22 Mayıs 2012 Salı
Live tracking and statistics
Paylas
Gun Sazak

İnanç - Samimiyet -Ahlak - fedakarlık, millet ve Vatanseverliğin sembolu bir Dava adamı 1932 Yılında Eskişehirin Sazak köyünde doğan Gün Sazak eski milletvekillerinden Emin Sazak'ın oğludur. İlk ve orta tarihini Eskişehir'de, yüksek tahsilini de Amerika'da yaptı. Sazaklar Eskişehir'de geniş topraklara sahip çiftçilik yapan bir ailedir ve toprağa çok bağlıdırlar. Bu durumdan dolayı Gün bey Amerikaya ziraat tahsiline gönderilir. Yüksek tahsilini başarıyla tamamlayıp yurda dönen Gün Sazak toprak işlerine daha sıkı bir şekilde sarılır, modern teknoloji ile işlerini geliştirir, verimi arttırır. Diğer taraftan da inşaat işlerine başlıyarak müteahhitliğe soyunur. Dürüst, temiz, sağlam işleri yapması sayesinde bu dalda da başarılar kazanır. Toprağa bağlılığı Amerika tarihinden sonra şuurlu bir vatanseverliğe dönüşür.

1970'li yıllarda Türkiye'nin başına gelen kominist Sovyet Rusyanın dolaylı işgal faaliyetleri, anarşist ve bölücü olaylar bir toplantıda rahmetli Başbuğumuz Alparslan Türkeş'le tanışmasına vesile olur. Bu tanışmadan kısa süre sonra Gün Sazak MHP'ye katılır. Partiye girdikten sonra şahsi işlerini takip ederken ağırlıklı olarak siyasi faaliyetleri yürütür. Yaptığı çalışmalar, fikir, tavır ve davranışları ile kendisini partiye kabul ettirir ve büyük bir saygınlık kazanır. Maddi durumunun iyi olması, yüksek ahlak ve karakter yapısı onu memleketin durumunu gördükçe daha da azimlendirir ve aşkla - şevkle çalışır. Elinin açıklığı, yardımseverliği, garip, fakir ve yoksulları koruması, o'nu AĞA yapar ve öğle anılır. Komünist beşinci işgal faaliyetlerin doruğa çıktığı zamanlarda her fraksiyondan bütün komünistler o'na AĞA diyerek çamur atmaya başlarlar ama O verdiği cevapta asaleti ve terbiyesiyle kendini bütün Türkiye'ye kabul ettirdi. Ne diyordu Gün Sazak? Evet ben ağayım. Allah şükürler olsunki ben Türk töresine göre ağayım ve bununla gurur duyuyorum.>> Çünkü O hep vermiş, hiç almamıştır. Kendine geleni boş çevirmemiştir. Bütün bu faydalı ve güzel çalışmalarından dolayı MHP genel başkan yardımcıs iken ikinci Milliyetçi Cephe hükümetinde Milletvekili olmadığı halde dıışarıdan Gümrük ve Tekel Bakanı olarak vazife aldı. Prensipli, kararlı ve tavizsiz çalışmalarıyla kısa zamanda gümrüklerdeki rüşvet, hırsızlık ve yolsuzlukları en aza indirdi ve vurguncu-soyguncuların canına ot tıkadı. Görev aldığından şehid edildiği tarihe kadar 5.5 ay bakanlık yaptı. Bu zaman içinde Türkiye'deki bütün kaçakçı ve soyguncuların düşmanlığını kazandı. Türkiye devleti ve Türk milleti kazandı ama O doğru bildiği, inandığı prensiplerinden taviz vermedi. Nihayet O günki şartlarda, Türkiye'nin kan gölüne çevrildiği günlerde kaçakçı patronlarının kiraladığı pusula bekleyen kominist katiller tarafından 27.05.1980 tarihinde eşi ile gittiği bir ziyaretten dönüp arabadan eşyalarını indirirken çapraz ateşe alınarak şehid edildi. Kahpe komünist uşaklar arkadan kalleşçe vurmuşlardı. Hastaneye kaldırılırken yolda öldü. Cenazesi MHP genel merkezi önünde yapılan bir törenden sonra Ankara Hacı Bayram Camiinde cenaze namazı kılınarak Eskişehir'in Sazak köyünde toprağa verildi. Cenaze törenine Türkiye'nin dört bir yanından gelen 300 binden fazla gönüldaşları ve vatandaşlarımızın tekbir ve göz yaşları arasında toprağa verildi. Mekanı Cennet, ruhun şad olsun büyük insan. Gönlümüzden, unutmayacağız.

Rahat uyu.
Dava Arkadaşım Gün Sazak

GÜN Sazak beyi tanıyalı hemen hemen on yıl olmuştur. Kendisini ilk defa geçirmiş olduğu trafik kazası dolayısıyla hastanede ziyaret ederek geçmiş olsun temennisinde bulunmuştum. Oradaki görüşmemiz dostluğumuzun başlangıcını teşkil etti ve ondan sonra devamlı beraber olduk. Kendileri o sırada partimize yeni girmişlerdi. Millet hizmetinde görev aldılar ve MHP'nin gelişmesinde üzerlerine düşen her görevi canla başla çalışmak suretiyle hiçbir fedakârlıktan geri kalmayarak yaptılar. Gün Bey partimize girdikten sonra parti çalışmalarında göze çarpar bir şekilde hızlanma ve gelişmeler olmuştur.

Kendileri hem çok mütevazi, iddiasız, hem de çok akıllı, geniş gönüllü, faziletli ve cömert bir yaradılış sahibiydiler. Bu vasıflarıyla hem gençlerin sevgisini, hürmetini topladılar, hem de yaşlıların itimadını kazandılar. Ve böylece genel başkanlıkla diğer kademeler arasında daima ahenk sağlayan, uzlaşmayı temin eden ve samimiyeti artıran bir ortam meydana getirdiler. Gün Bey partimizin ihtiyacı olan herşeyin temininde hem pratik buluş sahibi, hem de memleketin aydın kitlesini yakından tanıyan bir kişi olarak davamıza çok güç katmış, kuvvet katmıştır. Hem yurt içindeki teşkilatlanmada hem de yabancılarla olan münasebetlerde çok büyük yardımları ve hizmetleri olmuştur.

Avrupa'da beynelmilel komünizmin partimiz aleyhinde açmış olduğu yalan, iftiralarla dolu büyük kampanyalara karşı Avrupa demokrasilerini uyarmak ve orada hareketimizin gerçek hüviyetini tanıtmak için giriştiğimiz çalışmalarda da Gün Sazak Bey çok yararlı hizmetler yapmıştır. Tanıştığı görüştüğü yabancılar üzerinde gayet müsbet ve güvenilen bir intiba uyandırmış ve yabancılar tarafından da sevilen bir kişi olarak kabul edilmiş, birçok hususlarda kendisine başvurulur olmuştur.

Gün Bey özel münasebetlerinde de arkadaşlığı aranan kişiydi. Her yönden samimi güvenilir bir arkadaşlığı vardı. Kendisiyle her konu görüşülebilirdi. Sır saklama vasfına sahip bir kişiliği vardı. Her konuda faydalı görüşler ortaya koyardı. Bu bakımdan kendisiyle istişare etmeden hiçbir mesele üzerinde kesin karara varmamayı usul haline getirmiştim. Kendileriyle yaptığımız incelemeler, görüşmeler sonunda müştereken bir çok hususlarda karar verir ve onu uygulamaya koyardık. Arkadaşlarımız arasında da samimiyeti, birliği ve ahenkli çalışmayı sağlamada çok yapıcı ve olumlu tesirleri vardır, hizmetleri vardır.

Gün Sazak Bey, hakkında söylenecek daha pek çok sözler vardır. Kendisi bir aile babasıydı. Evine, ocağına bağlı bir insandı. Vatanını seven, milletini seven bir Türk çocuğuydu. Eskişehir'in Mihalıççık ilçesinin Sazak köyünden eski bir Türk ailesine mensuptu.

Aile, Oğuz geleneğini, Türkmen geleneğini yaşatan köklü bir aileydi. Bu özelliklerinin yanında Gün Bey insan sevgisiyle dolu bir insandı, insanları olumlu tutumlarına göre değerlendirir ve her insana karşı iyilikle dolu olarak davranış ortaya koyar, yardıma muhtaç olanlara hiç kimseye duyurmadan gizlice ve cömertçe yardımlar yapardı. Yardım elini yakınlarının, dostlarının, birçok muhtaçlarının üzerinden hiçbir zaman çekmezdi. Hareketimizin de ihtiyaçlarını karşılamada elinden gelen her fedakârlığı yapardı. Değerli vasıfları ve hizmetleri uzun uzun anlatmakla bitirilemeyecek kadar çoktur.

Gümrük ve Tekel Bakanlığı'nı deruhte ettiği kısa sürede namus, ciddiyet ve dirayet dolu uygulamasıyla devlet adamlığı vasfını dost düşman herkese kabul ettirdi. Kendisine Türkiye'nin düşmanlarının alçakça bir suikast tertiplemeleri sebepsiz değildir. Çünkü Türkiye'yi yıkmak isteyenlere karşı Gün Sazak Bey, çok kuvvetli kişiliği ile, cesareti ile, çalışmaları ile aşılmaz bir set gibiydi. Bu Türkiye'nin düşmanlarının bunalmasına sebep olan bir durumdu. Bunun için kızıl komünist bölücü vatan haini cinayet şebekelerinin taarruz hedefi seçilmiştir. Aramızdan ayrılmasıyla bütün arkadaşları, bütün Ülkücü gençlik büyük bir üzüntüye ve eleme gark olmuşlardır. Davamızın saflarında yeri doldurulamayacak bir boşluk meydana gelmiştir. Acımız çok büyüktür, fakat onun ruhunu üzmemek ve şadetmek için bütün bu acılarımıza, üzüntülerimize rağmen onun uğrunda hayatını da feda etmekten çekinmediği kutsal davası için yılmadan çalışmaya devam ediyoruz. Ne kadar canavarca saldırılara uğrarsak uğrayalım, bu saldırılar bizi hiçbir zaman yıldıramayacaktır, yıldıramaz, aksine azmimizi daha çok bilemiştir ve bileyecektir. Daha kararlı olarak, daha azimli olarak ve gücümüz hızımız daha da artmış olarak Türk milletine hizmet yolundaki faaliyetlerimizi yürüteceğiz. Kutsal dava uğrunda şehit olmuş olanlara ne mutlu.

Allah kendisine gani gani rahmet eylesin.

Alparslan TÜRKEŞ


Gün Sazak'ı Anarken


27 Mayıs 1980 gününü akşamıydı. Ankara'da oturduğumuz öğrenci evimizde gece hem sohbet ediyor, hem de çaylarımızı yudumluyorduk. Radyoda haberlerin verildiğini duyunca evdeki herkes sustu. Bugün nerede hangi hadiseler olmuş acaba, kimler öldürülmüş diye kafalarımızdan sorular geçerken, radyonun haberi bomba gibi düştü. Gümrük ve Tekel eski bakanlarından MHP Genel Başkan Yardımcısı Gün Sazak evinin önünde uğradığı silahlı saldırı sonucu şehit edilmiş, silahlı saldırganlar ise kaçmıştı. Evde herkes şok olmuştu. Ne diyeceğimizi, ne yapacağımızı şaşırmış, adeta düşünme melekemizi kaybetmiştik. Ruhi Kılıçkıran, Yusuf İmamoğlu, Dursun Önkuzu ile başlayan, Recep Haşatlı, İlhan Darendelioğlu, H. Cahit Aküzüm ile devam eden ülkücü şehitler kervanına Türk milliyetçilerinin, ülkücülerin, MHP'lilerin "Gün Bey"i Gün Sazak da katılmıştı. Kendine gelen bir arkadaşımızın "El Fatiha" sözü ile göz yaşlarımız arasında fatihalarımız ve dualarımız başladı. Olaydan iki gün sonra Hacı Bayram Camii'nden yüzbinlerle birlikte merhumun cenaze namazını kılarak Eskişehir'e ebedi istiratgahına uğurladık.

Peki, yüzbinlerin cenaze namazını kıldığı, milyonların ruhuna Fatihalar gönderdiği Gün Sazak kimdi?

Gün Sazak, 26 Mart 1932'de Ankara'da doğdu. Eskişehir'in Sazak köyünden eski ve köklü bir aileye mensup olan merhum Gün Sazak, ilk, orta ve lise tahsillerini Ankara'da yaptı. Ziraat öğrenimini Amerika'da tamamladı, daha sonra inşaat şirketi kurarak birçok liman, fabrika ve büyük tesisler inşa etti.

1971 yılında MHP'ye katıldı. Aynı yıl toplanan parti kurultayında Genel idare Kurulu üyeliğine seçildi. 1972 yılında Genel Başkan Yardımcılığı görevini üstlendi. Şahadetine kadar bu görevde bulundu. 1977 seçimlerinden sonra kurulan üçlü koalisyon hükümetine meclis dışından katıldı ve Gümrük ve Tekel Bakanlığı görevini üstlendi.

Efendiliği, dürüstlüğü, vatanseverliği, idealizmi ve hayırseverliği ile bütün MHP'lilere kendini sevdiren ve kabul ettiren merhum Gün Sazak, Gümrük ve Tekel Bakanlığı yaptığı dönemdeki icraatlarıyla da MHP'li olsun olmasın, Türk milletinin takdirini topladı.

Anarşi ve terörün kol gezdği, hergün üç-beş gencin katledildiği o dönemlerde devletin tüm kurumları felç olmuş, çalışamaz hale gelmişti. Gümrük kapıları yolgeçen hanına dönmüş, gümrüklerden ülkemize giren yüzlerce tır yok olmuştu(!)

İşte böyle bir ortamda Gümrük ve Tekel Bakanı olan merhum Gün Sazak bakanlığında işbaşına getirdiği on ya da onbeşi geçmeyen çalışma arkadaşı ile gümrük kapılarına hakim olmuş, kapılardan kaçak tır girmesini, kaçak tırnak makası girmesini bile engellemiş, Gümrük kapılarında geleneksel hale gelen rüşveti önlemişti.

Merhum Gün Sazak'ın bu icraatlarından bazı çevreler oldukça rahatsız olacak ki, siyasi tarihimize Güneş Moteli Hükümeti olarak geçen hükümetin kurulması için büyük çabalar (!) sarfedildi ve sonunda da üçlü koalisyon yıkılarak yeni bir hükümet kuruldu.

Bu elim olayın üzerinde 20 yıl geçti. Bugün geriye dönüp düşündüğümde, mafya tetikçisi komünist kiralık katillerce Gün Sazak beyin hedef seçilmesinin birkaç sebebi var diye düşünüyorum. Bunların birincisi, Gün Bey'in ülkücülerce çok sevilmesi, dolayısıyla öldürülmesi halinde ülkücü hareketin demoralize olacağının hesaplanmasıydı/ ikincisi hergeçen gün artan anarşi ve terörün hedefinin gençlik kesiminden daha üst seviyelere çıkartılarak, terörün daha daraltmasını temin etmek, ileride yapılması planlananları meşru hale getirecek zemini hazırlamaktı, üçüncüsü, zengin bir işadamı olan ve MHP'nin ekonomik yönden birçok ihtiyacını karşılayan Gün Sazak'ı öldürerek MHP'nin para kaynağını kurutmaktı. Dördüncüsü ise, ekmek parası kesilen mafyanın ve diğer karanlık güçlerin önlerini kesmeye çalışanların nasıl cezalandırılacağını, başkalarına örnek olsun diye göstermekti.

Türkiye bir daha yaşanmamasını dilediğimiz yıllar yaşadı, bir nesil bedel ödedi. Şerefli alnında güneşi taşıyan bu nesil aynen Çanakkale'de savaşan, İnönü'de, Dumlupınar'da, Sakarya'da can veren dedeleri gibi vatan, millet, bayrak, devlet ve mukaddesat uğruna nelere katlanabileceğin! dost düşman herkese gösterdi. 12 Eylül'den sonra hiçte haketmediği bir şekilde C-5'lerde işkence gördü. Mamak hücrelerinde çürümeye terk edildi, kan kusup kızılcık şerbeti içtim dedi yine de vatan, millet, bayrak, devlet ve mukaddesat sevdasından vazgeçmedi. Gökyüzünü çadır, güneşi mızrak yapan necip Türk milletinin karesevdaları tıpkı hürriyet uğruna Çin sarayını basan Kürşad'ın yiğitleri gibi, tıpkı 3 Mayıs 1944'te inandıklarını haykırıp tabutluklara tıkılan ağabeyleri gibi yine ateş çemberinden geçerek imtihanlarını verdiler, ülkülerinin ve ülkücülerinin bedelini ağır ödediler. O günlerde, o şartlarda ne gerekiyorsa, nasıl yapmaları gerekiyorsa milletlerine hizmetlerini o şekilde yaptılar.

Türk milliyetçileri bugün de iktidar ortağı olarak, milletine hizmete devam etmekteler. Ebediyete kadar da Türk milletinin hizmetinde olacaklardır. Çünkü onlar Türk milletinin karasevdalarıdır.

Dün beraber bu davaya başlayıp bugünleri göremeden bir gül bahçesine girercesine kara toprağa düşen sevgili dava arkadaşlarımı, merhum Gün Sazak'ı ve diğer ülkücü şehitlerimizi rahmetle ve saygı ile anıyorum.


Dua ve aminlerimizle.

Orhan ŞEN ( M.H.P. Bursa Milletvekili)




Gün Sazak'a Ağıt

AĞIT

Kurudu gözde pınarlar, canım içre canım gitti
Devrildi iri çınarlar, nice gül fidanım gitti

Bölünmesin diye millet, baki kalsın diye devlet
Dağlar gibi kemikle et, seller gibi kanım gitti

Param parça idi ruhum, ellerinde bir gürühun
Tufanı bumudur Nuh'un, diye arşa ünüm gitti

Hey yakınlar uzaklar, bekler pusular tuzaklar
Tayfuna dönsün Sazaklar, göz ışığım Gün'üm gitti

Yetim kaldı körpe çağam, feryadımı nice boğam
Gün doğmak üzere ağam, gün batarken inim gitti

Bu bir nesildir sürekli, gözü pek çatal yürekli
ZOR GÜNLERİMDE GEREKLİ, TUĞ GİBİ BEŞ BİNİM GİTTİ

Sakarya, esti yiğitler, bağrı kan süslü yiğitler
Süphan göğüslü yiğitler, gittiyse benim gitti

Niyazi Yıldırım GENÇOSMANOĞLU


Gün Sazak Şehit Edildi.

Evet, "Mavi Gömlekli Şeytan" istediğin oldu. Aziz Gün Sazak da öldürüldü. Kulislerde bir Babrak Karmal kahpeliği ile Türk milliyetçilerine kin ve öfke kusarken, şimdi sahnede sahte üzüntü mesajları yazıyorsun.

Seni iki yüzlü kahpe dölü! Akıttığın bunca milliyetçi ve ülkücü kanına rağmen, halâ doymadın mı? Nedir? Nedendir bu bitmez tükenmez kinin?

Sen, kanlı parmağınla bizi işaret ettikçe, karanlık köşelerde üzerimize kızıl mermiler boşalıyor. Kimsin, nesin sen? Seni halâ teşhis edemeyecekler mi?

Sen, Gün Sazak kimdi biliyor musun? O Türktü, Müslümandı, yiğitti, mertti, namuslu bir devlet adamı idi, bizim iki gözümüz idi. Onu öldürmekle ve öldürtmekle bağrımızı delik deşik ettiğinizin farkında mısın? Bunun ne demek olduğunu biliyor musun? Bu işin hesabını, kitabını yaptın mı? Şimdi rahat mısın? Acaba bundan sonra rahat edecek misin? Bunları hiç düşündün mü?

Demek "barıştan yanasın ha!" onun için kahrediyorsun bizi; onun için bizi kahredenleri alkışlıyorsun.

En aziz ülküdaşı ve en yakın arkadaşı Gün Sazak'ın şehadet haberini işitir işitmez, gözyaşlarını tutamayan Alparslan Türkeş'in, hiç bir yüreğin tahammül edemeyeceği bir soğukkanlılıkla "Türk milliyetçilerinin iç savaş tahrikçilerinin oyununa gelmemelerini, sabırlı olmalarını, kanunlar içinde kalmalarını" içi kan ağlayarak emrediyordu. Vatanını, milletini bu ölçüde seven bir devlet adamı karşısında acaba yüzün biraz kızardı mı? Acaba, barış ve insanlık nedir, biraz sezebildin mi?

Yoksa, bu sözler, yüreğindeki korkuyu bastırmaya mı yaradı? Yoksa, yeni cinayetler için müsait fırsat mı kollayacaksın?

Evet, "Mavi gömlekli şeytan", sen de, senin kızıl manyakların da, dayandığın kızıl imparatorluk da Allah'ın izni ile kahrolup gideceksiniz! Biz, meşru zeminlerde ve sabırla devletimizin, size gereken cevabı vermesini ümid edecek ve Allah'ın "kahhar" sıfatı ile tecelli etmesini bekleyeceğiz.

Şehidimize Allah'tan rahmet, milliyetçi ve ülkücü camiaya başsağlığı dilerim.

S. Ahmet Arvasi, Hergün gazetesi, 29 Mayıs 1980
Bir Türkmen Ağası ve Bir Türkmen Beyi

Gün Beyi Siyasete Çeken Olay

"... Mesela bir gün İnşaat Mühendisleri Odasının seçimi varmış. Seçimden evvel Gün Sazak arkadaşımız gitmiş, Dahiliye Vekili Menteşoğlu'na demişler ki, Mülkiye'de seçim yapılacak, orada da solcular hakim, hır çıkarıp elimizden alırlar. Vekil "Bütün emniyet teşkilatı tertiplerini almıştır" demiş. Seçim yerine gitmişler. Yüksek mühendisler, içinde 60 yaşında umum müdürler var, 65 yaşında eski müsteşarlar var, bin küsür üye, 350 solcular rey veren var. 700 tane de vermeyen var. Divan da solcu ilan etmiş: "700 reyle biz kazandık". Yok demişler biz size rey vermedik. Hayır verdiniz, yok vermedik. Divandakiler, çıkın öylesye dışarı sayıyoruz demişler ve bunlar çıkmışlar koridorlarda sayılmak üzere. Dev-Gençliler, ellerinde değnekle gelmişler, biz demişler size salonu verdik, koridoru da mı verdik, mektebi basmaya mı geldiniz namussuzlar demişler, yüzlerine de tükürmüşler, haydi bakalım sokağa deyip bunları atmışlar.

Tekrar salona girmek istemişler, salon kapısında iki tane Dev-gençli "Siz dışarı çıktınız içeri giremezsiniz!" deyip, sokmamışla, sokakta kalmışlar. Soğuk da birgün, araba da bulamamışlar, 700 tane yaşlı başlı adam gitmişler DSİ Umum Müdürlüğünün salonunda toplanmışlar ne yapalım diye. "Dahiliye vekili bize garanti verdi, biz burda dayağı yedik, bir tek polis neferi çıkmadı karşımıza" deyip şikayet etmişler, tahkikat yaparız demişler. Adamlar 350 rey aldı 700 ilan ittiler. Bunu tespit edecek Ankara'da bir noter bulmuşlar..."

Yukarıdaki pasaj, Türkmen Ağası Dündar Taşer rahmetlinin Mesele isimli kitabından alınmış olup vefatından çok kısa bir süre önce, 20 Mayıs 1972 günü Mersin Merkez ilçe kongresinde yaptığı konuşmadan bir bölümdür. Olayı anlatan rahmetli Taşer'dir, ama o sadece nakledendi. Olayı bu kadar ayrıntılarıyla dinlediği insan ise Türkmen Beyi, rahmetli Gün Sazak'tır. Çünkü, Dündar Bey rahmetlinin Mersin Merkez ilçe kongresinde yaptığı konuşmadaki bu bölüme konu teşkil eden olayı, Gün Bey rahmetli kendisine naklederken yanlarındaydım. Gün Bey, o güne kadar politika ile fazlaca uğraşmayan bir kişidir. Bir politikacının hem de Türk demokrasi tarihinde oldukça önemli, kişilikli, tanınmış bir politikacının Emin Sazak'ın oğlu olmasına rağmen hayatının uzun bir döneminde politikadan uzak durmayı tercih etmiştir. Bir inşaat şirketinin kurucusu, ortağı, yöneticisidir.

Aslında kendisi ziraat mühendisi olup, fiilen çiftçilik yapan bir kişidir. Yüksel İnşaat şirketi dolayısıyla çok geniş bir inşaat mühendisi çevresi edinmiştir. Şirketinde pek çok inşaat mühendisi çalışmaktadır. Onların vasıtasıyla İnşaat Mühendisleri Odasının seçimiyle ilgilenir ve olaylar yukarıda aldığımız pasajdaki gibi gelişince de, bilmiyorum hangi vasıtayla, kimin aracılığıyla ona gelir, Dündar Beyi bulur ve olayı anlatır.

İşte, Dündar Beyin Mersin'de "naklettiği" olay, Gün Beyin kendisine anlattığıdır. İşte, bu olay Türkmen Ağasıyla, Türkmen Beyini buluşturan vesile olmuştur. Bu buluşmadır ki, Gün Beyin siyasî hayatını başlatmıştır.
İlk Buluşma

Ben Gün Beyi ilk defa, işte bu buluşma sebebiyle tanıdım. Bir gün Meşrutiyet caddesinde "Kübitem" adını verdiğimiz ve rahmetli Taşer'in devamlı oturduğu büronun kapısı çalındı ve içeriye telaşlı, sıkıntılı, öfkeli bir adam girdi. Bu Gün Beydi.

Ben, Gün Beyi bundan sonraki yıllar içinde belki ancak birkaç defa bu halde gördüm. Daima rahat, sakin ve kolay kolay sinirlenmeyen bir insandı. Ama ilk gördüğümde, hayatında sayılı olan bir ruh hali içindeydi. Çünkü, kongreden geliyordu ve zamanın İçişleri Bakanına kızmıştı, komünistlere öfkelenmişti ve olup biteni aklı hayali almıyordu; "nasıl olurdu da 700 kişinin elinden 350 kişi kongre alır?" diyordu... İşte böyle diyen, bunları düşünen, olup bitene kızan bir adam giriyordu, "Kübitem"in kapısından.

Aynı adam, öfkeli, sıkıntılı, sinirli girdiği kapıdan gayet rahatlamış olarak çıktı; çünkü, içerde rahmetli Taşer'le başbaşa verip, ne kadar sürdüğünü şimdi hatırlayamayacağım bir konuşma, görüşme, sohbet yapmışlardı. Rahmetli Taşer'in o sakin, telaşsız, ölçülü, mantıklı haliyle yaptığı konuşma onu öylesine etkilemişti ki, sadece o gün için rahatlatmakla, sakinleşmekle kalmadı, kendisini giderek milliyetçi hareket saflarında buldu.

Gün Beyin Taşer'in gıyabında onunla ilgili olarak söylediği sözlerin şahidi oldum. Taşer'i çok sever, büyü bir saygı ve hayranlık duyardı. Kendisinin MHP'li oluşunu bir tek sebebe bağlardı: Taşer'le tanışmasına, o kongre sonrası çare aramak ve dert yanmak amacıyla Taşer'le buluşmasına... Taşer'in kendisini çok etkilediğini söylerdi. Kübitem'deki bu ilk buluşmadan sonra Taşer'le Sazak sık sık bir araya geldiler. Yine ya Kübitem'de buluşuyorlardı, ya da Taşer'in ikinci adresi gibi olan Bulvar Palas'ta...

Bir iki kere de partinin genel merkezine geldiğini hatırlıyorum. Bu sıralarda, Gün Beyle ilgili olarak hatırladığım bir husus da geçirdiği bir trafik kazasıdır. O zaman partiye kaydını yaptırmış mıydı, yaptırmamış mıydı bilmiyorum; ama uzun süre yattığını ve daha da uzun bir süre boynuna kırıkla ilgili olarak geçirilmiş bir aletle dolaştığını hatırlıyorum. Hatta, bir-iki kere de evinde ziyarete giderek "geçmiş olsun" demiştik. İşte, o ziyaretlerimden birinde, uzun uzun konuşma fırsatı elde edince Gün Beyi daha yakın olarak ve bazı belirgin özellikleriyle tanıma fırsatı buldum.

Sanki kazayı geçiren kendisi değildi; "geçmiş olsun" deyince bir arkasına bakıp "kime söylediniz, bana mı, ha teşekkür ederim" demediği kalıyordu. O kadar rahat, hayatı o kadar umursamaz bir insanı az gördüm. Hayat dolu ve espriliydi. Boynunda o kendisini çok rahatsız ettiğini bildiğim acayip alet olduğu halde, hiç farkında değilmiş gibi neşeyle konuşuyor, gülüyordu. Çok rahat ve kendinden emin, tavizsiz kişiliği hemen belli oluyordu. Kendisiyle ilgili hiçbir endişesi olmayan, ama sadece memleketi, vatanı, milleti düşünen "götürmek istendiğimzi uçurumdan nasıl kurtuluruz?" diye dertlenen bir insan... Komünizmin gelişmesini ve bu haliyle giderse memleketin hali ne olur endişesini taşıyan bir vatansever... İşte, Gün Beyle ilgili ilk intibalarım bunlardı. Sonra partiye girdi, Genel İdare Kurulu üyesi oldu, Genel Başkan Yardımcısı, Gümrük ve Tekel Bakanı oldu. Kahpe kurşunla şehit edildikten sonra kendisiyle ilgili olarak yazılan yazılar içinde bir tanesinin başlığı beni çok etkiledi: "Türkmen Beyi" diyordu bir arkadaşımız onun için. Evet Türkmen Ağası; Dündar Taşer ve
Türkmen Beyi: Gün Sazak.

Niye Türkmen Ağası, Neden Türkmen Beyi?

Ben Türkiye'de köklü ailelerden geldikleri, büyük toprak sahibi oldukları, kendilerine ve ailelerine "ağa" denilebileceği -veya dendiği- halde, bu durum gerek kendileri gerek etrafları için hiç de yadırganmayan iki insan tanıdım. Biri Taşer, biri Sazak. Hatta, Sazak'ın bir karanlık yüzlü gazetenin neşriyatını kasdederek "Evet ağayım ve bundan şeref duyarım" dediğini hatırlıyorum. İnsanın bu sözü bu kadar rahatlıkla söyleyebilmesi meseledir, esas mesele de bunu söyleyecek kadar "ağa" olabilmektir!.. Taşer, Gaziantep'in en iyi, varlıklı, eski ailelerinden birinin mensubuydu. Akrabaları arasında mebusluk, gazetecilik, devlet adamlığı yapmış pek çok kimse vardı. Gaziantep'in girişinde Başpınar adı verilen çok geniş ve değerli bir arazinin sahipleriydiler, aile olarak... Şimdi her ne kadar bu arazi işgalde ve hiçbir maddi faydası ve imkân kalmadıysa da yine, bu binlerce dönüm toprak, adama "ağa" dedirtir herhalde... Ama Dündar Ağa ne yapmıştı? Sağlığında bu toprakların geniş bir bölümünü, hazineye metrekaresini bir liradan verip, organize sanayi bölgesinin kurulmasını sağlamıştı. Yeter ki, Antep böyle bir imkana kavuşsundu, varsın bir lira gibi komik bir miktardan arazisi alınsındı. Burada bu araziyi hazineye verme teklifinin Dündar Beyden geldiğini belirtmek gerekir. Derdi ki, "Ağa verdiğini almaz". Ağa tarifi, ağa düşüncesi buydu. Şimdi gelin karar verin, Dündar Beyin her tarafı ağa olsa ne olur? Hayatında daima iyilik yapmış, kimse için kötü düşünmemiş, kötü konuşmamış, mert, dürüst, feragat ve fedakârlığı had safhada yaşamış bir insan... Ağa bu, Dündar Bey bu... İslahiye'de askerdir, ihtilal öncesidir, hastaneye yatar, apandist ameliyatı olur, apandisti filan olmadığı halde. Sırf Ankara'ya gelebilmek içindir bütün bunlar, çünkü arkadaşları ile kader birliği vardır, yetişmesi lâzımdır... Çok zeki ve espriliydi... Bir gün Sayın Türkeş'le Anayasa Mahkemesinden gelmektedirler, 27 Mayıs tebriği için gidip Genel Merkeze (Yüksel caddesine) dönmektedirler. Rahmetlinin katıla katıla güldüğüne şahit olduk, merak ettik sorduk, o zarif ve esprili haliyle "gülünmez mi ihtilali biz yaptık, şimdi de gittik adamlara sizi tebrik ederiz dedik!" demişti. Ben Taşer'in bir tek gün bile, bir tek kere dahi, MBK üyelerinden herhangi birisinin aleyhine konuştuğunu, yanında da onların aleyhlerine konuşulmasına izin verdiğini hatırlamıyorum. Prensipte onlara karşı olmak başkaydı, bir hesap varsa o hesabı görmek başkaydı, ama şahısların aleyhine konuşmak da ayıptı. Ne yüce bir tavır değil mi? İşte, bu Taşer...

Ya Sazak... Babası Emin Bey merhum, Türk politikasında imzası olan, Türk demokrasi tarihinde yeri olan bir şahıs. Eskişehir'de büyük arazileri var. Toprak reformu kanunu tasarısı Meclise gelir. Emin Bey tasarıya karşı çıkanlar arasındadır. Prensib olarak karşıdır, Türkiye ziraatının bu işe hazır olmadığı iddiasındadır. Reformun başarı getirmeyeceği inancındadır. "Emin Bey kendi topraklarını kurtarmak için reforma karşı çıktı" dedirtmemek için topraklarının bir kısmını köylülere dağıtır ve reformu kendi yapar. Anlatmak istediği, bu işe kendi faydasına değil, memleket faydasına karşı çıktığıdır. Gün Bey, Emin bey rahmetlinin ortanca oğludur. Yiğittir, merttir, dürüsttür, dosttur bütün hayatı boyunca... Hatta, bir anlamda kabadayı adamdır. Mütevazidir. Kimseye eyvallahı yoktur. Pratiktir. Hele hele hayatının MHP saflarında yer aldıktan sonraki dönemindeki davranışları, tavrı, münasebetleri ile sağcısı, solcusu, AP'lisi, CHP'lisi ile herkesin saygısını uyandırmış, hayranlığını kazanmıştı. Bakanlığı sırasında fırsat vermediği, göz açtırmadığı kaçakçılar bile ondan hayranlıkla bahsetmişlerdir. Parti içinde meselelerin çözüm yeri haline gelmişti. Kendi aramızda konuştuğumuz, bir neticeye varamadığımız, Genel Başkana arzetmekten çekindiğimiz meseleler bile ona intikal ettirdiğimizde kaşla göz arasında çözüme kavuşuyordu. Günlerce düşünüp, Genel Başkana nasıl desek dediğimiz bir konuyu, o girip beş dakikada arzedip, çıkıp, "çocuklar tamam bildiğiniz gibi yapın!" deyiverirdi.

Bir Hatıra

Gün Bey, parti dışında da çok geniş bir çevresi olan bir insandı. Gerek ailesinin ve merhum babasının durumu itibarıyla, gerek şirketi dolayısıyla, gerek dost kişiliğiyle geniş bir çevre edinmişti. Partiye girdikten sonra da mesela basın çevrelerinde çok iyi bir intiba bırakmış, kendisini sevdirmişti. Partinin aleyhine kalem oynatmaktan kendisini alamayan pek çok yazar, bir kere bile Gün Beyin aleyhine yazmamışlardı.

Çünkü, o ikili münasebetleriyle, dostluklarıyla bunu imkansız kılmıştı. Bir gün, galiba şehit edilişinden birkaç gün önceydi. Büyük Ankara Otelinin lobisinde karşılaştık. Buraya sık sık gelrdi. Çünkü, gazetecilerin, politikacıların, iş adamlarının uğrak ve buluşma yeriydi. Burada herkesin takıldığı, "Ekselans" adını taktıkları, hayli ilgi çekici bir kişi vardır. Gün Bey, baktım ki, Ekselansla masaya oturmuş, sohbet koyulaşmış. Ekselans diyor ki, "Gün Bey, Cumhurbaşkanlığı seçiminde sizin parti bana oy verecek mi?" Gün Bey ise günün yorgunluğu içinde ve sakin bir köşe bulup oturmanın rahatlığı ile, ekselansa takılmakta, şakalaşmakta... "Ekselans, bizim 18 oyumuz var!...." diyor. Uzun süre masada oturduk, şakalaştık, hatta çeşitli gazetelerden gazeteciler, yazarlar da gelip bu şakalaşmaya katıldılar. Ekselansı Cumhurbaşkanı seçecektik! Hatta Gün Bey Ekselansa bir de mecliste kolduk buldu; "seçilmemiş Adıyaman milletvekili!" diyordu. Her ne ise, bir süre sonra Gün Bey müsaade istedi ve kalktı. Tam giderken, cumhurbaşkanı seçileceğine gerçekten inanmış Ekselans arkasından uzun uzun baktı ve "Şu memlekette bir tek kişi için cumhurbaşkanlığı koltuğundan vazgeçerim, o da Gün Bey!" dedi.

Gün Beyin şehadetini duyunca Ekselans uzun uzun ağlamış, perişan olmuş. Hangimiz olmadık ki?..

Ben elimin yettiği, dilimin döndüğünce Gün Beyi ve onunla ilgili bazı izlenimlerimi, hatıralarımı anlatmaya, daha doğrusu nakletmeye çalıştım.

Bunu yaparken de, şahidi olduğum kadarıyla Taşer, Sazak münasebetini ortaya koymayı yeğledim. Çünkü, her ikisinin de, gerek rahmetli Türkmen Ağasının, gerek rahmetli Türkmen Beyinin kendi hayat çizgileri, Milliyetçi Hareketteki yerleri ve dava ve parti dışı münasebetleri itibariyle birbirlerine benzer pek çok yönleri bulunduğuna inanıyorum. Birincisinin kaybı ikincisinden, ikincisinin ki birincisinden büyük... Mekanları cennet olsun, Allah rahmet eylesin. Genç ömürlerinde şahidi olmadıkları "azametli devlet ideali" bir gün gelir gerçek olursa, ruhları da muazzez olacaktır, şüphesiz...

Şevket Bülent Yahnici

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

BAŞBUĞ DİYORKİ

Ülkücüler, insanlık âlemi içinde ne uşak olmayı, ne de başkalarını uşak olarak kullanmayı kabul etmeyen şerefli bir bayrağın taşıyıcısıdır.
Alpaslan Türkeş -

En Cok OKUNANLAR

Şu anda 150 konuk çevrimiçi