Asikurtlar©

Yalancı Baharın “Yeni” Çiçekleri!

Yalancı Baharın “Yeni” Çiçekleri!
15 Haziran 2016 - 12:06 'de eklendi ve 4163 kez görüntülendi.

 

 

 

Günlük köşe yazısı yazmaya başladığım 2010 yılının 3 Mayıs’ından beri sürekli olarak kadife devrim atmosferinin gün gelip MHP’yi de etkisi altına alabileceği kaygısını taşıdım.
Hatta bu yönde eğilimi olan ilk MHP’lilerden biri olarak gördüğüm Prof. Vedat Bilgin’i, bir e-posta ile Hollanda’da katılacağı bir toplantıya verilen “Türk Baharı” ismine itiraz etmesini veya protesto ederek orayı terk etmesini tavsiye ettim.

Cem Özdemir tipindeki Yeşillerin ve Hıristiyan Demokratların meşrebine uygun bir toplantıydı. İsmi de alçaltıcıydı.
Hiç kimsenin Türkiye Cumhuriyeti rejimini, Doğu Avrupa’nın veya Ortadoğu’nun “bahar gerektiren” diktatörlükleriyle yan yana koyarak ateş etmeye hakkı yoktu.
Vedat hoca ne yazık ki bu toplantıya bu isimle katıldı ve mektubuma da cevap vermedi.
Sonra da benzer sebeplerle MHP’deki görevinden azledildi. Şu anda MHP Genel Merkezindeki odasında kim oturuyor diye merak ederseniz Ramazan’dan sonra bir çayımı içmeye geldiğinizde merakınızı gidermek benim için bir şeref olacaktır.
“Bahar” harekâtı, CIA’nın Sovyetler Birliğini ve Doğu blokunu dağıtırken başarıyla uyguladığı bir psikolojik savaş hamlesiydi.

Tarihte “bahar” kelimesine hiç bu kadar kötü bir anlam yüklenmemişti. Yeni bir başlangıcı ifade eden yeşillenme, hiç bu kadar aldatıcı, kazıkçı ve sinsi bir anlamda kullanılmamıştı.
Türkiye NATO üyesi olduğu için açıktan “Türk Baharı” adı verilemeyen bizdeki operasyon, demokrasi ve açık toplum adına devletle birlikte milli direncin azaltılması amacını taşıyordu.
ABD, açık bir saldırı karşısında “NATO’da kriz çıkabilir veya Türk vetosuyla NATO bloke edilebilir” endişesiyle TSK’yı oyun dışı bırakmaya çalışmış, bunun için de cemaat kadrolarını kullanmıştı.
Böylece BOP sürecinde, TSK’nın, uzmanlık gerektiren derin istihbâri analizlerle dış politikayı tanzim etme hürriyeti ortadan kaldırılacaktı.

ABD’nin asıl hedefi de “Eski Türkiye”yi doğuran şartları unutturmak, 1915’le 1923 arasındaki Türk Tarihini silmek, Türk ordusunun milli direnç kaynağı olan Atatürk’ü ve Kurtuluş Savaşını yok etmekti.
Zaten Lozan’ı tanımamış olan ABD, bu amaçla Türkiye Cumhuriyeti muhalifleriyle işbirliği yapmış ve Cemaatten Ermenilere, AKP’den PKK’ya, Liberallerden Marksistlere kadar bütün rejim muhalifi grupları meşreplerine göre tertip ederek kullanmıştır.

“Bahar” ve “yeni” kelimelerinin “gazozdaki uyku ilacı” gibi servis edildiği yeni dünya düzeni sürecinde “Milliyetçilik” daha önce hiç olmadığı kadar namus yüklü bir anlam kazanmıştır.
Sinsice yürütülen emperyalist hücumlar karşısında Milliyetçilik, bugün insan olmanın ve insan olarak yaşamanın birinci öncülü haline gelmiştir. İşte bu yüzden de Milliyetçi Hareket’in başına bu aldatıcı “yeni” sıfatı hiç gelmemiştir, asla da gelmemelidir.

“Arap Baharı” Kaddafi’ye çiçek dalı olarak mı yoksa vahşi bir linç olarak mı geldi?
Milyonlarca Suriyeli’yi canından, malından ve yurdundan eden bir iklime bahar denilebilir mi?
Bu bahar iyi bir şey ise Suudilere, Körfez şeyhlerine, İsrail’e neden hiç bahar gelmiyor?
Demokrasi kültürünün olmadığı bir ülkeye Soros parasıyla yağdırılmış STK yağmurlarıyla baharı getirdiğiniz zaman, çiçek dalı yerine kazma sapı görmeye razı olmanız gerekiyor.
Türkiye Cumhuriyeti, bir Saddam rejimi olsaydı, rejimle bütünleşmiş heykellerin, okulların, kamu binalarının yakılmasına, bu kadar kızmazdık belki!..

Esad rejimi olsa, elimizden kaçanın komşuya sığınmasına, evimize bomba konulmasına, dünkü dostların karşımıza geçmesine, bize kazık atmasına da üzülmeyebilirdik.
Kaddafi olsaydık, yolumuzun kesilmesine, sırtımıza binilmesine, çocuklarımızın derdest edilmesine, nihayet boynumuzun kırılmasına o kadar bozulmazdık!

Ama bu hazıra konmuşluk, bu nankörlük, bu mirasyedilik karşısında ölümüne öfkeliyiz.
Biz, bize düşmanlık edenlere bile koruma sağlarken bayram günü şehitler veren bir milletiz!..
“Kürtler… Kürt sorunu!.. İnsan hakları… Azınlık hakları…” Bunlar CIA’nın turuncu devrimlerde kullandığı kulağa hoş gelen kavramlardır.

Oysa Türkiye’de hiçbir hukuk belgesinde Müslüman azınlık yoktur. Hiçbir zaman da olmamıştır.
“Yeni RP” yani AKP, olmayan bir sorunu yoktan var ederek, devletin çelik çekirdeğini parçalamak için İmralı’yı ve Kandil’i kullanmıştır.
Kıblesini Ankara’dan Dersim’e çevirmiş olan “Yeni CHP” Apo’nun CIA ajanı Avukatının izinde siyaset yaparken günden güne PKK’yla daha da yakınlaşmıştır.
Kadife Devrimin kanlı manivelası “Yeni HDP” kanla beslenen bir sülük gibi günden güne palazlanmıştır.
Demek ki “Yeni” kelimesi her yerde ve her zaman makbul olmayı ifade etmemektedir.
Bu yalancı bahar ortamında “Yeni MHP” arayışıyla yola çıkmak, Milliyetçi Harekete çok büyük zararlar verecektir.

Şükrü Alnıaçık

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER