SON DAKİKA

Trump Ve Almanya

Gündem Yazıları

BEDAVA ÜLKÜCÜLÜK

Gündem Yazıları

KADER MAHKÛMLARINA AF

KÖŞE YAZILARI

Yalan, talan ve ihanete çürüme de eklendi

Bu haber 08 Aralık 2014 - 19:50 'de eklendi ve 30 kez görüntülendi.

Son ayına girdiğiniz 2014 yılı, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en önemli yıkım süreci olmuştur. Ülkenin varlığı ve birliği hiç bu kadar ağır bir tehdit altında kalmamıştı. Bu tehdit artık ete-kemiğe bürünmüş Türkiye bir çözülme sürecine sokulmuştur. İktidar gücünü elinde bulunduranlar her imkanı son sınırına kadar kullanarak, Türk milletini uyuşturup, yalanı, talanı ve ihaneti normal ve legal bir hale getirmişler ve yaygınlaştırmışlardır. Bölünmek için şeref masaları kuran, dünya çapında yolsuzluk ve rüşvet iddiasına muhatap olan bir partinin, hala vatandaştan yeteri kadar oy alabilmesinin akıl, vicdan ve iman ölçüleri içinde izahı mümkün değildir. Bu durum toplumsal çürümenin, milli ve manevi değerlerin yok edilmesinin ne kadar hızlı ve yaygın olduğunun ispatıdır. AKP ile geçen 12 yılın özeti yalan, talan, ihanet ve çürümedir.
İntihar
Daha önce defalarca ortaya koyduğumuz gibi, Türk milleti AKP’ye üçüncü defa tek başına iktidar vererek intihar etmiştir. Geldiğimiz nokta ortadadır. Gerilmiş, ayrışmış, ümidimizi ve heyecanımızı yitirmiş, bölünme noktasına sürüklenmiş ve bütün değerlerimizi yok etmiş bir durumdayız. İhanet her yanı sarmış, sınırlar çizilmiş ve bizzat zamanın başbakanı, şimdinin cumhurbaşkanı tarafından ihanetin adı bile konulmuştur. Yalan değişmez ve geçerli bir politika haline gelmiş, talan ayakkabı kutularından fışkırmış, kamyonlarla taşındığı halde sıfırlanamamış, ülkenin itibarı ayaklar serilmiştir. Bu noktaya AKP’nin yanlı, yanlış, teslimiyetçi, duruma göre vaziyet alan ve kendi menfaatlerini her şeyin üzerinde tutan politikaları sonucu gelinmiştir. Bunun böyle olacağı, önceki dönemlerde belli olduğu halde, Türk milletinin bir defa daha iktidar vermesi çok ağır ve acı sonuçlar doğurmuştur ki, bunun intihardan başka izahı yoktur.
Devlet yok
Türkiye Cumhuriyeti’nin bugünkü karanlığı yaşamasının altında, AKP’nin karanlık zihniyetini hazmettire hazmettire hayata geçirmesi vardır. 2010 referandumu hazmettirilen yanlışlardan biridir. Bu referandumla Cumhuriyeti dönüştürmüş ve devleti tamamen ele geçirmişlerdir. Daha sonra cemaatle aralarında çıkan menfaat kavgası, bu durumu değiştirmediği gibi, yeni bir gerekçe yapılmıştır. İki dilin fiili olarak hayata geçirilmesi, belli bölgelerde bayrak olarak paçavraların sallanması, devletin geri çekilmesi ve son olarak iki millet oluşturup bölünmeye gitme operasyonlarının altında hep devleti ele geçirmiş olmanın rahatlığı vardır. 2010 referandumunda ve sonrasında yapılan genel seçimlerde, Türk milletinin “bu ülke bölünsün mü, bölünmesin mi?” kararı vereceğini gücümüzün yettiği kadar anlatmaya çalıştık. Bütün bu ihanet süreci üçüncü iktidar döneminde sonra hız kazanmıştır. Ne yazık ki, yeteri kadar anlatamadık ve AKP’ye yol vermenin nelere yol açtığını içimiz sızlayarak görüyoruz. Milletten aldıkları son yetkiyle devleti yargı da dahil olmak üzere, devlet yapan bütün kurumları yerle bir edip, tek parti düzeni ve buna bağlı bir vesayet sistemi kurdular. Bunun sonucu rahat rahat ülkenin bölünmesini şeref masalarında pazarlık konusu yapıyorlar, dünya tarihinin gördüğü en büyük yolsuzluk ve rüşvet iddialarının üzerini kapatıp, kaçak saraylarda saltanat sürüyorlar.
Bıçak sırtındayız
Önümüzdeki dönemin çok daha zor ve sıkıntılı geçeceği kesindir. Zorlukların kaynağı, sıkıntıların sebebi yıllardır katlanarak gelen ve artık bedel ödeten yanlışlardır. Bu yanlışların daha fazla sürdürülemeyeceği ve artık bir patlama noktasına ulaştığı, aklı eren, gözü gören, ülke ve dünya gerçeklerinden haberi olan herkesin üzerinde ittifak ettiği bir gerçektir. Nitekim, ekonomiden dış politikaya, terörden günlük gelişmelere kadar her alanda bıçak sırtındayız. Ümidi kırılmış, birlik ve bütünlüğü dinamitlenmiş, cephelere ayrılmış, etrafı kuşatılmış, yalan, talan ve ihanetin girdabında debelenen bir durumdayız. İçeride ve dışarıda birbirine paralel bir süreç götürülüyor. Milli devlet, üniter yapı ağır bir saldırı altındadır. “Demokratik, laik, sosyal hukuk devleti” ilkesi sadece kağıt üzerinde kaldı.
Dışarıdaki vahamet
İçeride durum böyle de, dışarısı çok mu farklı? Sıfır sorun parolası ile çıkılan yolda komşularımızın hemen hemen tümüyle kavgalı hale geldik. Güçler dengesi istisnasız her alanda, ama özellikle Ortadoğu’da Türkiye’nin aleyhine gelişti. Akdeniz’deki varlığımız ciddi biçimde tehlikeye düştü. BOP ve ABD’nin menfaatlerini önceliğine alan politikalar yeni düşmanlar üretmekle kalmadı, Türkiye’yi dışlayan yeni dengeler de ortaya çıkardı. İran bölgedeki etkinliği daha da arttı. Türkiye bütün dünyada, özellikle kendi bölgesinde büyük bir yalnızlığın içine gömüldü. İçi boş övünmeler, kendi kendimize ilan ettiğimiz, ancak hiç kimsenin itibar göstermediği roller, ne yazık ki alay konusu oluyor. AKP’yi fırsat sayanlar, Türkiye üzerindeki baskılarını daha da arttırıyorlar. Görünen tek şey, kaybeden, zarar gören, dışlanan tek ülkenin Türkiye olduğu gerçeğidir.
İsrail ve Rumlar memnun
Davos tiyatrosunun ne sonuçlar doğurduğunu, bu süreçte neler söylendiğini, ama ne yapıldığını ibretle izledik. İsrail, Arap baharı ile taçlandırılan bu tiyatro sayesinde bütün yüklerinden, üzerindeki bütün tehditlerden kurtuldu. Tarihinde hiç olmadığı kadar rahat ve güvende. Hala bu tiyatroyu sürdürüyor ve milletin buna inanmasını bekliyorlar. İsrail’e özür diletecektik. Akdeniz’de seyrüsefer güvenliği sağlayacaktık. Rumların kendi başlarına petrol aramalarına izin vermeyecek ve ağırlık koyacaktık. Bugün Rumlar İsrail’le iş birliği içinde Akdeniz’i babalarının çiftliği gibi kullanıyorlar ve biz sadece seyrediyoruz. Başbakanın Atina ziyareti bu durumun tescil edilmesinden başka bir sonuç doğurmamıştır.

Orhan Karataş

Orhan Karatasorhan@asikurtlar.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.