vermedi…
Türk siyasi tarihinin yakın geçmişinde yaşanan bu olaylarda ki rolünden bahsettiğim ve adını zikretmediğim parti, hangi parti ? Söz konusu parti, AKP’lilerin ”CeHaPe” , siyasetin eski toprakları ise ”Halk Partisi” diye bahsettikleri partidir. Ancak gariptir ki, yukarıda anlattığım ve örneklerini çoğaltabileceğimiz durumlardan dolayı, ne solcu/ulusalcı kimlikli medya ne cemaat medyası ne de AKP’ye muhalif olan diğer kesimlerden hiç kimse, CHP’den stepne, yedek lastik, baston, koltuk değneği, AKP’nin en büyük destekçisi gibi ithamlarla hiç bahsetmedi. Peki bu kesimler, birkaç örnekle anlattığım AKP -CHP birlikteliğinde CHP için söylemedikleri ithamları, söz konusu MHP olunca neden koro halinde söylemektedir? Üstelik MHP, güya AKP’ye yardım etmekle itham edildiği hangi konu varsa, hepsinde CHP’den daha somut bir şekilde; kendi ilkeleri, kendi siyasi anlayışı ve kendi politikaları ile hareket etmiş olmasına ve bunu da defalarca belirtmesine rağmen! Bu durum, AKP nefretinin gözlere perde olmasından mı kaynaklanıyor? Öyle olsaydı, aynı ifadeler yeri geldiğinde CHP içinde kullanılırdı.
Siyasi bir travmayı andıran bu durum, şu sebeplerden kaynaklanmaktadır; İslamcıların ve solcuların, rahat rahat Türk düşmanlığı yapabilmek adına geçmişten beri hep dirsek temasında oldukları bölücü unsurların, yani PKK ve HDP’nin getirildiği nokta onları mest etmektedir. (Bakmayın siz AKP’nin HDP karşıtı kesildiğine. Eğer HDP’nin barajı aşmasına rağmen AKP tek başına iktidarını koruyabilseydi, siyasi yavrusu olan HDP’ ye kıyamamaya devam edecekti. AKP ile HDP’nin birbirine düşmesi, BOP bayrağını bir adım ileri taşıma yarışında yaşanan rekabettir sadece.) Ancak, İslamcı AKP’nin hortlatıp güçlendirdiği, milli şuurdan uzak romantik solcuların etkisindeki CHP’nin ise meşru kabul edilmesi için uğraştığı HDP’ye karşı MHP’nin gösterdiği duruş, İslamcıların BOP hedefine engel teşkil etmekte, solcuların ise 7 Haziran öncesinden bu tarafa yaşadıkları romantizmi kâbusa çevirmektedir. Çünkü MHP icra ettiği siyasetle, Türk milletinin karşı karşıya kalacağı tehlikeleri önceden bildiren erken uyarı sistemi gibidir. Bu, bu zamana kadar hep böyle olmuş ve MHP nerede ne dediyse, er ya da geç mutlaka haklı çıkmıştır. Siyasi tarihimizin yakın ve uzak geçmişi bu durumun şahididir. MHP, Türkiye’nin iç ve dış bütün düşmanlarını en iyi bilen ve bunlara karşı Türk milletinin milli refleksi olan partidir. Bu gerçekte, Türkiye’nin dış düşmanlarına yerli iş birlikçi vazifesi görülebilmesi için MHP’ye saldırılmasını, MHP’nin iftiralar ve hak etmediği ithamlarla karalanmasını gerektirmektedir.Çünkü MHP’ye saldırmak, Türk ve Türkiye düşmanlığının can damarıdır. MHP düşmanlığı yapmadan Türk ve Türkiye düşmanlığını icra etmeniz mümkün değildir.
Bu noktadan hareketle düşünecek olursak, aslında HDP’yi yok sayanlar AKP ve CHP, HDP’nin varlığını kabul eden ise MHP’dir. Zira AKP ve CHP, PKK terör örgütünün sözcülüğünü yapmak dışında hiç bir söylemi, politikası olmayan ve İmralı’dan kurmalı olan HDP’nin sahip olduğu bu gerçek kimliği, yani terör örgütünün siyasi uzantısı olmasını görmezden gelme ve HDP’yi demokratik düzenin parçası olan normal bir siyasi parti gibi kabul etmektedir. AKP ve CHP’nin bu yaptığı, HDP’nin gerçek kimliğini yok saymak ve ona sahte bir kimlik vermektir. MHP ise bu durumun aksine HDP’yi yok saymamakta, HDP’yi sahip olduğu gerçek kimliği ile, yani terör örgütünün siyasi uzantısı olarak kabul etmektedir. MHP’nin bu net duruşu, HDP’ye verilmek istenen sahte kimliğin işlevde bulunmasına mani olmaktadır. Bu durum da, farklı yollardan örtülü Türk düşmanlığı yapan siyasetçi ve gazeteci müsveddelerinin MHP’ye saldırmasını kaçınılmaz kılmaktadır. MHP’ye; ne din üzerinden ne Atatürk ve cumhuriyet değerleri üzerinden ne de yolsuzluk üzerinden saldırmak mümkün olmadığından bu saldırıları, ”MHP AKP’ye hep baston oluyor”, ”MHP kendisi ile çelişiyor” algılarını yaratarak ya da Devlet Bahçeli’nin, ”Yalılarda viski yudumlayıp HDP’ye oy veren şerefsizler…” sözünde yaptıkları gibi, Devlet Bahçeli ve MHP yöneticilerinin ifadelerini mecrasından saptırarak yapmaya çalışmaktadırlar.Oysa DevletBahçeli’nin söz konusu ifadelerinin muhatabı gün gibi ortadadır.Devlet Bahçeli bu sözü ile; güneydoğuda silahın gölgesinde oldukları için mecburen HDP’ye oy vermek zorunda kalan vatandaşlarımızı kastetmemiştir.Viski içen, yalıda veya villada oturan herkesi de kastetmemiştir.Devlet Bahçeli viski ve yalı ifadesini simgesel olarak kullanmış; tek özellikleri olan tuzu kuru olmak ve Türk düşmanlığı yapmaktan mütevellit entelektüel,elit, sosyetik vs geçinip, silahın gölgesinde olmadıkları halde HDP’ye oy verenleri, verdirenleri ve bunları yapma mantıklarını kastetmiştir.Durum bu iken,sanki güneydoğuda yalı varmış gibi Devlet Bahçeli’nin söz konusu ifadesini Kürt kökenli vatandaşlarımız için dedi gibi göstermek; siyaset ve medya cenahında yapılan MHP düşmanlığının altında, nasıl bir kindarlık olduğunun ve bu düşmanlığın akıl sağlığından uzak olduğunun göstergesidir. 7 Haziran seçimlerinden bu tarafa,daha çok siyasetin ve medyanın sol ve liberal kesiminin MHP üzerinde yaratmak istediği negatif algı,MHP’nin maskeleri indiren, gerçek yüz ve niyetleri ortaya çıkaran siyasetini aşamamakta, kamu oyu nezdinde bir türlü tutmamaktadır.MHP aleyhinde ne kadar kara propaganda yapsalarda, güneşi balçıkla sıvamak mümkün asla mümkün değildir.
Uzun lafın kısası; her ne kadar hakikat böyle olsa da , modaya uyma adına ve MHP’ye saldırmanın dayanılmaz hafifliği içerisinde, günümüz siyasi konjöktürü ile ilgili bende ”müthiş” seviyede bazı tespitlerde bulundum;
AKP; erdemliler hareketidir,hırsızlıkla mücadelenin ve milli birliğimizin teminatıdır… (!)
CHP; Atatürk’ün partisidir, ” Halk” Partisidir ve cumhuriyet değerlerinin bekçisidir … (!)
Öcalan barış elçisi, PKK Kanarya Sevenler Derneği, HDP ise barışın teminatıdır… (!)
MHP mi? AKP İktidarının bastonu ve yedek lastiği, CeHaPe zihniyetinin vagonu, demokrasi gölgesinde barajı aşmış olan sevgi pıtırcıklarının partisi HDP’yi yok sayan Irkçı,Faşist bir parti… (!)
YERSENİZ TABİ !!!

FATİH ERGİN

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER