Asikurtlar©

Veda mı vefa mı?

Veda mı vefa mı?
24 Mayıs 2016 - 9:20 'de eklendi ve 4538 kez görüntülendi.

 

 

Türkiye’yi yöneten hükümet bir anda değişti. Değişimin sebebi ve şekli akıl sahibi herkesin malumudur. Saray böyle istemiştir, koskoca iktidar partisi de kayıtsız şartsız buna uymuştur. Bu kadar kesin ve nettir. Davutoğlu’nun yüzde 49,5 oy almış bir genel başkan olması, yaptıkları, yapamadıkları, kadrosu, programı, millet iradesi hiçbir önem ve anlam ifade etmemiştir. Bunun adına da demokrasi, hatta ileri demokrasi diyorlar. AKP’nin neredeyse bütün ağır topları, kurucuları, emek vermiş olanları sıkılmış limon gibi bir kanara atılmışken, bir de vefadan söz edilmesi, milletin aklıyla alay etmenin yeni bir versiyonudur.

DEMOKRASİ !
Daha önce birkaç defa değerlendirmiştim: Türk siyasetinin tek parti döneminden kalma bir alışkanlığı vardır. Demokrasi, insan hakları, eşitlik, hukuk herkesin vazgeçilmezidir. Ancak şarta bağlıdır. Bu şart, “Eğer benim istediğim, benim söylediğim, benim beklediğim olursa” şartıdır. O zaman bunların hepsi değerli, önemli ve vazgeçilmezdir. Aksi halde, darbe, dipçik, hapis, baskı, zulüm, dayatma, takip etme, yok sayma, fiili durum oluşturma, verilen karara uymama mubahtır. Bütün iktidarlarda görülen bu hastalık, AKP ile birlikte zirve yapmış, hatta tek ve değişmez siyaset yöntemi haline gelmiştir. AKP olağanüstü kurultayı bu tespitimizin zirve noktasıdır. AKP’nin planı, programı, hatta varlığı Recep Tayyip Erdoğan’la sınırlıdır. Bunu biz söylemiyoruz, kurultayın divan başkanı açık ve net şekilde, “bu parti Tayyibin partisidir” diyerek ilan etti.

FEDA EDEMEYECEKLERİ HİÇBİR ŞEY YOK
Böyle bir anlayışın, böyle bir yöntemin, böyle bir partinin ülkeyi getirdiği yer, yalnız, çaresiz, ümitsiz, her tarafı sorunlu, dünyada alay konusu edilen, üçüncü sınıf bir Ortadoğu ülkesi olmaktır. Bizi asıl ürküten bundan sonrasıdır. Zira, başkanlık uğruna her şeyin göz alındığı anlaşılmaktadır. AKP zihniyetinin kendi özel menfaatleri uğruna, feda edemeyeceği hiçbir değerin bulunmadığını zaten biliyor ve söylüyorduk. Şimdi bu menfaat, başkanlığa dönüştü. Partinin tek otoriteye teslim edilmesini bir yere kadar anladık da, Türkiye Cumhuriyeti gibi bir ülkenin tek adama teslim edilmek istenmesini ve bunun için akla gelebilecek her şeyin, her değerin feda edilmesini bir türlü anlayamıyoruz ve izah edemiyoruz.

VİCDANLAR RAHATSIZ
Var olan fiili durum, AKP kurultayı ile birlikte daha da ileri götürülmüştür. Zaten bu kurultayın yapılış amacı ve hedefi de budur. Türkiye bir hukuk ülkesi olmaktan çıkmış, bir fiili durum rejimine kaymıştır. Bunun anlaşılır ve kabul edilir hiçbir tarafı olmadığı gibi, böyle devam etmesi de mümkün değildir. Hiç kimse itiraz etmese dahi kendileri bunu başaramayacaklar. Nitekim, sabık başbakanın kurultay konuşması çok anlamlı ve çarpıcıdır. Davutoğlu, “Bu konuşma benim için kolay değil. Daha önce 2 kez sizlerle birlikte olduğum bu salonda, yeni bir kongre için karşınıza çıkmak benim arzu ettiğim bir şey değildi. Bunun sizin vicdanınızda da rahatsızlığa neden olduğunun farkındayım” demek gereği hissetmiştir. Bu sözlerin anlamı gayet açıktır. Bir partinin genel başkanı kendi arzusu dışında görevi bırakmak zorunda kalıyorsa, orada hukuktan demokrasiden söz edilemez. Bu durum vicdanı olan herkesi rahatsız eder. Önemli olan bu rahatsızlığın tezahürleridir ki, yakın zamanda onu da göreceğiz.

YOLDA BIRAKAN YOL ARKADAŞLARI
Davutoğlu’nun daha önce yaptığı veda değerlendirmesi de AKP’nin nasıl bir parti olduğunun ve ne bırakın vefayı, kurulmak istenen düzene uymayanların ne kadar kolay harcandığının itirafıdır. Aynen şöyle diyor: “Yola çıktığım arkadaşlarımızın benimle olup olmadığını bilmek isterim. Benimle olmadıkları anda da bunu yüzüme söylemelerini tercih ederim. Bu bağlamda son MKYK’da, ilk imzayı benim atmama rağmen, takip edilen yöntemi refik olmakla bağdaştıramadım. Bu anlamda hem refiklerin hem benim bir muhasebe yapmamız gerekiyordu. Yaptığım tüm istişarelerim ve Cumhurbaşkanımızla yaptığım son görüşme neticesinde AK Parti ‘nin birliği ve beraberliği için refik (yol arkadaşı) değişmesindense Genel Başkan’ın değişmesini tercih ettim. 1 Kasım’da Dört yıllık bir hukuk oluştuğunu düşünüyorduk ancak bunun kısa sürmesi emin olun benim tercihim değildir, ortaya çıkan bir zaruretin gereğidir.”

YANLIŞIN VEASI MI OLUR?
Bu sözler aynı zamanda Davutoğlu’nun ne kadar zor durumda kaldığının göstergesidir. Yol arkadaşlarını yolda bırakan, bunu birbirlerinin yüzüne dahi söyleyemeyen, yaptığı muhasebede vicdanı ve hukuku ve hakkı değil, parti menfaatlerini öne alan bir yapılanmadan söz ediyor. Sonra da böyle bir yapıya vefa göstermekle övünüyor. Yanlışa vefa göstermek ne zaman erdem oldu? Hadi siz vefa gösterdiniz de, böyle bir yapı, böyle bir parti, böyle bir zihniyet nereye kadar gidebilir? Çok daha önemlisi hakkı, hukuku değil de yol arkadaşını satmayı esas alan bir yapı üzerine kurulmuş iktidardan ülkeye ve millete nasıl fayda gelebilir? Hadi diyelim ki, bunu millete hazmettirdiniz de, mahşeri vicdanı nereye koyacaksınız?

VEFA DEĞİL VEDA KONGRESİ
Hiç dolandırmaya gerek yok. Olup bitenlerin adını Bülent Arınç net ve açık şekilde koymuştur: “Yapılan kongre bir vefa kongresi değil veda kongresidir.” Diyor. Bu vedalaşmaların önce parti içinde başlayacağını anlamak için kahin olmak gerekmiyor. Ama esas olan milletle vedalaşmaktır. İstenilen ve hedeflenen şey sıkışmış, bunalmış, kuşatılmış, iç savaşın eşiğine sürüklenmiş, yorulmuş milletin rahatlatılması, huzura kavuşturulması ve etrafımızdaki kuşatmanın kırılması değildir. Eğer, başarılı olur ve istedikleri kurarlarsa, emin olun bugünleri dahi çok ararız. İşte bu yüzdendir ki millet böyle bir zihniyetle biran önce vedalaşması artık ivedi bir hal almıştır.
Orhan Karataş

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER