Asikurtlar©

Vatan ve İstiklal Savaşı öyle mi?

Vatan ve İstiklal Savaşı öyle mi?
27 Ocak 2017 - 10:22 'de eklendi ve 5843 kez görüntülendi.

Rıdvan Dilmen üzerinden başlatılan popçulu-topçulu kampanyada ahaliye ne çağrısı yapılıyor.. “Vatanımız çok zorlu bir süreçten geçiyor, adeta İstiklal Savaşı, güçlü bir Türkiye için sen de var mısın?”

*

Hayır, yokum.
Çünkü…

*

“Vatan” ve “İstiklal Savaşı” kavramları kullanılan bu kampanya, masum bir demokratik tercih beyanı değildir… Karşıdevrimci demokrat parti’nin milleti karpuz gibi ikiye bölen “vatan cephesi” kampanyasının kopyasıdır.

*

Yaşı yetenler ve yakın tarihimize dair kitap okuyanlar eminim hatırlayacaktır… 1958 senesinde başbakan Adnan Menderes tarafından “vatan cephesi” icat edilmiş, vatan cephesine üye olan yurttaşların isimleri radyo’dan tek tek okunmaya başlanmıştı.

*

Adı üstünde cephe’ydi. Sen bir cephedeysen, karşı cephedeki düşmandı. Vatan cephesine katılmıyorsan, vatan hainiydin. Zaten, Adnan Menderes de, kendisine itiraz edenleri “ehl-i salip camiası” ilan etmişti. Yani muhalefet… Haçlı seferine katılan hıristiyanlardı!

*

Televizyon yoktu, cep telefonu yoktu, internet yoktu, Ankara Radyosu’ndan başka radyo yoktu. Tek sesti. Demokrat partinin emrinde, iktidarın borazanıydı. Radyo haberleri “muhalefetten istifalar ve vatan cephesine iltihaklar devam ediyor” anonsuyla başlıyordu. Sonra da uzuuun uzun isim listesi okunuyordu.

*

İsimlerden başka haber okunmaz olmuştu. Buna rağmen, öğle ve akşam haberlerinin saati yetmedi, öğleden sonra “yurdun dört köşesinden haberler” diye yeni bir haber saati ilave ettiler, liste okumaya devam ettiler. Ahali radyoyu ne zaman açsa, vatan cephesine katılanları dinliyordu, başka tek kelime duyamıyordu.

*

Vatan cephesine katılmayanlara, sen neden katılmıyorsun baskısı başladı. Meclisteki kutuplaşma, Anadolu’nun kılcal damarlarına kadar, köylere kadar yayıldı. Halk cepheleşti. Radyo sürekli açık tutulduğu için, aynı kahvehanede oturamaz hale geldiler, gittikleri kahvehaneleri ayırdılar. Aynı camiye gitmez oldular. Radyonun sesini inadına sonuna kadar açan esnaflar peydah oldu, aynı mahallede oturan insanlar aynı bakkala aynı manava gitmemeye başladılar. Komşuluk bozuldu, arkadaşlıklar bozuldu, akrabalar bozuştu. Tarihimiz boyunca görülmemiş bi şey oldu, bu cepheleşme aşıkları bile ayırdı, iki siyasi görüş arasında kız alıp vermeler bile bitti.

*

(Kendisine vatan, gerisine vatan haini diyen, kendilerini müslüman, kendileri gibi düşünmeyenleri gavur ilan eden, ahaliyi bu iki temel hassasiyetle kandıran Menderes… Aynı günlerde, ahaliye çaktırmadan, Amerikan nükleer füzelerini vatan topraklarına monte ettiriyordu.)

*

Gına gelmişti.
Orantısız zeka devreye girdi.

*

“Radyo İstasyonlarından Ajans Haberlerini ve Partizanca Neşriyatı Dinlemeyenler Derneği” kuruldu!

*

Genç okurlar ironi yaptığımı düşünüp, inanmakta güçlük çekebilirler ama… Avukat Bedri Çalışkur, Altınay Onat Aydınlı ve Fehmi Demirtaş isimli vatandaşlar tarafından resmen kuruldu.

*

Basın toplantısı düzenlediler.
“Radyo neşriyatından mağdur olan vatandaşlara bir teselli kaynağı olmaya çalışacağız, devletin radyosu gayesinden ayrıldı, partizanca neşriyatı şiar edindi, radyodan partizanlığın kaldırıldığı gün derneğimizi feshedeceğiz, üye kayıtlarına yarın başlıyoruz” dediler.

*

1 Aralık 1958’de kuruldular.
Ertesi sabah…
2 Aralık 1958’de kapatıldılar!

*

Demokrasiden bahsederken mangalda kül bırakmayan demokrat parti, bir gün bile tahammül edemedi… Derneğin merkezi, avukat Bedri Çalışkur’un Galata’daki yazıhanesiydi, anında mühürlendi. İstanbul valisinin emriyle yazıhanenin kapısına polis dikildi, giriş çıkış yasaklandı. Derneğin kurucuları derhal savcılığa sevkedildi, haklarında derhal dava açıldı. İstanbul valisinin derneği kapatma kararı, güç gösterisi yaparcasına, radyodan okundu. “Derneği kuran şahısların kasıt ve niyetleri, suç mahiyetinde görülerek, Cumhuriyet Müddeiumumiliğine tevdi olunmuştur, merkez telakki ettikleri yer, polis tarafından kapatılmak suretiyle menedilmiştir” denildi.

*

Yandaş radyoyu dinlememek suç olmuştu!

*

Rıdvan Dilmen üzerinden başlatılan popçulu-topçulu kampanya, masum bir demokratik tercih beyanı değildir.
Mübarek kavramlarımızı kullanarak “vatan için, İstiklal Savaşı için var mısın?” diye dayatmak, vatan cephesi kopyasıdır.

*

“Hayır, hayır, hayır” demezsek, özgür Türkiye’yi filan boşver, yandaş televizyonları seyretmeme özgürlüğümüz bile kalmaz, gerçek budur.

YILMAZ ÖZDİL

Yazının Devamı

SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER