Asikurtlar©

Vicdan ne diyor?

Vicdan ne diyor?
22 Şubat 2016 - 11:00 'de eklendi ve 4031 kez görüntülendi.

Türkiye büyük tehditlerle karşı karşıya. Cumhuriyet tarihinin en zor günlerinden geçiyoruz. Çok acılı günler yaşıyoruz.” Bu cümleler, bu köşeyi takip eden kardeşlerim için yabancı gelmeyecektir. Çok sık yaptığımız bir tespittir. Ancak, bu defa söyleyen ben değilim. Her hangi bir muhalefet partisi lideri veya ülkenin gidişatından endişe duyan sağduyu sahibi bir vatandaş da değil. AKP’nin kurucusu, ilk Başbakanı, Dışişleri Bakanı, 11’nci Cumhurbaşkanı ve iktidar partisinin vicdanı olan sayın Abdullah Gül söylüyor.

DÜNYADA EŞİ EMSALİ YOK

AKP’yi yönetenlerin, hatta destek verenlerin her ağızlarını açışlarında çok vahim itiraflarda bulunmalarına artık alıştık. Tuhaf olan ve dünyada eşi benzeri bulunmayan şey, kendileri dahi 14 yıl tek başlarına yönettikleri ülkeyi çok acılı günlere mahkum ettiklerini, Cumhuriyet tarihinin en zor günlerini yaşayacak duruma soktuklarını itiraf ederken, derin uykunun aynen devam etmesidir. Bunun hiçbir ölüyle, hiçbir değerle izahı mümkün değildir. Zerre kadar vicdanı olan herkes, gidişatın bir felaket olduğunu görüyor ve söylüyor. Daha önce de yazdık, bir defa daha tekrarlayalım. Daha çok bomba patladığı, daha çok kan aktığı, daha çok şehit tabutu taşındığı, terörün ülkenin başkentine dayanıp toplu katliamlar yapacak duruma geldiği için, bütün bunların sorumluluğunu taşıyan bir iktidarın oylarını yüzde 40’dan yüzde 49’a çıkarmasının, dünya tarihinde ikinci bir örneği var mıdır?

DAHA NE OLMASI GEREKİYOR?

Sıfırlanmış terör yeniden azdırılıp ülkenin başına bela edildi, karşılığı buna sebep olanların oylarının artırılıp tekrar iktidarda tutulması oldu. Dağdan indirilen teröristler Habur’da törenle karşılandı, protokol tribünlerinde ağırlanıp şeref misafiri edildi, bebek katiliyle masa kuruldu, Kan dilli sürüngenlere heyetler gönderilip bir talimatları olup olmadığı soruldu, ülkenin bir bölgesi fiili olarak terör örgütüne bırakıldı, karşılığı bir defa daha iktidar verilmesi oldu. Dünya tarihinde görülmemiş ve duyulmamış yolsuzluk ve rüşvet iddiaları ortalığa saçıldı, 4 bakan birden bu suçlamalarla görevden alındı, milletin anasına küfredildiği ortaya çıktı, bunları yapan iktidara kaldığı yerden devam etmesi için yeniden onay verildi.

HANGİ BİRİNİ SAYALIM?

Yoksulluk tavan yaptı, açlık sınırı altındaki insan sayısı katlandı. Kredi kartı bataklığı içinden çıkılmaz hale geldi, ülkenin borcu 4 misli büyüdü. Uyuşturucu, fuhuş, kadın cinayetleri, hırsızlık, yolsuzluk, ahlaksızlık, tahammülsüzlük ve bütün bunlara bağlı olarak toplumsal çürüme önceki dönemlere göre en az on kat arttı. Namaz kılma oranı yüzde 40’lardan yüzde 18’lere geriledi. Milli ve manevi değerler alay konusu edilip ayaklar altına alındı, bayraklar indirildi. Kuran-Kerim pasta yapılıp yenildi. Ülkenin varlığı ve birliği için canlarını ortaya koyan komutanlar “terörist” diye hapishanelere dolduruldu. En tepedekinden sıradaki vatandaşa kadar herkesin telefonları dinlendiği, takip edildikleri, fişlendikleri ortaya çıktı. Hukuk arka bahçeye dönüştürüldü, bu hazin duruma itiraz edenler tutuklandı. Demokrasi ve medya özgürlüğü sıralamasında Afrika ülkelerinin bile gerisine düşüp en son sıralarda yer aldık. Millet, bu sicilin sahiplerine onay verdi ve bu hazin tablonun kaldığı yerden devam etmesini sağladı.

İSTİKRAR !

7 Haziran seçimlerinde 10 puanlık bir kayıp yaşadılar. Ümitlendik, heyecanlandık, titreyip kendimize döndüğümüzü, bu karanlık dönemin sona ermek üzere olduğunu zannettik. Tarihte görülmemiş biçimde hükümet kurulmasına izin verilmedi. Siyaset kilitlendi ve kasıtlı biçimde yeni bir seçim dayatıldı. 1 Kasım’da yeni bir seçim kararı alındı. 7 Haziran’la 1 Kasım arasında değişen tek şey, daha çok şehit gelmesi, daha çok kan akması ve terörün başkente dayanması, baskının, zulmün daha çok artması ve bütün dünyada üçüncü sınıf bir Ortadoğu ülkesi muamelesi görüp, yalnız, itibarsız ve çaresiz kalmak oldu. Ülkenin başbakanı çıktı, Ankara’da patlayan ve 103 kişinin canına mal olan bombalardan sonra oylarının arttığını söyledi. Sanki 13 yıldır ülkeyi kendileri yönetmiyormuş ve bu hazin tablonun sebebi kendileri değilmiş gibi, bunun adına da istikrar dediler. Millet de ihanetin, yalanın, yanlışın, talanın istikrarlı biçimde artmasına katkı yapıp, geri dönüş yaptı ve AKP’ye dördüncü defa iktidar verdi.

YARIN NE OLACAĞINI KİMSE BİLMİYOR

Şimdi olanların hiç biri bizi şaşırtmıyor. Yaptıklarının yapacaklarının teminatı olduğunu, bizi çok zor ve karanlık günlerin beklediğini, artık felaketin eşiğinde değil tam ortasında olduğumuzu biliyor ve söylüyorduk. Gerçekten de çok istikrarlı gidiyorlar. Seçimlerin üzerinden henüz 4 ay dahi geçmedi. Etrafımız daha sıkı ve daha amansız biçimde kuşatıldı. Dostumuz kalmadı, aşiret liderleri dahi meydan okudu, kırmızıçizgilerimiz yerle bir edildi. Sınırlarımızın bir metre dışına çıkamaz duruma geldik. Ülke cenaze evine döndü. Şehit cenazesi kaldırmaya yetişemiyoruz. Sönen ocaklara, yanan yüreklere, yetim kalan yavrulara ağlamaktan gözlerimiz şişti. Yarın ne olacağını, hangi belalın başımıza geleceğini, hangi kaybı yaşayacağımızı, hatta sonu kestirilemeyen bir savaşa sürüklenip sürüklenmeyeceğimizi bilemiyoruz. Bildiğimiz ve herkesin emin olduğu tek şey, yarının bugünden de kötü olacağıdır. Bunu biz söylemiyoruz. Ülkeyi yönetenler söylüyor. Etrafımızın kuşatıldığını, ateş çemberine alındığımızı, teröristlerin dağlardan inip şehirlere yerleşmesine, bomba döşemesine, silah yığmasına, hendek kazmasına seyirci kaldıklarını ve Cumhuriyet tarihinin en zor günlerini yaşadığımızı anlatıyorlar.

BAŞKANLIK HESABI!

Yine tekrar edelim: Bu yaşananların onda birine sebep olanlar bırakın iktidarda kalmayı, siyaset tarihinden bile silinip gittiler. Bu yaşananların akıl, izan, iman, vicdan dahil hiçbir şeyle izahı mümkün değildir. Bu bir çılgınlık halidir ve büyük ve ağır bedeller ödeyeceğimiz, iki kere ikinin dört ettiği kadar kesindi. Şimdi hep birlikte ödüyoruz. Ancak, hala endişeli, hala tedirginiz. Zira, ülkeyi bu hale getirenler, çok acılı günler yaşamaya mahkum edenler, iktidarı sürdürdükleri gibi, bir de başkanlık hesapları yapıyorlar. Birileri, “o kadar da değil” diyebilir, ama bu kadar kan, bu kadar can, bu kadar ihanet, bu kadar sıkıntı ve bu kadar kayıp, bu hesabın da tutabileceğini gösteriyor!

Orhan Karataş

SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER