Asikurtlar©

Ulusçuluk, Milliyetçilik, Irkçılık ve Hainlik!

Ulusçuluk, Milliyetçilik, Irkçılık ve Hainlik!
13 Haziran 2016 - 9:32 'de eklendi ve 4155 kez görüntülendi.

 

 

 

“Ulus”un “oluş” fiilinden türediği iddia edilmiştir. Bu durumda Ulus, Tarihi olayların meydana getirdiği yeni bir oluşum, adeta yeni bir “Tarihi Millet” örneğidir.
Ancak Tarihi milletlerin ortaya çıkmasında şu sorunun net bir şekilde cevaplanması gerekir:
Söz konusu millet, hangi tarihi dönemde, hangi tarihi olaylar sonucunda teşekkül etmiştir?
Misak-ı Milli’ye ve Lozan’a göre Türk Milleti veya Türk Ulusu, adına ne derseniz deyin, Osmanlı asırları içinde teşekkül etmiştir.

Ama bizim ulusçulara sorarsanız, Osmanlı Tarihi o kadar da “içinden çıkılacak” bir şey değildir. Yani her şey Cumhuriyetle başlatılmalıdır!
Oysa Cumhuriyet bürokrasisinin “Milli” eğitime tabi tutarak: “Siz Türk’sünüz; ayrı bir kimlik aramayın” dediği insanlar, Osmanlı asırları içinde yaşadıkları fetih, iskân, savaş, göç gibi Tarihi olaylarla edindikleri milli mensubiyet duygusuyla Cumhuriyete intikal etmiş Müslim majoriteye mensup insanlardır.
Bu nüfusun içinde % 20 oranında da olsa ana dili Türkçe olmayanların bulunması, Anadolu ve Rumeli’de omurgası Oğuz
Türkleri olan yeni bir “Tarihi Millet”in oluştuğunu gösterir.
Rusların, 1960’larda, SSCB sınırları içinde yaşayan milyonlarca “Turani”den sadece Ahıska Türklerini 35.000 rakamıyla “Türk” kabul etmelerinin sebebi budur.
Çünkü Tarihi Milletler, sadece folklor ve antropolojiyle değil, tarihi olayların kendilerine kazandırdığı siyasi duruş ve tavırlarıyla da diğer milletlerden ayrılırlar.

Ruslar, SSCB’ye askerlik yapan Kırgızları, Özbekleri veya Kazakları Türk kabul etmezken, Osmanlı’dan esir aldıkları Ahıska Türklerini “Türk” olarak kabul etmişlerdir.
Balkanlarda Boşnakların “Türk oldukları” için Sırplar tarafından katliama tabi tutulmaları, daha “dinsel” bir algılama olmakla birlikte etnik kökenin ve dil farkının “Tarihi Millet”in oluşumuna engel olmadığını göstermesi bakımından önemlidir.
Osmanlıların Bizans’la yaptığı savaşlar Türkmenleri, Haçlı Savaşları Arnavutları, Osmanlı-Avusturya Savaşları
Boşnakları, İran Savaşları Kürtleri ve Bazı Arapları, Uzun Osmanlı-Rus Savaşları, Tatarları, Kafkas halklarını, Çerkezleri, Lazları ve Gürcüleri, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığına doğru sürüklemiş ve onları “Türk” kimliğinde birleştirmiştir.
Osmanlı Devleti’nin kuran, bu tarihi meydana getiren ve koskoca imparatorluğu 600 yıl sırtında taşıyan, dilini “divan dili” yapan % 80’lik çoğunluk, azınlığın yerel dilini konuşamayacağına göre bu etnik gruplar, Türkçe konuşacak ve Türk olacaklardır.
Anayasa “Türkiye Cumhuriyeti’ne vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkes Türk’tür” dediğine göre: “Türklüğünü reddedenin” vatandaşlıktan çıkarılması ve sınır dışı edilmesi mantıklı bir korunma yoludur.

Türkiye’de ulus kelimesinin önce kavramsal bir fark aranmaksızın “Millet”in yerine ikame edilmesi, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının yeni bir “Tarihi Millet”e dönüşmesi şeklinde yorumlanabilir.
1924 Anayasasının “Türk” kimliği için yaptığı “vatandaşlık esaslı” tanım da buna uygundu.
Ne var ki “Ulus” ve “Ulusçuluk” kelimelerine, zamanla Milliyetçiliğe farklı bir alternatif kılmak amacıyla çeşitli kavramsal nüanslar yüklendi.

Türk Ulusunun 1923’te kurulan Cumhuriyetle “oluştuğu” ön kabulünden hareketle, Türk tarihini binlerce yıl kısaltan bu yaklaşım, geçici bir ideolojik savrulmadan ibaretti.
Milliyetçiliğin kavramsal vecibelerini inkâr şeklinde başlayan bu çaba, “ulusçuları” iki önemli sorumluluktan da uzaklaştırıyordu:
Bunlardan birincisi, Türk milli Ülküsü olan “Turan” diğeri de Osmanlı mirası fikirler ve kültürel değerlerdi.
En azından Balkanlarda Kafkasya’da, Musul Kerkük, Azerbaycan ve Orta Asya’da kalan soydaşlarla ilgilenmek, kültürel bağları muhafaza etmekti.
Cumhuriyet döneminde Türk aydınlarının, Türk Dünyasıyla ve Osmanlı kültür çevresiyle ilgilenmeye başlaması 3 Mayıs 1944’te uç veren bir “Türkçü muhalefet” olarak ortaya çıktı ve 1960’larda “Milliyetçi Hareket”e dönüştü.
Bu, milletin bürokrasinin “ulusçuluk” tercihinden kurtulup, Milliyetçilikle yeniden buluşmasıydı.

1960’lara gelindiğinde ise “Halkçılık”tan bir farkı kalmamış olan “Ulusçuluk” artık, Sosyalist Enternasyonal üyesi olan CHP’nin Milliyetçiliğe karşı sahaya sürdüğü bir antitezdi.
Lozan Antlaşmasına göre Türkiye’de sadece gayrimüslimler azınlık statüsündedir. Bu durumu çoğunluğu teşkil eden
Müslüman nüfusun, devletin kurucu antlaşma ve anayasalarında “Türk” kabul edildiğini gösterir.
Bu siyasi, hukuksal, kültürel ve tarihi tanıma uygun olarak yapılan Milliyetçiliğin daha çok fiziki çağrışımlar yapan ırkçılıkla bir ilgisi yoktur.
Buna göre:
1- Etnik ayırımcılık, mesela Kürt Milliyetçiliği Anayasal suçtur.
2- Türk Milliyetçiliği, anayasal bir haktır ve etnikçiliği tahrik eden bir suç değildir.
3- “Türkçülük Kürtçülüğü tahrik ediyor” diyen, Profesör de olsa; hain değilse cahildir.
Şükrü Alnıaçık

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER