SON DAKİKA

Söz Konusu Olan Vatanın

Gündem Yazıları

BİZİM BRÜTÜS

KÖŞE YAZILARI

Vatandaşlık ve Türklük meselesi

Bu haber 03 Nisan 2013 - 0:11 'de eklendi ve 11 kez görüntülendi.

Yeni anayasa hazırlıkları dolayısıyla üzerinde en fazla durulan ve tartışma yapılan mesele vatandaşlığın tarifi hususudur. Yani anayasada Türk ifadesi, vatandaşlığı belirleyici bir unsur olarak yer alsın mı, almasın mı meselesidir. Konuyu değerlendirirken, Türklük kavramının ırkî vurgudan ziyade çok daha derin bir mana taşıdığını, binlerce yıllık kültürü barındırdığını söylemeye ve bunu uzun uzun anlatmaya lüzum dahi görmüyorum. İşin bu kısmı zaten epeydir konuşulmakta ve şüphe taşımamaktadır.

 

Öncelikle şu hususu belirtmek gerekir: Gerek 1961 anayasasının vatandaşlığı düzenleyen 54.maddesi gerekse 1982 anayasasının Türk vatandaşlığını düzenleyen 66.maddesi Türklüğe etnik bir mânâ atfetmeyip, onu tamamen vatandaşlık temelinde ifade ederler. 1961 anayasasının 54.maddesi , ‘Türk Devleti’ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür’ derken 1982 anayasasının 66.maddesinde de aynı ifade vardır. Yani her iki anayasada da etnik menşe’i ne olursa olsun Türkiye’de yaşayan herkese Türk adı verilmiştir. Dolayısıyla bunun pratikteki neticesi, etnik menşe’ine bakılmaksızın herkesin birinci sınıf vatandaş sayılmasıdır. Bunun aksi olsaydı, yani Türk sayılmak için belli bir kan grubundan, kafa yapısından, etnik olarak Türk ırkından gelmek gibi bir şart aransaydı, Türk menşeine tabiî olmayan vatandaşların hukukî, siyasî ve sosyal hakları Türk menşeine tabiî olanlardan ayrı olurdu. Mesela Suriye’de bugün hâlâ kimliksiz dolaşanlar vardır ve onlar etnik menşe’i sebebiyle vatandaşlık kavramına dahil edilmemekte ve yok sayılmaktadırlar. Türk anayasasındaki vatandaşlık tarifi ise ne pratikte, ne teoride böyle bir ayrıma işaret etmemektedir. Şunu da belirtmek gerekir: ‘tabiyet’ vatandaşlıkla ilgili bir terimdir ve kişiler için kullanılır. Bu, bir kişi ile bir devlet arasındaki hukukî bağı ifade eder ancak kişinin etnik kökeniyle ilgili değildir.

 

Bizim anayasamızda vatandaşlık meselesi birçok ülkeden daha kapsayıcı bir vaziyettedir. Meselâ yakın zamana kadar Alman vatandaşı olmak için anne veya babasının Alman olması gerekiyordu. Birkaç ülke ile örnekleri artırmak mümkün. Amerikan vatandaşı olmak için Amerikan toplumuna tümüyle uyum sağlamak ve Amerikan geleneklerini benimsemek, Fransa’da vatandaş sayılmak için ise doğum yerinin Fransa sınırları içinde olması gibi… Türkiye’de ise böyle sınırlar çizen, itici ve dışlayıcı bir vatandaşlık tarifi yoktur. Üstelik Türkiye’de vatandaşlık, ‘Türk olan anne-babadan doğmak’ şeklinde değil; ‘Türk vatandaşı olan anne-babadan doğmak’ şeklinde belirtilmiştir ki bu bile ‘etnik vurgu’ iddialarını çürütmeye kâfidir.

 

Bizim anayasamızdaki vatandaşlık bağı vurgusu da bir ayrıma sebebiyet vermenin tam aksine etnik kimlikleri arka plana iten bir mahiyete sahiptir. Vatandaşlık bağı ilkesi, anayasa hukuku bakımından, vatandaşların siyasal haklardan yararlanmaları açısından önemlidir. Bu ilke esasen vatandaşın bizzat kendisine güven telkin etmesi bakımından da kıymet arz etmektedir. Haliyle bu ilke ile tarif edilen Türklük meselesi etnisite vurgusuyla açıklanamayacak bir öneme sahiptir. Keza anayasada tarif edilen Türklük pratikte uygulaması da mevcut olup sadece kağıt üzerinde bırakılan bir tarif olmamıştır.

 

Mesela, vatandaşlık tarifi yapmayan ama Türkiye’de yaşayan herkesi sorgusuz ve peşinen Türk kabul eden ve ‘Her Türk hür doğar, hür yaşar’ (madde 68) hükmünü getiren 1924 anayasasının hazırlanıp ilan edildiği sırada Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı Kürt asıllı (Bitlisli) İsmet İnönü’dür. Yani, başbakanlığa, cumhurbaşkanlığına kadar önü açılmış bir topluluğun sadece bir üst kimlik ifadesi olan Türk kelimesine karşı herhangi bir antipati duyacağı zannedilmemelidir. Bu üst kimlik altında herkes alt kimliğini ifade etme hakkına sahiptir. Bir üst kimlik de ayrıca zaruridir. Neticede bu coğrafyada yaşayan insanlara ortak bir isim verilmesi, yani vatandaşın bir isminin olması gerekmektedir. Bunun için de en uygunu, bu coğrafyayı vatan yapan, burada devletler kuran, dilini-kültürünü bu coğrafyaya yerleştiren Türk ismidir.

 

Türk kelimesini vatandaşlık tarifinden dolayısıyla anayasadan çıkartmak PKK’ya mevzi kazandırmaktan başka bir işe yaramayacaktır ve onlara şu fikri ilham edecektir: ‘Öldürdükçe taviz koparıyoruz’. Bu da PKK’nın asıl hedefine ulaşmak için birinci raundu kazandığının delili olacaktır. Şunu açıkça bilelim: PKK Türkiye’den toprak istiyor, başka türlü tatmin ve teskin olması mümkün değildir. Şu anki talepler de, sadece bu hedefe ulaşmak için geçilmesi gereken safhalardır. Siz açık açık anayasaya ‘ Türkiye Türklerin ve Kürtlerin ortak vatanıdır’ hükmünü bile koysanız, zannetmeyin ki PKK bununla yetinecektir. PKK İran, Irak, Suriye ve Türkiye’nin belirli bölgelerini içine alan bir büyük Kürdistan hayalinden vazgeçmeyecektir. Bu sebeple PKK’ya taviz verilmekle sadece onun emellerine hizmet edilecektir. Ayrıca bin senedir bu topraklar için bedel ödeyen ve bin senedir İslâm dünyasını korumak için Haçlılara hedef ve siper olan Türkleri tahrik etmemek gerekir. Onun bir isminin anayasada yer almasını bile ona çok görürseniz, kaş yapayım derken göz çıkarırsınız. Kaldı ki, anayasada mevcut olan ve yeteri ölçüde kapsayıcı olan ‘Türk’ ifadesini bile tartışmaya açmak, toplumun reflekslerini artırmaktan öteye geçmeyecektir. Açılım sürecinde riskli adımların atıldığını biliyoruz. Ancak ‘riskli adımlar’ ile ‘itibar kaybettirecek ve itidalden uzaklaştıracak adımlar’ konusundaki ayrımın farkına varılması gerekmektedir.

 

Vatandaşlık tanımında ve Türklüğün ifade şeklinde dışlayıcı bir unsur, adaletsiz bir durum ya da ırkî bir vurgu olmadığı aşikârdır. Peki ya niyetler? O malum niyetlerdeki vurguları ne yapmalı?

Ayşegül Büşra Çalık celikaysegul@asikurtlar.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.