Asikurtlar©

Vaka-i Puşide-i Siyah!

Vaka-i Puşide-i Siyah!
30 Nisan 2016 - 9:12 'de eklendi ve 4143 kez görüntülendi.

 

 

İnşaatında Hacivat’la Karagöz çalışmıştı.
Emir Sultan Hazretlerinin tavsiyesiyle, Yıldırım Beyazıt Han tarafından Niğbolu Zaferi’nin adağı olarak yaptırılmıştı.
20 camiye bedel olarak tasarlanmıştı. 20 kubbesiyle, bugün bile Türkiye’nin en geniş kapalı ibadet mekânıydı;

Haçlıların başında Kutsal Roma İmparatoru Sigismund, ön saflarında bugün hala 104 ülkeyle diplomatik teması bulunan Rodos Şövalyeleri vardı.
Fransızlar, Almanlar, Macarlar, Felemenkler, Belçikalılar, İngilizler, İsviçreliler, İskoçyalılar, İspanyollar ve Bohemyalılar 150 bin kişiyle saldırmıştı.
Haçlıların asıl hedefi, Yıldırım’ın kuşattığı İstanbul’du.
Yıldırım, düşmanı sarayında beklememiş, onları karşılamak için kuzeybatı yönünde 600 km. yol almıştı.

Savaş bu sefer, biraz daha karmaşık bir Turan taktiğiyle kazanılmış, Sigismund kaçmıştı.
Savunma içinde hücum, hücum içinde savunma, savunma içinde sahte ricat, ricatın içinde yine hücum vardı. Şövalyeler, Akıncılar karşısında zayıf kalmıştı.
Türk Sultanı, esir düşen Burgonya dükü “Korkusuz Jean”ı serbest bırakırken onu şöyle azarlamıştı:
“Yine gelin, yine gelin de yeni zaferler kazanalım!”

Niğbolu’nun zafer takı sayılan Ulu Cami’nin Mimarı Ali Neccar’dı.
Minberini, Abdülaziz oğlu Mehmet, 6666 ayeti temsilen üzerine güneş sistemini nakşederek yapmıştı.
Mehmet usta minberi, 6666 parçadan yaparken ahşabı tek bir çiviyle bile yaralamamıştı.
İlk namazı Emir Sultan kıldırmış; Somuncu baba, Fatiha’yı yedinci dereceden tefsir ettikten sonra üç kapısından aynı anda çıkmıştı!
Bursa’nın tapusu, Türk-İslam sanatının Selçuklu’dan Osmanlı’ya geçiş dönemi harikasıydı.
Ünlü “Vav”ının önünde Hızır Aleyhisselam namaz kılmıştı.

23 Hattat görmüş camideki muhteşem levhalar, dünyanın gözünü almıştı.
İslam dünyasının en makbul beşinci cami-i salâsı, “müminlerin miracı”nın seccade-i alasıydı! Ne depremler, nice yangınlar görmüştü Ulucami… Yanmadı, yıkılmadı, mihrabı seccadesinden ayrılmadı.
Tehdit vardı; ama Yunan işgalinde bile kapısına bir tek palikarya bomba koymadı.
Bursa düştüğünde Ankara’da meclis kürsüsüne “Puşide-i Siyah” (kara örtü) bağlanmış; mebuslar, gözyaşları içinde yemine durmuştu:

Bursa, artık ehli salip elindeki “Kudüs”tü!.. Mebusların hepsi birer Selahaddin Eyyubi olmuştu!
“Bursa ya bizim ya da bizim olacaktı!”
Dün bir “ihvan-ı puşide-i siyah” Bursa’da Ulu Cami’yi bombaladı!
Burgonyalı mıydı Bohemyalı mı bilinmez; ama adı Sultan’dı, Şanlı Urfa Suruç nüfusuna kayıtlıydı.
Allah, tabii ki onu da elif gibi yaratmıştı, ama şimdi başına kamuflaj puşisi, karnına cinayet poşeti bağlamış, ihanete gebe kalmıştı!
Hedefine doğru yürürken ayağı sürçtü, bomba karnında patladı. Kafası, nice mübarek meyyitler görmüş tarihi teneşirin yanına titrek bir mim gibi yuvarlandı.

Kolu bacağıyla lamelif oldu; gövdesi, talik bir ayın gibi yere yapıştı; öylece kalakaldı!
Dün, bir “ihvan-ı puşide-i siyah” bizim Ulucami’yi bombaladı.
Eceli mi gelmişti? Yüreği cehennem olup, kanını mı kaynatmıştı? Haçlılar aklını mı almıştı? Bilinmez!..
Halep’ten mi yoksa Şamdan mı gelmişti tam anlaşılmadı! Biletini almış; otobüse atlamış, soluğu Bursa’da almıştı.
Dört gün kimbilir nerede kalmış, ne keşifler yapmıştı?

Bu nasıl bir emniyet bu ne biçim muhafazaydı?..
Elinde çantası, belinde bombası, başında at kuyruklu siyah “puşi”si vardı.
İşte bu da bir “puşide-i siyah” vak’asıydı.!
Kara dul muydu, kuru dal mıydı, amansız bir aşk acısı mıydı?..
Hasta mıydı, deli miydi manyak mıydı bilinmez!..
Dün bir “ihvan-ı zül puşide-i siyah” bizim Ulu camiyi bombaladı.
Derdi bambaşka bir şuuraltı patlaması mıydı, elti zımbırtısı, kaynana dırdırı mıydı anlaşılmadı!..

Sultan, Ebrehe’nin yalnız fili gibi kendi başına Bursa’ya vardı. İki üç gün Bakırcılar, Uzunçarşı… Şöyle bir turaladı!
Yüreğinde bir parça iman olsa yapmazdı!
Sonra caminin batı kapısına doğru yürüdü ve…
Berzah âlemi büyük bir patlamayla sarsıldı; Sultan Beyazıt, tahtından inip; av köşküne kapandı. Emir
Sultan salavat getirip minberin kenarına yaslandı. İkisi de ağır yaralıydı.
Somuncu Baba somunları fırınından çıkardı. Hacivat’la Karagöz tepe üstü iskeleden yuvarlandı!
“Eceli gelen kara köpeğe” kurban olsunlar…
Dün kendini “mücahide” sanan bir mikrop, memleketin kanına karışıp tarihin kalbine doğru usulca sokuldu.
Sonra da “puşisini” burnuna doğru çekip, teneşir mahfilini ortaladı!
Ondan geriye kalanlar, şimdi “siyah bir poşet”e dolduruldu.
Dün bir “ihvan-ı zül puşide-i siyah” güpegündüz, bizim Ulu camiyi bombaladı!..

Şükrü Alnıaçık

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER