|

İlkokuldan beri Macarların Türk olduğu hakkında iddialar duyarız. Kızılderililer, Moğollar, Finlandiyalılar için de benzer şeyler duyduk hep. Ancak Türk olduğu iddia edilen bu milletler acaba bu konuda ne diyor ?
Bunlardan Macarlar bize şu anda coğrafî olarak en yakın olanlar. Macar kültür tarihçisi Géza Hegedüs’ün Almanya’da yayınlanan Ungarische Jahrhunderte : Ein kulturhistorischer Streifzug. Berlin 1999 (: Macar Yüzyılları) adlı kitabında bu iddiaları destekleyecek birçok bilgi var.
Bu kitapta bugünkü Macaristan topraklarının ele geçirildiği yıllar yapılmış bir kuş resmi basılmış. Bunun Macar milletinin en eski sembolü olan Tuğrul adlı kuş olduğu belirtiliyor. Efsaneye göre , Prens Almos’un annesi Emese bir Tuğrul tarafından hamile bırakılmış. Hegedüs, Tuğrul’un Türkçe olduğunı ve “kızıl şahin” anlamına geldiğini, Arpad hanedanının totem hayvanı olduğunu açıklıyor. Macar topraklarının ele geçiriliş hikâyesinin Tuğrul efsanesi olmadan anlatılamayacağını, bu efsanenin Roma tarihindeki Remus ve Romulus efsanesi kadar önemli olduğunu vurguluyor. Bilindiği gibi Roma tarihinin başlangıcında Remus ve Romulus’u emziren kurtun hikâyesi vardır.
Prens Almos’un babasının gerçekte bir Tuğrul kuşu olup olmadığı , gebe annesine rüyada görünüp doğuracağı oğlanın hükümdarların atası olacağını müjdeleyip müjdelemediği efsane araştırmacılarını ilgilendiren bir konudur. Ancak efsane ötesinde bilinen gerçek, Almos’un tarihî bir şahsiyet, bunun oğlu Arpad’ın ise Macaristan’a yerleşen Macarların lideri ve millet olma yolundaki bir göçebe halkın ilk önderi olduğudur.
Macarların yeni topraklarına yerleşmesi ve buradaki ilk yılları hakkında birçok güvenilir belge Bizans-Grek kaynaklarında bulunabilir. Bizanslılar 9’uncu ve 10’uncu yüzyıllarda yakın çevrelerinde olup bitenler hakkında kayıt tutarlardı. Almos, Macar boylarının oluşturduğu birliğin başındayken zamanın ünlü bir âlimi ve şairi olan Bizans İmparatoru VI. Bilge Leo (886-911) yazdığı Savaş Tekniği başlıklı geniş kapsamlı eserinde Macarların hayat tarzı ve savaş yöntemlerini anlatan özel bir bölüm ayırmıştı. İmparator burada Macarlardan Türkler diye sözediyordu…
Daha sonra ciddî dilbilimcilerin Macarcanın gramer esas alındığında Fin-Ugor dil ailesine mensup olduğunu söyledikleri ve eski Macar kültürünün de Türk-Tatar kültürüyle akraba olduğu anlatılıyor. Başlangıçta “Macar” (Magyar) kelimesi sadece bir boyun adıymış ve hem dili hem de halkı adlandırmak için kullanılmış. Boyların oluşturduğu birlik, yani bugünkü Macaristan’a yerleşen boylar burada yaşayan diğer halklar tarafından “Onogurlar” adıyla anılıyormuş. Kendilerinin de bu adı kullandıkları düşünülebilirmiş. Bugün birçok Avrupa dilinde Macar anlamına gelen “Ungar” kelimesi de bu “Onogur”dan gelmekteymiş. ( Latince “Hungarus”, Cermence “Ungar” , İngilizce “Hungarian” kelimeleri gibi). Hegedüs, Onogur kelimesinin eski Türk dilinde “10 Ogur” anlamına geldiğini anlatıyor. En eski devirden beri Ural-Altay dilleri Ugorca ya da Ogurca olarak adlandırılırmış. Hegedüs Türkçe “on” kelimesinin 10 rakamını ifade ettiğini izah eder. Buna göre “Onogur” 10 Ural-Altay boyunun ortak ismidir. Fin-Ugor ve Türk-Tatar göçebe halkları Onogurlar olarak adlandırılıyordu. Hegedüs bunun doğudan gelen ve yurt arayan Bulgarların da adı olduğunu söylüyor. Onların da Türk ve Tatarlarla akraba olduklarını, ancak yeni vatanlarına yerleştikten ve kendilerine boyun eğen Slavlarla karıştıktan sonra konuştukları Türk dilini Slavcayla değiştirdiklerini hatırlatıyor. Bulgarların hükümdarı Asparuh’un bir Han olduğunu, ancak birkaç nesil sonra torunlarından Simeon’un ise Çar ünvanını aldığını yazıyor.
Hegedüs kitabında Macarlarla Hunlar arasındaki ilişkiyi şöyle anlatıyor: “Zamanla Macarların kafasında Attila’nın Hunlarının kendilerinden yüzlerce yıl sonra Avrupa’ya gelen Macarların ataları olduğu fikri yerleşti. Simon Kézai’nin 13’üncü yüzyılda yazdığı kronikde Macaristan’a iki kez göç edildiğinden sözedilir. Bu gerçekten de doğrudur. Çünkü 9’uncu yüzyılın sonunda Arpad’ın yönetimindeki işgal hareketi sırasında Macarlar Avrupa’da dillerini rahat anlayabildikleri bazı halklarla karşılaştılar. Yani onlar Macaristan’a gelmeden önce burada Türkçeye benzeyen, anlayabildikleri dilleri konuşan halklar yaşıyordu. Macaristan’ın ele geçirilmesi planlı bir fetih harekâtıydı. Burada yıllarca süren işgal ve yerli halka boyun eğdirme mücadelesi sırasında onlara direnenler olduğu gibi Macarların kendi akrabaları olduğunu farkedip onları kucaklayanlar da vardı. Avarlar da eskiden burada bir devlet kurmuşlardı. Bu imparatorluk Şarlman (Büyük Karl) tarafından yıkılınca çok sayıda Avar Macaristan’da kaldı. Macarlar yeni vatanlarına geldiğinde kardeşleri olan Avarları hemen tanıdılar ve onlarla kısa sürede kaynaştılar.“ Hegedüs’ün anlattığı bu olay dahi Macarların ne kadar Türk olduğunun bir ispatı değil midir ?
Yıllar süren şiddetli savaşlardan sonra savaşı kazanan Arpad ve yenilen Hazar Türklerinin hükümdarı Marot (ya da Menmarot) barış imzaladılar. Bunun için de Arpad’ın en küçük oğlu Prens Zoltan, Hazar kralının kızıyla evlendi. Böylelikle Macaristan’ın fethi tamamlanmıştı.
Hegedüs Macar dilinin gelişimi hakkında da şu bilgiyi veriyor: “Kavimler göçü akraba halkları birbiriyle karıştırdı. Eskiden birbirlerine yabancı olan halklar da karıştı. Bu göç sırasında Fin-Ugor boyları Türk -Tatarlarla o denli karıştı ki, Avrupalılar artık bunları birbirlerinden ayırd edemez hale geldiler. “Onogur” adı başlangıçta Bulgarları ifade ediyordu. Bu bileşik kelime Türk-Tatar halklarında “10 ok” anlamına geliyordu. Muhtemelen bunlar doğudan batıya doğru göçederken 10 boyun oluşturduğu bir federasyon halinde yaşıyorlardı. Türkçe “ogur” hem ok, hem de savaşçı boy anlamına gelir. Fin –Ugor fillerinde de “Ugorca” bir halkın diliydi. 9’uncu ve 10’uncu yüzyıllarda Cermence, Slavca ve Latince konuşulan ülkelerde bütün Ural-Altay halklarını tanımlıyordu. Daha sonra “Onogur” adı sadece Macarlar için kullanıldı. Boyların oluşturduğu birlik yeni yurda yerleşene ya da devlet kurana kadar kendisi için “magyar” adını kullanmıyordu. Bu yüzden Macar milletinin adı birçok Avrupa dilinde “magyar” kelimesinden değil “onogur”dan çıkmıştır. Hungarus, ungarisch, hongrois, wenger isimleri hep bu eski yanlış adlandırmadan kaynaklanmaktadır.
Macar dili kısa zamanda gelişti ve kendisiyle kaynaşan dillerden çok sayıda kelime aldı. Doğal olarak Macarcaya en kalıcı etkiyi Türk dilleri yaptı. Göç halinde bulunan Macarlar uzun yıllar Türkçe konuşan Hazarların ülkesinde yaşadı. Daha sonra Hazarlar Macaristan’ı işgal eden gruba katıldılar ve Macar dünyası içinde eridiler, Macar törelerini aldılar, Macar dili konuştular. Arkasından başka Türk-Tatar boyları gelerek Macarlara katıldılar ve Macarların dilini aldılar. Bu arada onların Türk dili de doğal olarak Macarcayı etkiledi. Bu sırada Macarlarla kaynaşan Kumanlar, Peçenekler kendi bağımsızlıklarından vazgeçtiler. Onlar da Macarlardan önce bu topraklarda yaşayan Avarlar ve farklı diller konuşan ve burada unutulmuş Cermenler ve Slavlar ya da Keltler gibi Macarlaştılar. Macaristan’a yerleşen ilk Macarlar arasında Kabar boyu da vardı. Kabarlar, Hazar İmparatorluğu’ndan kopmuş olan 3 Hazar boyundan oluşuyordu. Daha sonra Bihar adını alan bölgede zaten çok eski zamanda yerleşmiş Hazarlar yaşıyordu. Karışma daha Macaristan ele geçirilmeden önce başladı ve yüzyıllar boyunca sürdü. Kumanlar Tatar akınından sonra 13’üncü yüzyılda bölgeye yerleştiler .
Bütün bu anlatılanlar bir Macar tarafından kaleme alınmış. Daha sonraki Macar tarihini anlattığı bölümlerde Türk dostu olmadığını gösteren ve Macaristan’ı fetheden Osmanlı Türklerini sürekli kötüleyen Hegedüs bunları yazdıysa Turancı bir Macarın neler düşündüğünü tasavvur edebiliriz. Batıda bizden olan ve Türk kanı taşıyan milyonlarca Macar kardeşimiz yaşıyor…
Prof. Dr. Acar Sevim
|