Asikurtlar©

Vurun Gayri!…

Vurun Gayri!…
04 Mayıs 2016 - 14:02 'de eklendi ve 4122 kez görüntülendi.

 

 

Türkiye’de burukkutlanan ve artıknostaljiolan eğitim faaliyetlerinden biri de “Yerli MalıHaftası”dır.
Öyle ki; hüsranla çelişki evlenseydi çocuklarının adı büyük ihtimalle “Yerli Malı” olurdu.
Çelişki şudur:
Siz 3 Mayıs 1944’te Türk Milliyetçilerini, “yerli malı” fikirve icraat istediler diye yargılıyor,

Milliyetçiliği mahkûm ediyorsunuz.
Sonra ikinci el Amerikan makam arabalarına biniyor, vatandaşın kafa kâğıdını Alman malıParker kalemle imzalıyor;sonra da çocuklara fındık fıstık yedirerek “yerli malı yurdun malı her Türk onu kullanmalı” sloganını ezberletiyorsunuz!
Çocuk fındığı-fıstığı çiğneyip yutmuş, ama hiçbir yetişkin bu çelişkiyi yememiştir!
Bu yüzden de Tanzimat aydınındaki yabancı hayranlığı Cumhuriyete de sirayet etmiştir.

Önce” Gel Vatandaş!.. Hadi Avrupa Avrupa!..” şeklinde bir pazar sloganı kulaklara yerleşmiş, sonra da tüketicinin dilinde “Türk malı mı ööğ!..” yorumuna dönüşerek, yerli imalat sanayiini doğarken öldürmüştür.
İnsanların düşük kaliteli ve pahalı bile olsa “yerli malı”nda sebat etmeleri için bir sebep olması gerekir.
Bu sebep, tek kelimeyle “Milliyetçilik”tir.
İşte önce yerli sanayi hamleleri yapan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, sonra da 1944’te Milliyetçiliği öldürmeye yeltenenler, “yerli malı haftası çelişkisi”nin ve ardından gelen hüsranın sorumlusudurlar.
Mesele, imalat ve ekonomiyle de sınırlı değildir.
Sokakta yerli malına duyulan güvensizlik, toplumun tüm kesimlerini etkilerken; “Türkçülük-Turancılık” gibi yerli fikirlerin ve Milliyetçi fikir adamlarının da ayak bağı olmuştur.
Milli bir raptiyenin bile kalitesine güvenmeyen halk, yerli fikirlere ve Milliyetçilere de güvenmemiş;nitekim onları bugüne kadar iktidar yapmamıştır.
Halen pazar malından ansiklopediye kadar her alanda kendini gösteren “yerli ve milli olana güvensizlik” Milliyetçi aydınların da en büyük meselesidir.

Metrik ve ince düşünce sistematiği, plan-proje ve uygulama yeterliliği için modern eğitim tabii ki gereklidir.
Ama yerli malı düşünce üretmek için CNC tezgâhına ve bilgisayarlı otomasyona gerek yoktur.
Türk Milleti, çengelli iğne ve saç tokasından başlayarak ruhsuz, milliyetsiz ve müstevliyle barışık gayrimüslim toptancılarının elinden dalga dalga Anadolu’ya yayılan ithal malların etkisiyle düşünce hayatında da yabancıya meyil vermiş; bir siyaset üretim tezgâhı olarak Milliyetçilik, aynı sebeple gözden düşmüştür.

3 Mayıs’ta bayraklaşan isyanın gerisinde de; yabancı malların yerli pazarları sarması gibi, yabancı fikirlerin Milli Eğitimi kuşatması vardır.
Yerli ve milli olana güvensizlik, ne yazık ki Milliyetçi olmuş; ama Orhun’un kaynağında yeterince yıkanmamış bazı Ülkücülerde de vardır.
Objektif kavramların tartışılmasında “Milliyetçinin yanlışı, yabancının doğrusundan daha doğrudur” şeklinde bir teslimiyet beklemiyoruz.

Ancak ideolojik, siyasi ve diplomatik icraatta, yalnızca milli olana güven duyulması gerektiği önceAKP’nin BOP Eş Başkanlığı macerasında sonra da “paralel yapı” olayında açıkça ortaya çıkmıştır.
Dünden beri bize: “Hocam, 3 Mayısın adıyla ilgili şu tartışmalara bir açıklık getirseniz?..” diyenler oluyor.
Ben yerli ve milli yazarım. Yazsam ne olacak?..
Şimdi bir Macar veya Alman yazar çıksa da: “1944’te Türk Anayasasında ve CHP parti programında Milliyetçilik meşru olduğu için ‘Anadolucu’ İnönü yargısı,Türk Milliyetçilerini çelişkiye düşmeden ve rahatça yargılayabilmek amacıyla onlara bir isim aramış ve bulmuştu.
3 Mayıs’ta meşru Milliyetçiliğin yargılandığı davaya verilen isim bu yüzden ‘Türkçülük-Turancılık’tı!..” dese…

Millet: “Allah Allah adama bak, helal olsun neler de biliyor!” der.
Yine aynı adam: “Alparslan Türkeş, bozkurt bir siyasetçi olduğu için tek parti yargısını ve işkencecilerini, Anayasa’dan güç alarak ve Tarih indinde mahkum etmek için bu olayları anlattığı kitabına 3 Mayıs 1944 Milliyetçilik Olayı’ adını vermişti.” dese…
Yine hep birlikte “Vay bee! Başbuğuma bak!..” denilmesi muhtemeldir.
Ayrıca:”Anadolu’da siyaset yaparken ve henüz Anadolu insanının sosyal sorunları çözülmemişken…
Sovyetler birliği de dağılmamış, 1921 Moskova Antlaşması da hala geçerliyken Milliyetçi Hareket Partisi ile halkın önüne çıkan Türkeş’in Türkçülük-Turancılık gibi bir idealizmi öne çıkarmak yerine Anayasal meşruiyeti bulunan Milliyetçiliği tercih etmesi son derecede mantıklıydı” yorumunu da eklese…

“Başbuğ’un, 1990’lardaki 3 Mayıs kutlamalarında ‘Türkçüler Günü’ yerine aynı anlama gelen ‘Milliyetçiler Günü’ ismini tercih etmesinin bir paradigma değişikliği değil, siyasetin mantığına uygun bir stratejik tercih olduğunu” söylese…
Muhtemelen konuşma alkışla biterdi!..

Ama biz,daha bunları yazmadan saldırıya uğruyoruz. Çünkü biz Alman değiliz, İngiliz değiliz, Macar değiliz!
Türk’üz, Türkçüyüz, Türk Milliyetçisiyiz.
Yani Ata’dan yetimiz!..
Şimdi vurun gari!..
Şükrü Alnıaçık

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER