SON DAKİKA

Ahhhh Fırat’ım !

Gündem Yazıları

YA AFRİN YIKILSIN, YADA TERÖRİSTLER YAKILSIN

Bu haber 21 Ocak 2018 - 15:58 'de eklendi ve 3.034 kez görüntülendi.

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli, “Terör örgütü PYD/PKK’ya, Afrin’in tabut, arkasından sırayı alacak Münbiç’in mezar olması yegane ve sonuna kadar desteklediğimiz milli hedeftir” dedi. Bahçeli, “ABD’nin operasyonel ortağının kökü kazınmalıdır. Suriye Demokratik Güçleri çatısı altında kamufle edilen PYD/YPG’nin hesabı görülmeli, defteri dürülmeli, şehitlerimizin aziz ruhları şad edilmelidir. Bunun başka yolu kalmamıştır. Ya Afrin yıkılsın ya da teröristler yakılsın. Yaistiklal ya ölüm, ya zafer ya da son nefere, son nefese kadar şehadet” açıklaması yaptı. Bahçeli, “Bilinsin ki, Kerkük’e 5 bin bozkurt ile gidecek kadar gemileri yakan Milliyetçi-Ülkücü Hareket, yeri gelirse, ihtiyaç hasıl olursa ‘Ha ekmeğini yediğim ha kefenini giydiğim ülkem’ diyerek binlerce gönüllüsüyle Türkiye’nin kudretini teşkil için Afrin’in boğazına çökecektir” dedi.

Partisinin Ankara Kızılcahamam’da gerçekleştirilen Merkez Yönetim Kurulu, Merkez Disiplin Kurulu ve TBMM Grubu ortak toplantısı kapanış oturumunun ardından basın toplantısı düzenleyen Bahçeli, Türkiye ve dünya gündemiyle ilgili önemli mesajlar verdi.

Sözlerine, ”19-20-21 Ocak tarihlerinde Kızılcahamam Patalya Otel’de gerçekleştirdiğimiz Milletvekilleri-Merkez Yönetim Kurulu ve Merkez Disiplin Kurulu üyelerinin iştirak ettiği ortak toplantı sürecinin son günündeyiz.

Bu kapsamda gelişmeleri değerlendirmek maksadıyla düzenlediğimiz bugünkü basın toplantımıza geçmeden evvel sizleri gönülden ve en iyi dileklerimle selamlıyorum.

Ekranları başındaki aziz vatandaşlarımıza hürmet ve muhabbetlerimi sunuyor, her birine huzur ve esenlikler diliyorum” diyerek başlayan Bahçeli, ”Sözlerimin bu aşamasında, 17 Ocak 2018’de Isparta’nın Yalvaç ilçesinde yaşanan elim uçak kazasından duyduğum üzüntüyü dile getirmek istiyorum.

Eskişehir 1’nci Ana Jet Üs Komutanlığı’ndan havalanan CASA tipi bir askeri nakliye uçağı kalkışından bir süre sonra elverişsiz hava şartlarından dolayı düşmüş, maalesef üç evladımız şehit olmuştur.

Bu vesileyle şehitlerimize Allah’tan rahmet niyaz ediyor, ailelerine, milletimize, silah ve mesai arkadaşlarına başsağlığı dileklerimi iletiyorum.

Ayrıca dün Ankara’dan Bursa’ya seyahat halinde bulunan bir tur otobüsünün Eskişehir çıkışında yaptığı feci kaza 13 kişinin hayatını kaybetmesine, 42 kişinin de yaralanmasına neden olmuştur.

Bu trajik kazada can veren kardeşlerimize Allah’tan rahmet, ailelerine sabır ve başsağlığı diliyorum. Yaralılara ise acil şifalar temenni ediyorum” açıklaması yaptı.

”ECDADIMIZIN YADİGÂRLARI EMANETİMİZDEDİR”

Bahçeli, şunları söyledi: ”Milliyetçi Hareket Partisi ülke gündemini, bölgesel konuları, küresel meseleleri dikkat ve titizlikle takip ve tahlil eden 49 yıllık milli çınar, göz kamaştıran millet cevheridir.

Üç Hilal, marka değeri çok fazla, mana çıtası çok yüksek, millilik vasfı çok ileri, hatıra ve haysiyetiyle Türk siyasetinin itibar ve iftihar simgesidir.

Ecdadımızın yadigârları emanetimizdedir.

Milli arzulara ulaşma gayesi emin ve ehil yüreklerin güvencesindedir.

Bizim için siyaset ilkel çıkarların savaştığı, ilkesiz çıkarcıların yarıştığı, çarpık fikirlerin karşılaştığı kaotik bir alan değildir.

Bizim için siyaset ilk zorlukta nefesi tükenenlerin, ilk zaferde nefsi yükselenlerin merkezi ve meşgalesi hiç değildir.

Siyaset, millete samimiyetle hizmetin, ülke ve ülkülere safiyetle hizmetkârlığın demokratik ve meşru bir fırsatıdır.

Bizim yaptığımız da, yapacağımız da budur.

Bizim davamız hak davasıdır, hakikat davasıdır, millet davasıdır, ezcümle Türk-İslam davasıdır, elbette kutludur, kutsaldır, Milliyetçi-Ülkücü ömürlerin kutup başıdır.

Davası olanın derdi vardır, idealleri vardır, iddiaları vardır, hayalleri vardır.

Davası bulunanın afrası, tafrası, havası, cakası, kuru gürültüsü görülmeyecek, duyulmayacaktır.

Dava adamı merttir, merhametlidir, metanetlidir, ruhen muvazeneli, fikren muteber, ahlaken muazzez seviyededir.

Her türbülansta telaşlanan, her saldırıda sığınacak yer arayan, sağı solu kolaçan edip suya sabuna dokunmayan, riske girmeyen, elini taşın altına koymayan, sadakati yalnızca sözde kalan kişilerin bir davaya yürekten bağlanması, çevresine ve tarihin çehresine güven vermesi izan ve ihtimal dışıdır.

Bunları tecrübe ede ede yaşadık, yaşamaya devam ediyoruz.

Bu kapsamdaki şahısların hüviyet ve hedeflerini de biliyoruz.

Bakarsınız, konuşurken mangalda kül bırakmazlar.

Hamakat gediğini hamaset yamasıyla kapatmaya uğraşırlar.

Müphem hatıralarını, ucuz hikâyelerini anlata anlata bitiremezler.

Ancak iş ciddiye bindi mi, sıkıyı gördüler mi, sıra emek vermeye, ter akıtmaya geldi mi anında araziye uyarlar, ya da bir bahaneyle konuşlandıkları karanlıktan kovusunu yaptıkları aydınlığı taşlamaya başlarlar.

Bunlar aslında hep kendilerine çalışmışlar, hep kendilerini parlatmanın hevesinde olmuşlardır.

Lafları büyük, aidiyet ve ahlakları çok küçüktür.

”HİÇ KİMSE DAVADAN BÜYÜK, DAVADAN MÜHİM DEĞİLDİR”

Nefsani tutkularından, bireysel hırslarından dolayı gözü kararan, varlıklarını dünyanın ve davanın merkezi sayan, buna rağmen uzun bir süre kendilerini saklamayı başarmış çürükler hamd olsun yürüyüşümüze engel olamamışlardır.

Hiç kimse davadan büyük, davadan mühim değildir.

Hiç kimsenin, varlığını davanın önünde ve üstünde göstermeye, kerameti kendinden menkul saymaya hakkı da, haddi de yoktur, pek tabii olmayacaktır.

İşlerine geldi mi, çıkarlarına uydu mu her yapılanı güzel ve doğru bulanlar; tam tersi bir durumda ise her şey berbat ve kötü diyenler bir defa samimiyet fukaraları, inanç ve itibar yoksunlarıdır.

Bunlarla işimiz yoktur, geleceğimiz yoktur, yolumuz ayrılmıştır.

Kendisini taşıtan değil, davasını taşıyan; hesabi bakan değil, hasbi davranan; günlük düşünen değil, ufuk ötesine bakabilmeyi beceren fazilet ve feragat nişanesi şahsiyetler ülkülerinde erimeyi başarabilmişlerdir.

Milliyetçi Ülkücü Hareket’in mensupları işte bu kalite, kalibre ve kırattadır.

Böylesi dava insanları aynı zamanda millet ve medeniyetimizin çelik iradeli fertleri, müşfik yapılı yüzleridir.

Sayısız benin içinde bizi yakalayabilmiş, kişilere değil olay ve olgulara kafa yormuş, yoran ve yoracak olan yüksek vasıflı Ülkücülerle geleceğin Türkiye’si temellenecektir.

Mesele azlık çokluk meselesi değildir.

Hiç kimse vazgeçilmez değildir.

Dünden bugüne tutarlıyız, ilkeliyiz, ahlaklıyız.

Çizgimizde kırıklık, fikrimizde dağınıklık, yürüyüşümüzde aksaklık, duruşumuzda sarsaklık hiç olmamış, bilinsin ki, hiç de olmayacaktır.

Ellerini ovuşturanlar boşuna beklemesin, boş yere hayal kurmasın.

Milliyetçi Hareket Partisi siyasetini 49 yılın köklü birikimiyle yapar, mertçe yapar, adam gibi yapar, milletin beklentisine, ülke ve vatanının gerçeklerine göre yapar.

Merhum Peyami Safa’nın ifadesiyle söylersek, hayat siyasettir, bu nedenle siyaset insandan ayrı, insandan muaf, insani değerlerden kopuk irtibat ve ilişkiler ağı şeklinde değerlendirilemeyecektir.

İnsanın olduğu her alanda, sosyal ve beşeri diyalogların kurulduğu her sahada karşımıza muhakkak siyaset çıkacaktır ve çıkmıştır.

Eğer siyaset milli ve ahlaki gerçeklerden uzaklaşır, insani ve vicdani ölçüleri kaybederse kuyruğunun peşine takılan kedi misali kendi fasit çemberi etrafında dönüp duracaktır.

Bunun sonunda ise anlaşmazlıklar genişleyecek, anlam ve kavram bunalımları gemi azıya alacaktır.

Bu suretle siyaset tırmanışa değil tükenişe, yükselişe değil yozlaşmaya çanak tutacak, ortam açacaktır.

Arayış ve arzumuz bu risklerin önünü kesmek, Türkiye’nin hak ve hukukunu payidarlığın kollarına güvenle ulaştırmaktır.

”HUZUR ARAYAN MİLLETİMİZE TERCÜMAN OLUYORUZ”

Bu itibarla Milliyetçi Hareket Partisi sabırlı, sağduyulu ve sorumlu siyasetini her şartta muhafaza edegelmiştir.

Tahriklere karşı uyanık bir şuur,

Tehlikelere karşı çevik bir gurur,

Tertiplere karşı atik bir vakur siyasetimizin mahreç, muhteva ve manasını teşkil etmiştir.

Ne yapıyorsak, neyi teklif ve temenni ediyorsak milletimizin tarihi ve kültürel varlığını korumak içindir.

Bugünkü şartlarda, güven ile kuşku arasında gelip giden, güvenlik ile korku arasında adeta sarkaç gibi salınıp duran Türkiye’yi emniyetli ve istikrarlı bir şekilde dengede tutmayı amaçlıyoruz.

Huzur arayan milletimize tercüman oluyoruz.

İhtilaf yerine işbirliğini tesis edelim istiyoruz.

Kutuplaşma yerine kucaklaşmayı temin iradesindeyiz.

Teslimiyet diyenlere, tavize yanaşanlara milli mukavemeti ihtarla hatırlatıyor, sağlam tavrımızı ilan ve izhar ediyoruz.

Özellikle 15 Temmuz FETÖ darbe teşebbüsünden sonra, eski alışkanlıklarla, eskiyen siyasi taktiklerle, artık erimiş olan siyasi kalıplarla birlik ve beka mücadelemizin sürdürülemeyeceğini işaret etmiştik.

Siyasetin denklemi, bu denklemdeki sabit ve değişken parametreler 15 Temmuz’la beraber değişikliğe uğradığını söylemiştik.

Hz.Mevlana’nın ifadesiyle, şimdi yeni şeyler söylemek lazımdır.

Söylediğimiz bu yeni şeyler Türkiye Cumhuriyeti’nin ve Türk milletinin varlık ve birliğini muhafaza gayesine hizmet edecek tavır, tutum, söylem ve eylem birliğinin sosyal ve toplumsal alanını genişletmek, siyaset ayağını derleyip toplamaktır.

Bu birlik tercihine karşı çıkanlar Mondros artıklarıdır.

Bu birliktelik hukukuna kara çalanlar Sevr kalıntılarıdır.

Düşman kampında mevzilenenler illetin yüz karaları, milli mutabakatta birleşenler ise milletin yüz aklarıdır ve tarih böyle yazacak, gelecek nesiller bir yanda dua diğer yanda bedduayla ak ve karalar hakkında hükmünü verecektir.

”BU TARİHİ BİR DÖNEMEÇTİR”

7 Ağustos 2016 günü, Yenikapı’da inşa edilmiş irade künhünün, irfan gücünün 15 Temmuz dirilişinin, 15 Temmuz silkinişinin tarihi bir halkası olduğunu inançla söylemek istiyorum.

Biz 7 Ağustos’ta, Türkiye’nin önüne yeni bir kapının açıldığına şahitlik ettik, böyle yorumladık.

15 Temmuz’da sahneye çıkan milli cesaret, 7 Ağustos’taki uzlaşma asaletiyle takviye edilerek pekişmiş, sonuç itibariyle siyaset kurumuna yeni bir soluk getirmiş, yeni bir sorumluluk listesi yüklemiştir.

Türk milleti 15 Temmuz’da, altını kalın olarak bir kez daha çiziyorum ki, kanlı işgali durdurmuş, 7 Ağustos’ta ise kalıcı uzlaşma iradesini doğrultmuştur.

Bu tarihi bir dönemeçtir.

Elbette Türkiye’nin tehditlere karşı önlem alması gerekiyordu.

Bekasına saldıranları şaşkına çevirmesi şarttı.

Dağınıklık içinde mücadele edilemez, kavgaya tutuşarak, ters düşerek vatan ve varlık haklarımız savunulamazdı.

Bir olmalıydık, çünkü düşman acımasız ve alçaktı.

Türkiye’yi yeni ve milli bir hükümet etme sistemiyle güvenceye almalıydık, çünkü zalimler pusuda, caniler kıyımızda, tehditler yakınımızdaydı.

AKP ile tarihi nitelikli bir işbirliği sonucunda 18 maddelik anayasa değişikliğinde anlaştık, ardından TBMM’de kabul ettik ve 16 Nisan 2017’de de milletimizin takdir ve tensibine sunduk.

Aziz milletimiz Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine destek verdi, istikbal haklarına, istiklal haysiyetine çok şükür ve bir kez daha sahip çıkarak 16 Nisan Halkoylamasında tarih yazdı.

Türkiye muhalifleri, müzmin münafıklar, melun fasıklar bunu hazmedemediler, bu muazzam doğruluşu içlerine sindiremediler.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, Cumhuriyet’in kuruluşunun 94’ncü, çok partili siyasi sisteme geçişin 71’nci yıldönümünde bizzat milli iradenin seçim ve tercihiyle onaylanmıştır.

Türkiye 16 Nisan 2017’de hükümet ve yönetim sistemi itibariyle yeni bir faza, üçüncü bir evreye geçmiştir.

Bu tarihsel değişim demokrasinin imkan ve sınırları içerisinde sağlanmış, hukukun üstünlüğü ve kuruluş felsefesine sadakatle gerçekleştirilmiştir.

Cumhuriyet’i kuran bizzat millet iradesidir, peki itiraz edilmemiş midir? Kaldı ki itirazları meşru görmek mümkün ve doğru mudur?

Çok partili siyasi hayata yine milletin talep ve iradesiyle geçilmiştir, peki buna karşı çıkanlar olmamış mıdır?

Statükocu çevreler bu demokratik hamleyi erken bulmamışlar mıdır?

Şimdi de Türk milleti yeni bir hükümet sistemine tamam demiştir, bunu acil ve mecburi bulmuştur.

”YENİ SİSTEM DOĞASI GEREĞİ UZLAŞMAYI ŞART KOŞMAKTADIR”

Bu değişimin kendi içinde 15 Temmuz FETÖ darbe teşebbüsü sonucunda yeşeren ve yükselen çok sayıda demokratik, siyasi, sosyolojik, güvenlik ve hukuki gerekçeleri vardır ve ortadadır.

CHP karşıymış, zaten yanında olsaydı, destek çıksaydı o zaman şaşar, o zaman hayret ederdik.

İP, HDP, PKK, FETÖ ve diğer hasım odaklar hayır diyormuş, evet deselerdi tercihimizi sorgular, durduğumuz yeri tekrar gözden geçirirdik.

Önümüzde esas gündem konusu, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni kurum ve kurallarıyla bina etmek, yönetim hayatımıza yerleştirmek, işlerliğini sağlama almaktır.

Arayış ve amacımızın özeti de budur.

Yeni sistemin tam olarak oturup olgunluk kazanması 3 Kasım 2019 Cumhurbaşkanı ve Milletvekilliği Genel Seçimleri ve takip eden beş yıllık süre zarfındaki sabır ve akıl dolu birliktelik ruhuyla tesis edilecektir.

Yeni sistem doğası gereği uzlaşmayı şart koşmaktadır.

Yeni sistem milli hedeflerde ortak paydada buluşmayı zorunlu kılmaktadır.

Fikri ve siyasi cepheleşme Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin ilke ve esaslarına aykırıdır.

Üstelik yeni sistemin taşıyıcı sütunları beka ve birlik temalıdır.

Bu kapsamda 2019’deki demokratik imtihanlara bir ittifak tercihiyle girilmesi, yeni hükümet sisteminin fonksiyonel açıdan, bekamızın onuru bakımından önemli bir karar, öncelikli bir gayedir.

8 Ocak’ta tercihimizi ilan ederek 3 Kasım 2019 üzerinde yapılan hesapları bozduk, kriz tetikçilerini şoka soktuk, belirsizlikten nemalananları felce uğrattık.

Ve de barajın yüzde 50 artı bir olduğu meydandayken, mutabakatın kaçınılmazlığı biliniyor ve kabulleniliyorken, 12’nci Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ı aday olması halinde destekleme kararımızı cümle aleme üstüne basa basa duyurduk.

Niye, çünkü Yenikapı ruhuna, 16 Nisan Halkoylaması sonucuna bağlıyız.

Niye, çünkü devletin ve milletin bekasını milli birlik ve dayanışma azmiyle teminat altına alınacağının farkındayız.

Niye, çünkü Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni inşa eden partilerin bir mutabakat zemininde 3 Kasım 2019’daki seçimlere ittifakla girmesinin kaçınılmaz bir zaruret olduğunu idrak ve ifade ederek tercihimizi fedakârlık imbiğinde damıtarak açıkladık.

”BİZDE VAR OLAN TÜRK VE TÜRKİYE SEVDASIDIR”

Bizim korkumuz, kaygımız, kendimizden kuşkumuz yoktur.

Bizim pazarlığımız, gizli gündemimiz, saklı heveslerimiz, kendimize güvensizliğimiz hiç yoktur.

Bizde var olan Türk ve Türkiye sevdasıdır.

Bize hâkim olan hissiyat yeni sistemin namusunu korumak ve savunmaktır.

Bunu yaparken de cılız siyasi dürtülere, küçük olsun benim olsun anlayışına savrulamayız.

Türkiye’yi hedefine alan mihraklara koz veremeyiz, milli güvenliğimizi, milli ümitleri siyasi gerginliklerle heba ve israf edemeyiz.

Milliyetçi Hareket Partisi milletin gönlünde eşsiz ve emsalsiz bir taban tutmuştur.

İkiyüzlüleri, emperyalizme bekçilik yapanları, mübarek bir mutabakat insicamıyla devirmek için yola koyulduk, son hazırlıklarımızı tekemmül ettirdik.

Türkiye’nin krize girmesi için kuyruğa girenlerin kuyruklarına basacağız.

Türk milletinin huzur ve haysiyetiyle oynayan siyasi çeteleri bozgunla tanıştıracağız, heveslerini kursaklarında bırakacağız.

Bunları milli bir mutabakat anlayışıyla, cumhurun ittifakıyla yapacağız.

Adalet ve Kalkınma Partisi’yle kurduğumuz birliktelik milli hislerin tezahür ve tembihidir.

Türk milletinin talep ve umududur.

Bu çerçevede, Sayın Cumhurbaşkanıyla 10 Ocak’ta yaptığımız görüşme değerli, verimli ve sonuç verici olmuş, iki parti arasında üçer kişiden oluşan bir komisyon kurulmuştur.

Ve bu komisyon ilk toplantısını geçtiğimiz Perşembe günü yaparak, çalışma takvimini planlamış, hedefleri masaya yatırmış, mutabakatın ana fikrine uygun planlamaları yapmıştır.

Partimizi temsilen Milli Mutabakat Komisyonu’nda görev alacak değerli arkadaşlarım, inanıyorum ki, özveriyle ve yapıcı katkılarla üzerlerine düşen sorumlulukları harfiyen gerçekleştireceklerdir.

Ümit ve isteğim de budur.

”MİLLİYETÇİ HAREKET PARTİSİ, HUZUR VE BEKA İÇİN GÜÇ BİRLİĞİNDEN YANADIR”

Sadece mutabakatın içerik ve hukuku değil, aynı zamanda uyum yasalarıyla ilgili çalışmalar da süratle somutlaşmalı, belirlenmiş takvim içerisinde sonuca bağlanmalıdır.

Milliyetçi Hareket Partisi huzur ve beka için güç birliğinden yanadır.

Bunun da seve seve gereğini yapmaktadır.

Partilerinin tapusunu FETÖ ve PKK’ya ipotek ettirmiş malum odaklara tavsiyem, gitsinler kendi çöplüklerinde oyalansınlar, kendi dertlerine yansınlar.

Bunlar deliye dönüp, çılgınca iftira yağdırsalar da işimize bakacağız, önümüze bakacağız, millet ne diyor ona kulak vereceğiz.

Beka ile huzurun nurlu ufkuna mutabakatla ve mutlaka ulaşacağız.

Milliyetçi Hareket Partisi’ne anket kumpası kuran, baraj yaygarası koparan, dedikodu yayan, yalan ve riya aşılayan her kim varsa rezilliğin çukurunda çırpına çırpına hak ettiğini eninde sonunda bulacaktır.

Türk milleti MHP’yi görmüş, hakkını teslim etmiş, dua ve desteğiyle düşmanları çatlatmak için son hazırlıklarını yapmıştır.

Demokrasi meydanı er meydanıdır.

Bu meydanda şer güçler mağlup, er niyetler ise Allah’ın izniyle mağrur ve muzaffer olacaktır.

Geride kalan yıllarda siyasette haysiyetli mücadelenin, milli meselelerde yüksek sorumluluğun, kardeşlik ve kucaklaşmanın adresi olan Milliyetçi Hareket Partisi, yeni dönemde de birliğin, beraberliğin, onurlu duruşun tavizsiz savunucusu olacaktır.

Biz aziz milletimize müreffeh, kuvvetli ve büyük bir Türkiye taahhüt ettik, ediyoruz; varlığımızı millete adıyoruz.

Ve Türklük yoluna başlarımızı koyuyoruz.

”PKK SINIRLARIMIZDA HİMAYE VE DESTEK GÖRMEKTEDİR”

Bir asrı geçen bir süredir, güney sınırlarımız boyunca fitne kazanı kaynatılmaktadır.

Emperyalizm önce kaos çıkarıp, sonra da müdahale gerekçeleri oluşturmaktadır.

Sancılı on yıllar boyunca terör örgütleri varlığımıza ve birliğimize kıymak ve kast etmek için kışkırtılmış, tasmalarından tutularak üzerimize salınmıştır.

Anadolu’nun fethinden beri zulmün hesabı bitmemiş, kara kaplı defteri hiç kapanmamıştır.

Türk milletine kimi zaman simetrik, kimi zaman da asimetrik yöntemlerle saldırı düzenlenmiştir.

Türklüğün son yurdundaki varlığı birilerini hep rahatsız etmiştir.

Komplo ve kumpaslarla vatan elimizden alınmak istenmiştir.

İşbirlikçiler ve ihanet lobisi kanalıyla milletimizin bölünmesi projelendirilmiştir.

Dünden bugüne iyi gibi takdim edilen iğrenç niyetler hep aynıdır.

On yıllar boyunca aktörler ve zaman doğal olarak değişse bile, saha ve zemin, amaç ve araçlar hep bildik ve tanıdıktır.

Güney sınırlarımızın hemen dibinde, vatan topraklarının mücavir kesimlerinde, alenen terör koridoru açılması, bir terör devleti kurulması için canla başla sürdürülen şirret faaliyet şu an için en yakın, en yalın milli güvenlik tehdididir.

PKK sınırlarımızda himaye ve destek görmektedir.

Daha vahimi ise, sayıları 30 bini bulan teröristlerden sözde sınır muhafız birlikleri kurulmasıdır.

İki gün evvel, ABD’nin bine yakın PKK’lı haini, Tel Abyad’a naklettiği gündeme düşmüş, ne var ki, ABD’li bir komutan bu iddiayı gevşek ve yuvarlak ifadelerle tekzip etmiştir.

ABD’nin sınırlarımızın hemen yanı başında ne işi vardır?

PKK-PYD’yla ne yapmakta, hangi karanlık filmin galası için hazırlık içindedir?

Suriye’nin kuzeyindeki ağır sorunların müsebbibi ABD’dir, mihrak ABD’dir, kanlı müttefikler ise ABD-PYD-PKK’den müteşekkildir.

Meselenin can alıcı, yürek yaralayıcı tarafı ise, Türkiye’nin insanlık düşmanı terör örgütleriyle aynı kareye giren bir ülkeyle NATO şemsiyesi altında birlikte çalışıyor olmasıdır.

Aynı anda hem dost hem düşman olmak hangi hukuk, hangi adap, hangi demokratik erdem ve ortaklıkla tanımlanacaktır?

Suriye’nin kuzeyinde geçtiğimiz yıllarda ilanı yapılan sözde kanton yönetimleri, küresel güçlerin terörizme verdiği altın pas, gösterdiği ibretlik kolaylık sayesinde kurulmuştur.

Ayn el Arap işgal edilmiştir.

Cezire istilaya uğramıştır.

Afrin de tasallut ve abluka altına alınmıştır.

Yaklaşan tehlikeleri sezdiğimizden dolayı 6 Ağustos 2012 tarihinde şu teklifte bulunmuş, şu çağrıyı yapmıştık:

“Ülkemize yönelen tehditleri en aza indirmek amacıyla, batı ucu Afrin’i, doğu ucu Kandil’i içine alacak şekilde tesis edilecek hilal şeklindeki güvenlik kuşağı bir an önce sağlanmalı ve icra edilmelidir.”

Gelişmeler karşısında ne kadar haklı ve isabetli bir değerlendirme yaptığımız sanıyorum kabul ve tasdik edilecektir.

Aslında merakımız haklı çıkmak, meselemiz haklılığımızın teyit edilmesi değildir.

Bu ikinci plandaki bir konudur.

Türkiye şu anda sınırlarının diğer yakasından kaynaklanan muazzam bir tehdit dalgasına muhataptır. Asıl mühim olan budur.

Halep’in en büyük ilçesi olan, doğusu Azez’e, batısı Hatay’a, kuzeyi Kilis’e komşu bulunan Afrin’de terör devletinin provaları yapılmaktadır.

Amanos Dağları Afrin’e açılan penceredir ve bu yolla teröristler yıllar içinde vatana sızmış, hain ve kanlı eylemlerini gerçekleştirmişlerdir.

Şunu herkes görmelidir ki, Afrin’de Ankara’nın kuyusu kazılmaktadır.

Münbiç ise PKK-PYD’nin hâkimiyetindedir, terör koridorunun Akdeniz’e ulaşabilmesi için burası oldukça stratejiktir.

ABD bu maksada gözü dönmüşçesine yardım ve yataklık etmektedir.

Afrin, Türkiye’nin sınır güvenliğini emniyete almak için temizliği mecburi olan stratejik bir noktadır.

Halep’in bu ilçesi terörizmin esaretinden kurtarılırsa, PYD-YPG’li caniler Münbiç’ten sökülüp atılırsa, Suriye’nin kuzeyinde hainlerin barınma imkanı, tutunma ihtimali kalmayacaktır.

Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan Kütahya’da, günlerdir beklenen Afrin operasyonun sahada fiilen başladığını ilam ve ifade etmiştir.

”ARTIK SÖZ BİTMİŞ, HAREKÂT AŞAMASINA GEÇİLMİŞTİR”

Nihai olarak “Zeytin Dalı” isimli askeri harekât dün saat 17 itibariyle yıldırım gibi hainlerin tepesine inmiş ve icra edilmiştir.

Havalanan Türk jetleri meşru müdafaa sınırları içinde, Suriye’nin kuzeybatısındaki Afrin’de belirlenmiş yedi ayrı bölgedeki hedefleri teker teker yok etmiş, birer birer terör barınaklarını, terörist sığınaklarını, mevzilerini, silah araç ve gereçlerini vurmuştur.

Türkiye Cumhuriyeti uluslararası hukuktan kaynaklanan haklarını kullanarak, Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygıyla yaklaşarak bölgesel istikrar ve güvenlik için devreye girmiştir.

Artık söz bitmiş, harekât aşamasına geçilmiştir.

Dün akşam saatlerine kadar PKK/KCK/PYD-YPG ve IŞİD terör örgütlerine ait sığınak, barınak ve mühimmat deposu olarak kullanılan 108 hedef başarıyla imha edilmiştir.

Harekâtta sivil ve masumların zarar görmemesi için azami dikkat ve hassasiyet gösterilmiş, gösterilmeye de devam etmektedir.

Bu operasyon için gerekli askeri, siyasi ve diplomatik tüm hazırlıklar tam bir uyum ve dengeyle yapılmıştır.

Artık terör örgütü PYD-PKK’ya Afrin’in tabut, arkasından sırayı alacak olan Münbiç’in mezar olması yegâne ve sonuna kadar desteklediğimiz milli hedeftir.

ABD’nin operasyonel ortağının kökü kazınmalıdır.

Suriye Demokratik Güçleri çatısı altında kamufle edilen PYD-YPG’nin hesabı görülmeli, defteri dürülmeli, şehitlerimizin aziz ruhları şad edilmelidir.

Bunun başka yolu kalmamıştır.

Ya Afrin yıkılsın, ya da teröristler yakılsın.

Ya istiklal ya ölüm, ya zafer ya da son nefere, son nefese kadar şehadet.

Bilinsin ki, Kerkük’e 5 bin Bozkurtla gidecek kadar gemileri yakan Milliyetçi-Ülkücü Hareket yeri gelirse, ihtiyaç hasıl olursa, ha ekmeğini yediğim ha kefenini giydiğim ülkem diyerek binlerce gönüllüsüyle Türkiye’nin kudretini tescil için Afrin’in boğazına çökecektir.

Yetmedi, Münbiç’e gök gürlemesini andıran bir imanla sel gibi akacak, mızrak gibi saplanacaktır.

Gözümüz karadır, zira mevzubahis vatandır.

Şakamız yoktur, zira konu milletin bağımsızlığı ve güvenliğidir.

Kahraman Mehmetçik yalnız değildir, nice Mehmetler vatan sathında onlara katılmak için hazırdır.

Hükümet yalnız değildir, Milliyetçi Hareket Partisi yanındadır.

Devlet asla yalnız değildir, millet vardır ve ayaktadır.

Türkiye’ye kanlı silahlarını çevirenler buna pişman edilmelidir.

Mücadeleyse mücadele, cansa can, feda olsun vatana diyor, Allah’tan kahramanlarımıza muvaffakiyetler diliyorum.

”BU DURUM NATO’NUN KURULUŞ İLKELERİNE TAMAMEN AYKIRIDIR”

Terör koridoruyla İsrail’in nefes alması planlamaktadır.

İran’a karşı tampon bir bölgenin oluşturulması dayatılmaktadır.

Elbette enerji kaynaklarının denetim ve kontrolü de sumen altından bekletilen gündem başlıkları arasındadır.

ABD, PKK-PYD’yi silahlandırarak önce düzenli orduya kavuşmasını, sonra da siyasi kimlik ve tanınma kurgusuyla devletleşmesini amaçlamaktadır.

Bir NATO üyesi olan Türkiye’nin sınırlarında, bir başka NATO üyesi ülke tarafından terör örgütlerinden müzahir ve devşirilmiş bir alan yaratılması gündemdedir.

Bu durum NATO’nun kuruluş ilkelerine tamamen aykırıdır.

Bu durum uluslararası hukuka göre suçtur.

Afrin operasyonunu endişeyle karşılayan Birleşmiş Milletler sözcüsü, kademe kademe büyüyen milli endişelere acaba ne diyecek, nasıl yorum getirecektir?

Cumhurbaşkanı ve hükümet günlerdir Afrin’e operasyon düzenleneceğini söylemiştir.

Bir kısım zevat ise davulla, zurnayla bir devletin yapacağı operasyonu duyurmayacağını ileri sürmüştür.

Bunlar değerlendirme yanlışına düşmüşlerdir.

Hükümet haklı olarak kamuoyu hazırlamıştır.

Milli dayanışma zinde tutulmuştur.

Uluslararası toplum nezdinde harekâtın meşruiyeti pekiştirilmiştir.

Ülkemizin uluslararası hukuktan doğan hakları paylaşılmıştır.

NATO uyarılmış, milli güvenlik ve egemenlik haklarımızın tehlike altında bulunduğu ısrarla hatırlatılmıştır.

Genelkurmay Başkanı Brüksel’de toplanan NATO Askeri Komite’de konuşmuş, MİT Müsteşarıyla birlikte 18 Ocak’ta Rusya’ya gitmiştir.

PKK’nın rezilce yardım dilendiği Rusya’nın desteği değilse bile, göz yumması için çaba sarfedilmiş, hava sahasının Türk savaş uçaklarına açılması konusunda yoğun çalışmalar sergilenmiş ve çok şükür netice alınmıştır.

Bu arada ABD çelişkili açıklamalarla durumu kurtarmaya, açığını kapatmaya, terör örgütleriyle girdiği karanlık tüneli örtbas etmeye çabalamıştır.

Ancak çırpınışlar beyhudedir.

Türkiye yoğun diplomasi turlarıyla, açık ikaz ve ihtarlarıyla tüm dünyanın dikkatini Afrin’e çekmeyi başarmış, operasyonunu meşru bir zemine taşımayı bilmiştir.

Ve bu takdir edilecek bir durumdur.

Terörle huzur ve güvenlik arasında tarafsız bir yer olmadığı cesaretle anlatılmış, kararlılıkla insanlık vicdanına aktarılmıştır.

ABD Dışişleri Bakanı, Türkiye’nin kaygılarına kulak verdiklerini açıklamak durumunda kalmıştır.

Ülkemizle yakın işbirliğinden bahsetmiştir.

Madem kaygılarımıza kulak veriyorsunuz, madem yakın işbirliği diyorsunuz, o zaman ne geziyorsunuz Suriye’nin kuzeyinde, ne arıyorsunuz terör örgütlerinin kanlı nefeslerinin tam ortasında?

ABD Dışişleri Bakanı, Türkiye’nin PKK’lı teröristlerle ilgili kaygılarını gidermek için yakın çalışacaklarını söylemektedir.

Bu bakana diyorum ki, ayağımıza dolaşmayın, başka bir şey istemeyiz.

Bir yanda yakın çalışacağız dersiniz, diğer yanda PKK’nın sırtını sıvazlarsınız.

Hem Türkiye’yle stratejik ortak olup, hem de PYD-PKK-YPG ile operasyonel ortaklık kurmak tek kelimeyle rezalet, cinayet ve hıyanettir.

Türk milleti bunu yutmaz, bu tuzağa düşmez, bu zehri yemez.

ABD yönetimi, Suriye’deki askeri ve diplomatik varlığını sürdüreceklerini kararlılıkla vurgulamaktadır.

Anlaşılan bu ülkenin Suriye’den çekilme ihtimali şimdilik yoktur.

ABD hedefinin, İran’ın kuzey hattı hayalini boşa çıkarmak üzerine kurgulandığı bizzat Dışişleri Bakanı tarafından açıklanmıştır.

İran’ın kuzey hattı planına itiraz edenler, terörün Suriye’nin kuzeyinden sürdürmek istediği vandallığı ve Akdeniz’e çıkış hamlesini nasıl ve hangi mazeretle desteklemektedir?

Bu tutarsızlık değil midir?

Bu ahlaksızlık değil midir?

Bu düşmanca bir tutum sayılmayacak mıdır?

”ABD VERDİĞİ HİÇBİR SÖZDE DURMAMIŞTIR”

Sözde Kuzey Suriye Federasyonuna onay veren ABD, Suriye’nin bölünme dinamiklerini harekete geçirmiş, taşları yerinde oynatmakla kalmamış, ihaneti biberonla besleyecek, beşiğini sallayacak kadar gözü dönmüştür.

Türkiye, uzun süredir terör örgütü PKK-PYD’nin koruyup kolladığından dolayı ABD’yi uyarmıştır.

ABD verdiği hiçbir sözde durmamıştır.

Ortaklık ve müttefiklik hukukunu çiğnemiştir.

En son olarak, teröristlerden kurulu sözde kuzey ordusunu kurmaya kalkarak bardağı taşırmıştır.

Bundan sonra Türkiye’nin teröristleri yakaladığı, bulduğu, üredikleri mahal ve yerlerde imha etmesi tarihe ve ecdada karşı ertelenemez bir görevdir.

Bu görev şeref bahsidir, hamd olsun yerine getirilecek, inancım odur ki, Afrin darmadağın edilecektir.

Bundan kaçış kurtuluş yoktur.

”BİR MADALYONUN İKİ YÜZÜ GİBİLER, BİRİNDEN CHP DİĞERİNDE İP VE HDP”

Afrin operasyonu gündeme gelince CHP’nin Genel Başkanı ve sözcülerini öfke ve tahammülsüzlük sarmıştır.

Sayın Kılıçdaroğlu, bekamıza diş bileyen Türkiye düşmanlarıyla diplomasi yoluyla mücadeleyi önermekle halt etmektedir.

Herhalde, 1920’li yıllarda yaşasaydı, yine diplomasi diyecek, yine çakacak, yine maskesi düşecekti.

Bununla birlikte diplomasi devrede değil miydi?

Ne gereksiyorsa yapılmadı mı? Halen de yapılmıyor mu?

CHP Genel Başkanı’nın bu PYD-PKK hoşgörüsü, operasyonu sulandırma hevesi basbayağı zillettir, alnına sıçrayan kara bir lekedir.

Sorumsuz ve gayri milli siyaset işte tam da budur.

Merhum Necip Fazıl Kısakürek şu tespiti boşuna yapmamıştır:

“Bizdeki muhalefet, iktidarı düşürme şartıyla vatanı düşürmeye bile razıdır.”

Dalından kopan, kökünden savrulan CHP’nin hız ve yönünü bundan böyle Türkiye düşmanlarının estireceği rüzgar belirleyecektir.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e ihanet edilmiş, mirasına kurt düşürülmüştür.

Sayın Kılıçdaroğlu Afrin’i kast ederek diyor ki, “Oraya asker sokacaksınız, seni kefenle karşılayan arkadaşlarını gönder önce. Bu milletin fakir fukara çocuğunu oraya gönderme.”

CHP Genel Başkanı konuşur da yedekleri durur mu? Elbette durmaz, durmamışlardır.

HDP beklendiği gibi operasyona karşı çıkarken, CHP’nin eteğinden tutan İP’liler de şöyle demiştir: “Madem operasyona bu kadar heveslisiniz kendi çocuklarınızı gönderin bu kadar basit. Kendi çocuklarınızı bu harekâtın ön saflarında, birliklerin içerisinde görmek istiyoruz.”

Alın birini vurun ötekine.

Aynı tas aynı hamam.

Bir madalyonun iki yüzü gibiler, birinden CHP diğerinde İP ve HDP.

Yok bunlar arasında bir fark.

Afrin harekâtına karşı çıkmak, millet evlatları arasına nifak sokmak FETÖ dili, PKK ağzıdır.

Bunlar milletimize öylesine yabancıdır ki, bağımsızlık için 80 milyonun aynı anda kefen giyecek kadar imanlı, iradeli ve bayrak sevdasına sahip olduklarını bilmeyecek kadar da cahillerdir.

Afrin harekatını yıpratıp altını oymaya çalışanlar düşmanın içimizdeki kolu, PYD-PKK-FETÖ kuklalarıdır.

Yazıklar olsun bunlara.

Haine hain diyemeyen, düşmana tavır gösteremeyen ne milletin gönlüne girebilecek, ne de Türkiye’nin gündeminde olmayı hak edecektir.

Bunların sonu hüsran, gidecekleri yer ise tarihin çöplüğünden başka bir yer olmayacaktır.

”12. BÜYÜK KURULTAYIMIZ İNŞALLAH 18 MART 2018’DE YAPILACAK”

19-20-21 Ocak tarihlerinde Kızılcahamam Patalya Otel’de gerçekleştirdiğimiz Milletvekilleri-Merkez Yönetim Kurulu ve Merkez Disiplin Kurulu üyelerinin iştirak ettiği ortak toplantılar son derece yararlı olmuştur.

TBMM’deki faaliyetlerimizin anlatımında, 2018 Merkezi Yönetim Bütçesi’yle ilgili değerlendirmelerde, ekonomik ve sosyal politikalar konularındaki doyurucu açıklamalarda, terör ve Ortadoğu konusunu paylaşımda bizzat emeği geçen değerli arkadaşlarıma sunumlarından dolayı teşekkür ediyorum.

Yine burada, 10 Ocak 2016 tarihinde açıkladığımız üzere, 12’nci Büyük Kurultayımız inşallah 18 Mart 2018’de büyük bir coşku ve katılımla gerçekleştirilecektir.

Bugüne kadar MYK ve MDK’da görev alan değerli dava arkadaşlarıma da ayrı ayrı teşekkür ediyorum.

12’nci Büyük Kurultayımız büyük bir kalkışın ve muazzam bir mücadelenin miladı olacak, 2019’daki üç önemli seçimin de stratejik hatlarını belirleyecektir.

Bu düşüncelerle dün hüzünle yad ettiğimiz 20 Yanvar katliamında şehit olan Azerbaycanlı soydaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyor, zalimleri ve zulüm şakşakçılarını bir kez daha lanetliyorum. ”

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.