SON DAKİKA

“Yargıya Olan Güven Ağır Yaralanmıştır”

Bu haber 25 Nisan 2014 - 10:59 'de eklendi ve 16 kez görüntülendi.

Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç Anayasa Mahkemesinin kuruluşunun 52. yılı nedeniyle Yüce Divan Salonu’nda düzenlenen törende bomba açıklamalar yaptı.

“YARGIYA OLAN GÜVEN YARA ALMIŞTIR”

Haşim Kılıç, yargıya olan güvenin ağır yara aldığını ifade ederek, iddiaların bir an önce ispat edilmesi gerektiğini söyledi.

AYM yeni üyesi Hasan Tahsin Gökcan’ın yemin törenin ardından Anayasa Mahkemesi’nin 52. Kuruluş Yıl Dönümü töreni gerçekleştirildi. AYM Başkanı Haşim Kılıç, burada yaptığı konuşmada, ”Hukuk devletinin en belirgin özelliği tasarrufların öngörülebilir, açık ve şeffaf olmasıdır. Hukuk devletinin odağında esas itibariyle iktidar gücünün keyfi davranışlarının sınırlandırılması vardır. Bu nedenle kamu gücünü kullananlar da vatandaşlar gibi hukuksal ilkelerle kuşatılmıştır.” şeklinde konuştu. Yargının devletin vicdanı olduğunu kaydeden Kılıç, ”Dün ihlaline uğramış mağdurlarla, bugün aynı ihlalleri yaşayan mağdurların kimliklerinin farklı olması bu bakışımızı asla etkilemeyecektir. Yargıya olan güven ağır yara almıştır.” ifadelerini kullandı.

“AYM’Yİ MİLLİ OLMAMAKLA SUÇLAMAK SIĞ ELEŞTİRİ”

Kılıç, “Amacımız sorun üretmek değil sorun çözmek olmalıdır. Bir eylemin işlemin, siyasi bir belge olan anayasaya göre denetlenmesi nedeniyle ortaya çıkan AYM kararının siyasi sonuçlar doğurması doğaldır. Anayasa Mahkemesi’nin siyasi amaçlarla hareket ettiğini söylemek ya da milli olmamakla suçlamak sığ eleştiriler” dedi.

“BU İDDİANIN ADI VİCDAN YOLSUZLUĞUDUR”

Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, yargı içinde paralel yapılanma olduğu iddialarına sert yanıt verdi. Anayasa Mahkemesi’nin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, TBMM Başkanı Cemil Çiçek ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın katıldığı kuruluş yıldönümü töreninde konuşan Kılıç, iddiaları “vicdan yolsuzluğu” olarak niteledi.

Haşim Kılıç, konuşmasının “paralel yargı” iddialarına değindiği kısmında “Bu kez farklı renkte yeni bir vesayet sisteminin oluşmasına tanık olduk. Kimse bu yeni oluşumun günahından kendisini soyutlamaya kalkışmasın. Tarih olanları kaydediyor. Bunları konuşmak gerçekleri iftira etmek ve cesaretle çözüm yolları bulmak zorundayız. Yargı milletin iradesine tuzak kurulacak yer değildir ve olmamalıdır. Son dönemde yargı bu konuyla ilgili olarak paralel devlet ya da çete diye nitelendirilen çok vahim çok ciddi ve çok ağır bir suçlama ile karşı karşıyadır. Bu suçlama üzerinde yapışıp kaldığı sürece yargının ayakta kalması mümkün değildir. Bugün itibariyle bırakınız ceza davalarını en basit alacak davaları bile tartışamaya açılmış ve yargıya olan güven ağır yara almıştır.” dedi.

Başta yargı ve yürütme organları olmak üzere herkesin bu iddialarla ilgili bilgi, belge ve delilleri zaman geçirmeden ortaya koymak zorunda olduğunu vurgulayan Kılıç, şöyle devam etti: ”Gerek yargıda gerekse yürütme organı içinde var olduğu iddia edilen bu kişilerin başka illere tayin edilerek ya da yerleri değiştirilerek sorunlar çözmenin anlamsızlığı açıktır. Söz konusu iddiaların yargı kurumlarında psikolojik travma yarattığı, delil bilgi ve belgeye dayanmayan ihbar mektuplarının hüküm icra ettiği, hakim ve savcılar arasında önemli ayrışmalara ve bölünmelere sebep olduğu hepimizn saklayamayacağı bir gerçektir. Böyle bir bölünmenin, ayrışmanın hukuk güvenliği ve adaletin sonunu getireceği yargıda yaşadığımız olaylar bizlere açıkça göstermektedir. Yargının bu ağrı ile yaşaması mümkün değildir. İddia edilen kayıt dışı yapılanma yargı mensupları arasında korku endişe ve gelecekle ilgili belirisizklerin doğmasına aralarında olması gereken mesleki ilişkilerin çok olumsuz etkilenmesine yol açmaktadır. Görevi maddi gerçekleri ortaya çıkarmak olan yargının karşı karşıya kaldığı bu iddianın adı vicdan yolsuzluğudur. Bunun için yapılması gereken açıktır. Hukuk devletine yakışan yöntemler uygulanmak suretiyle gerçekliğinin ispat edilmesi halinde faillerine bir saniye bile beklenmeden gerekli yaptırım uygulanmalıdır. Hakim ve savcılarımızın ayakta kalması için buna mecburuz. Demokratik hukuk devletlerinde tehdit ederek, korkutarak sorunların çözüldüğüne ilişkin örnekleri göremezsiniz.”

“YENİ BİR VESAYET SİSTEMİNİN OLUŞMASINA TANIK OLDUK”

Başkan Haşim Kılıç, 2010 yılında yapılan Anayasa değişikliği ile yargı organları üzerinde oluşan vesayetçi anlayışların ortadan kaldırılması için cesaretli adımların atıldığını kaydederek, ‘‘Bu kez, farklı renkte yeni bir vesayet sistemin oluşmasına tanık olduk. Kimse bu yeni oluşumun günahından kendini soyutlamaya çalışmasın.’’ şeklinde konuştu.

Anayasa Mahkemesi yeni üyesi Hasan Tahsin Gökcan’ın yemin törenin ardından Anayasa Mahkemesi’nin 52. kuruluş yıldönümü töreni gerçekleştirildi. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün yanı sıra TBMM Başkanı Cemil Çiçek, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun katıldığı törende konuşan AYM Başkanı Haşim Kılıç, adalete ulaşmak için sisteme dahil olan unsurların ahenk içinde birbirini engellememesi gerektiğini vurgulayarak ‘‘Haklı bir neden olmaksızın, kamu yararı gözetilmeden, siyasal amaçları gerçekleştirmek düşüncesiyle yazılı hukuk kurallarında çok sık aralıklarla yapılan değişiklerin, toplumda hukuk güvenliğini sağlayabileceğinden bahsedilemez’’ ifadelerini kullandı. Kılıç, ekonomik, siyasi, sosyal ve kültürel hayatı alt üst edecek yasal düzenlemelerin öngörülebilir olmamasının bireylerin hukuka olan güvenin tükenmesine neden olacağını da savundu.

“YARGIYA OLAN GÜVEN AĞIR YARALANMIŞTIR”

Hukuk devletinin temel direğinin yargı olduğunu sözlerine ekleyen AYM Başkanı Kılıç, ‘‘Hukuk devletinin en belirgin özelliği tasarrufların öngörülebilir, açık ve şeffaf olmasıdır. Hukuk devletinin odağında esas itibariyle iktidar gücünün keyfi davranışlarının sınırlandırılması vardır. Bu nedenle kamu gücünü kullananlar da vatandaşlar gibi hukuksal ilkelerle kuşatılmıştır.’’ şeklinde konuştu. Yargının devletin vicdanı olduğunu kaydeden Kılıç, ‘‘Dün ihlaline uğramış mağdurlarla, bugün aynı ihlalleri yaşayan mağdurların kimliklerinin farklı olması, bu bakışımızı asla etkilemeyecektir. Yargıya olan güven ağır yaralamıştır.’’ ifadelerini kullandı.

“YARGI, HER ZAMAN ELE GEÇİRİLMESİ GEREKEN BİR KALE GÖRÜLDÜ”

Kamu gücünü etkili bir şekilde kullanan yargının siyasi ve ideolojik yapılanmaların hedefinde her zaman ‘ele geçirilmesi gereken bir kale’ olarak görüldüğünü kaydeden Kılıç, ‘‘Ele geçirenler de de kendi vesayet sistemini dayatmanın çabasına düşmüştür. Kaleyi ele geçiremeyenler ise, yargının bağımsızlığın ve tarafsızlığının ne kadar hayati bir öneme sahip olduğunu söyleyip durmuşlardır.’’ dedi. Kaleyi işgal edenlerin de yargıyı siyasi düşüncelerine ya da rakiplerinden intikam alma aracı olarak kullandıklarını ifade eden Haşim Kılıç, ‘‘Bu anlayış ve işgalden kurtulmadıkça bağımsız ve tarafsız bir yargının oluşması hayaldir’’ değerlendirmesinde bulundu.

“TARİH OLANLARI KAYDEDİYOR”

2010 yılında yapılan Anayasa değişikliği ile yargı organları üzerinde oluşan vesayetçi anlayışların ortadan kaldırılması için cesaretli adımların atıldığını kaydeden Haşim Kılıç, ‘‘Bu kez, farklı renkte yeni bir vesayet sisteminin oluşmasına tanık olduk. Kimse bu yeni oluşumun günahından kendini soyutlamaya çalışmasın. Tarih olanları kaydediyor. Bunları konuşmak, gerçekleri itiraf etmek ve cesaretle çözüm yolları bulmak zorundayız’’ şeklinde konuştu.

“YANLIŞLAR TARAF OLMANIN GÜÇLENDİRDİĞİ İNATÇILIKLA SAVUNULUYOR”

Anayasa Mahkemesi (AYM) Başkanı Haşim Kılıç, toplumda kaygı verici bir kutuplaşmaya bağlı gerginliğin olduğunu ifade ederek, ”Yaşanan gerilim insanlarımızı taraf olmaya zorlamakta, söylenenler yanlış da olsa, taraf olmanın güçlendirdiği inatçılıkla düşünceler savunulmaya çalışılmaktadır.” dedi.

Anayasa Mahkemesi Başkanı Kılıç, bireysel başvuru konusunda yaptığı değerlendirmede ‘‘Son yıllarda yargı alanında yaşananların toplumda yarattığı güvensizlik ve olumsuzluklar, Anayasa Mahkemesinin adeta bir temyiz makamı gibi algılanmasına yol açmış, umut haline gelen bireysel başvuru yolunu kullananların sayısı çok büyük rakamlara ulaşmıştır. Esasen tutuksuz yargılanmanın kural, tutuklamanın istisna olduğu bir sistem yerine, uzun tutukluluğun asıl, tutuksuz yargılanmanın ise istisna olduğu bir yargı sürecini yaşıyoruz. Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvuruların % 70’inin adil yargılanma konusundaki şikâyetler olduğu gözetildiğinde, yargı organlarımızın topluma sunduğu adaletin hangi düzeyde olduğunu sorgulamak zorundayız.’’ ifadelerine yer verdi.

”YAŞANAN GERİLİM İNSANLARI TARAF OLMAYA ZORLUYOR”

Amaçlarının, idarenin ve yargı organlarının sebep olduğu hak ihlallerini incelerken, temel hak ve özgürlüklerle ilgili evrensel standartların ülkemizde benimsenmesini sağlamak suretiyle Anayasa Mahkemesinin “etkin bir denetim” yaptığı inancını topluma yerleştirmek olduğunu kaydeden Kılıç, ”Son yıllarda birey ve toplum olarak, yaşanan sorunlarla ilgili en masum çözüm önerilerini, düşünce ve görüşleri derhal siyasi bir süzgeçten geçirdikten sonra kabul veya reddeder hale geldik. Bu yaklaşım toplumun aşırı siyasallaşmasına, kutuplaşmasına ve kaygı verici bir gerilimin yaşanmasına yol açıyor. Yaşanan gerilim insanlarımızı taraf olmaya zorlamakta, söylenenler yanlış da olsa, taraf olmanın güçlendirdiği inatçılıkla düşünceler savunulmaya çalışılmaktadır. Sorunlara veya önerilen çözümlere tepkisel tavırlarla meydan okumak, taraftar bağlılığını güçlendirmekte ise de insanların biraraya gelme, diyalog ve uzlaşma iradelerini zayıflatmaktadır.” şeklinde konuştu.

”YAŞANAN GERİLİM, DUYGUSAL BİR KOPUŞA YOL AÇTI”

Yaşanan gerilimlere kim sebep olursa olsun, bu ortamda gelişen kin ve nefret söyleminin farklı düşünce ve inanç sahipleri arasında “duygusal bir kopuş”a yol açtığığını ifade eden Haşim Kılıç, ”Kalp ve gönül dünyasını ilgilendiren bu duygulardaki ayrışmaların, birlikte yaşama irademiz üzerinde olumsuz sonuçlar doğuracağını söylemek yanlış olmayacaktır. Bu olumsuz sonuçlar siyaset, kültür, inanç, sanat, spor ve buna benzer etkinliklerde, farklı kesimlerin bir arada yaşamaları için gerekli olan ‘buluşma alanlarını’ yok etmektedir.” dedi.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.