|

“Kurttan süt emen çocuk” figürü Bugut Yazıtı’nda... Bugut Yazıtı’nın özgün hali müzenin bahçesinde duruyor. Bu yazıtın üzerindeki kabartmada “Kurttan süt emen çocuk” figürünün olduğu iddia ediliyor, ama bunu seçmek oldukça zor.
Yazıtın arka yüzündeki yazılar neredeyse silinmiş vaziyette. Taşın üst kısmı ise kırılmış, çimento ile yapıştırılmaya yani tamir edilme çalışılmış!
Yazıtların ve diğer eserlerin bu hallerini görünce, fotoğraf ile kayıt altına almanın ne kadar önemli olduğunu anlıyoruz. Müzenin bahçesinde yer alan bir diğer eser ise “Geyik taş” idi, üzerindeki motifleri gayet belirgin olan taşın üzerindeki geyik resimlerinin üst kısmında ise “güneş adam” figürü yer alıyor.
Gün doğumunda yine Orhun Şelalesi’ndeyiz. Bozkırın kendi sessizliği içindeki sesi duyuyor, Orhun’un akışını dinliyoruz. Orhun’un bembeyaz suları güneşin ilk ışıkları sevişiyor ve birkaç gökkuşağını birden görüyoruz, bu uçan su ve ışık oyununda. Bir patika yoldan aşağı inerek şelaleden suyun düştüğü yere varıyoruz. Her bir resim tablo gibi, burada her şey ayrı bir güzellik taşıyor. Orhun Şelalesi’nin döküldüğü yerde Ulan Nehri ile Orhun Nehri birbirine karışıyor, suyun birbirine geçtiği yerde oluşan renk farkını gözle görüyoruz. Şelalenin yanında ağaç dallarından yapılmış bir ovo var. Anladığımız kadarıyla ovolar, coğrafyanın şartlarına ve imkanlarına göre değişebiliyor. Çevrede ağaç yoksa taşlardan oluşuyor ancak ağaçlık alanlarda ise ağaç dallarının üst üste konması ile oluşturuluyor. Ovonun üzerindeki kırmızı, sarı ve beyaz ipek örtüler renk cümbüşü oluşturuyor... Anadolu’dan tanıdık bir kültür ile de burada karşılaşıyoruz, dilek çubukları ve kurdeleler... Şelalenin karşısında, mavi kurdele bağlanmış tonlarca küçük dallar var, buraya gelip gezenler, dileklerini dileyerek bu küçük ağaç dallarına kurdeleler bağlayıp bırakıyorlar. Orhun Şelalesi yüz yıllardır kutsal kabul edilen bir yer, insanlarda halen bu inanış devam ediyor, doğanın her parçası onlar için kutsal...
ESKİ MEZAR GELENEKLERİ Yaklaşık 2 km. ileride küçük şelale diye adlandırılan yere gidiyoruz, Karakurum Müze’sinden ve halktan aldığımız bilgiye göre bu şelalenin yakınındaki taşlarda kaya resmi olması gerekiyor. Ancak dikkatle bakmamıza rağmen göremiyoruz muhtemelen suyun bolluğundan dolayı bu kayalar suyun altında kalmış durumda. Şelalenin hemen yakınında bir anıt mezara rastlıyoruz, 1960’larda ölmüş bir Moğol sporcuya ait olan bu mezarın 3000 yıl önce yapılan kurganlardan hiçbir farkı yok, bu da bize kültürün devamlılığını gösteren bir örnek. Eski Türk mezar gelenekleri ve yapılış tarzları, Moğollar tarafından da benimsenerek günümüze kadar getirilmiş. Orhun Şelalesi’nin kuzey batı yönünde 10 km kadar yol alıyoruz ve bir başka mezar alanına ulaşıyoruz. Alanda yaklaşık olarak 20 kurgan var, kurganların karşısında ise bir “Geyik taş” yer alıyor. Karakurum Müzesi’nde sergilenen geyik taşın buradan getirildiği bilgisini müzeden almıştık. Mezar alanlarının yerleşim yerlerinden genellikle uzak yerlere kurulduğunu görüyoruz. Yeni mezar alanları da aynı şekilde dağ eteklerine kuruluyor. Mezar alanlarını hem kutsal kabul etmeleri hem de Moğolların mezarlıklardan korkmaları bunun bir sebebidir, günümüzde dahi bir Moğol, mezarlıktan koşarak ve yönünü değiştirerek evine döner, çünkü kötü ruhların kendilerini yakalayacağına inanırlar. Çeçerlek’e (Arhangay Eyalet Merkezi) varmamız epeyce zamanımızı alacak. Hem yolumuz üzerindeki kurganlara bakıyoruz, hem de yol şartları oldukça çetin. Tsagaan Sumiin Rashaam-Arhangay “Zengin Beyaz Kaynak” civarında tesadüfen bir kale kalıntısı görüyoruz. Baştan bir tepecik ya da bir toprak yığını mı anlayamıyoruz ancak alana yaklaştıkça kalenin sunaklarını görüyoruz. Merakla arabadan inerek alana doğru gidiyoruz, evet burası gerçekten bir kale... Karabalasagun kalesine de oldukça benzer yapıda inşa edilmiş olan bu kale yüzyılların etkisi ile yıkılmış ve de toprak yığınına dönüşmüş durumda. Halen çok belirli olan duvarın üzerinden boydan boya yürüyoruz, kalenin çevresini Karabalasagun Kalesi ile karşılaştırdığımızda buranın daha büyük olduğunu tahmin ediyoruz. Servet Somuncuoğlu, kaynaklarda böyle bir kaleye dair bilgiye rastlamadığını ifade ederek, tarz olarak daha önce gördüğü Karabalasagun, Tuva’daki Uygu Moyun Çur Kağan’ın yazlık sarayı Por - Bajin, Kazakistan’daki Otrar Kaleleri ile biçim olarak aynı olduğunu söylüyor. Kale konumu açısından nehir yakınında yer alıyor, yani yerleşim açısından uygun bir konumda. Yörede yaşayan halktan aldığımız bilgilere göre kale ve civarında hiçbir çalışma yapılmamış. Halk kalenin Ögedey Han döneminden kalma olduğuna inanıyor. Farklı farklı kişilerden bilgiler alarak çevrede herhangi bir yazıt ya da daha farklı bir kalıntı olup olmadığı konusunda alanı inceledik; fakat herhangi bir bulguya rastlamadık. Noen Örgöl “Sultan Tepe” dağının önünden sonra da Tsenherin Halun Arşaam “Mavi Sıcak Kaynar Su” adlı alandan geçtik ve ancak gece saatlerinde Çeçerlek’e varabildik. Bu kadar yorulacağımızı doğrusu tahmin etmemiştik.
MOTİFLER GAYET BELİRGİN Geceyi Çeçerlek’te geçirerek sabah Bugut Yazıtı’nın bulunduğu Çeçerlek Müzesi’ne gittik. Soğd harfleri ile yazılmış olan Bugut Yazıtının özgün hali müzenin bahçesinde duruyor. Bu yazıtın üzerindeki kabartmada “Kurttan süt emen çocuk” figürünün olduğu iddia ediliyor, ama bunu seçmek oldukça zor. Yazıtın arka yüzündeki yazılar neredeyse silinmiş vaziyette. Taşın üst kısmı ise kırılmış, çimento ile yapıştırılmaya yani tamir edilme çalışılmış! Yazıtların ve diğer eserlerin bu hallerini görünce, fotoğraf ile kayıt altına almanın ne kadar önemli olduğunu anlıyoruz. Müzenin bahçesinde yer alan bir diğer eser ise “Geyik taş” idi, üzerindeki motifleri gayet belirgin olan taşın üzerindeki geyik resimlerinin üst kısmında ise “güneş adam” figürü yer alıyor. Çin mimarisinde yapılmış müzede tadilat olması sebebiyle müzenin bazı kısımları kapalıydı, ancak genel itibari ile müzede hâkim olarak Budist inancını gösteren Buda heykelleri, resimler ve müzik aletleri sergileniyor. Hangay Dağları Moğolistan’a üç büyük nehir armağan ediyor, bunlar Orhun, Ulan ve Temir nehirleri. Orhun ve Ulan nehrinden sonra önümüze Temir Nehri çıkıyor. Temir Nehrinin yön gösterici bir önemi var çünkü Temir Nehri’nin ön tarafında yer alan ilçeye “Hort-Temir” Türkçesi ile “Ön-Demir”, Temir’in arka tarafında yani karşı yakada bulunan ilçeye ise “Hoyt Temir” “Arka Demir” deniliyor. Öğle saatlerinde Hoyt-Temir’e yazıtlarının bulunduğu yere varıyoruz. Türk kültüründe büyük öneme sahip olan Hoyt-Temir yazıtlarının da bulunduğu bu yerin adı halk tarafından “Tayhır Çulu” olarak da adlandırılıyor. Kutsal bir özelliğe sahip alan büyük kayanın anlatılan efsanelere göre, geçmiş çağlarda gökten indiğine inanılmaktadır. Kutsal sayılan bu kayanın çevresinde Moğollar hâlâ ibadet ediyor. Oldukça büyük olan taşın çapı yaklaşık 30 metre civarında. Hoyt-Temir yazıtı bir özelliği ile diğer yazıtlardan ayrılmaktadır. Bu özellik damga usulü ile yani baskı yöntemi ile yazıların yazılmasıdır. Göktürk harfli bu yazıtların bazıları ne yazık ki kaybolmuş, görünenleri ise silinmeye başlamıştır. Yazıtlar kayanın oldukça zor yerlerinde olduğu için görmek zor, bizim görebildiğimiz kadarıyla kaya üzerinde 9 ayrı yazıt var. Oysa W. Radloff’un kopyalarını kaynak olan Hüseyin Namık Orkun’un “Eski Türk Yazıtları” eserinde 10 yazıt incelenmiştir. Kayada, bizim görebildiğimiz yazıtların dışında, koç resmi ve bir de kollarını yukarı kaldırmış insan figürü yer alıyor. Göktürk harfli yazıtların dışında Çince ve Moğolca yazılar da var ve kayaya yazma geleneğinin bugün de Moğollar arasında devam ettiğine birçok yerde tanık olduk.
Bugut Anıtı Bugut Anıt Mezar Külliyesi’den “Çeçerlek Müzesi”ne getirilen “Bugut Anıtı”, Soğdca yazılmış kitabelerin bulunduğu bir anıt. Anıtın üst kısmında “Kurttan süt emen çocuk” tasvirinin stilize edilmiş halde yer aldığı çok dikkatlice bakıldığında seçilebiliyor...
Büyük kısmı yok oldu Hüseyin Namık Orkun’un “Eski Türk Yazıtları” kitabında oldukça geniş yer verdiği “Hoyt Temir Yazıtları”, Moğollar için kutsal sayılan “Tayhır Çulu” kayasının muhtelif yerlerinde yer alıyor...
yenicag
|