Asikurtlar©

Ülkücüydü Çünkü…

Ülkücüydü Çünkü…
21 Mayıs 2016 - 9:39 'de eklendi ve 6038 kez görüntülendi.

 

 

Üç arkadaş, iş bulmak umuduyla yurtdışına çıktılar. Havaalanında yakalandılar. Malı tarlayı satmış; bütün paralarını bu işe yatırmışlardı.
Sınır dışı edilmeden önce akıllarına son bir çare geldi, birbirlerine bakıştılar.
İçlerinden biri: “Gelin mülteci olalım, ben gizli Ermeni’yim derim, sen Süryani olursun. Devleti satarız; bu adamlar da ne isterse onu yaparız!” dedi.
İlk ikisi önce aralarında anlaştılar. Sonra da ihanete doğru yola çıktılar.
Üçüncüsü “ben aç kalırım vatanımı satmam” dedi, aynı uçakla geri döndü.
Ülkücüydü çünkü…
***
Üç arkadaş, balığa çıktılar, açıldıkça açıldılar. Birdenbire Yunan hücumbotunu başlarında buldular.
“No no no!.. Fisher… Hunter” diyecek oldular; küreklere asıldılar; ama beş dakika sonra yakalandılar.
Askerler, bizim balıkçıları güverteye aldılar; zincirle filikalara bağladılar. İngiliz yayın kuruluşu BBC’yi çağırdılar.
“IŞİD üyesiyiz, Türk hükümetinin emriyle insan kaçakçılığı yapıyoruz” demeleri halinde hemen salacaktılar!
İkisi kabul etti tam konuşmaya başlamışlardı ki üçüncüsü nereden öğrendiyse İngilizce bağırdı:
“No Islamic State, No human traffic!.. We are the fisher; Atatürk our father!..”
Tezgah anlaşılmış; basın mensupları dağılmış ama kurtuluş başka bahara kalmıştı.
Üçüncünün İngilizcesi öbürleri kadar iyi değildi ama kirli tezgahı bozmuş, devletini satmamıştı.
Ülkücüydü çünkü…
***
Üç arkadaş, bir mahalle kavgasından sonra ruhsatsız silah bulundurmak ve meskûn mahalde ateşli silah kullanmaktan tutuklandılar.
Yüreğine ve bileğine sağlam adamlardılar. İçeride birbirlerinden ayrılmadılar; ama normalde kurulması güç yeni dostluklar kurdular.
Yanlarına usulca sokulup: “Tahliyem yakın, dışarıda beni bul; işin hazır!” diyenler oldular.
Senelerce yattılar, ağır borçlar yaptılar. Birbirine yakın zamanlarda tahliye oldular. Evde çoluk çocuk perişan olmuş “ekmek” diye ağlıyordu.
Biri “beyaz kadın” işine bağlandı, diğeri perakendecilere “eroin” taşımaya başladı.
Üçüncüsü, çıkar çıkmaz PKK’lı bir torbacının ayağına basıp, handaki çay ocağı kapattı. Yanına nice kanlı katiller yaklaşamadılar.
Dertliler çözemedikleri işlerde ona danıştılar. Alacaklılar onu davalarına hakem yaptılar.
Kolpacılar vurdular, torbacılar öldürmeye çalıştılar; ama ona asla uyuşturucu sattıramadılar. Gençliğinde birkaç gün Ocağa girip çıkmıştı; kendisine sorarsınız:
“Ülkücü”ydü çünkü…
***
Üç arkadaş KPSS’yi kazanıp müfettiş yardımcısı oldular. Stajları bitti, değişik illere Maliye müfettişi olarak atandılar.
İlk zamanlar üçü de işlerine çok hassastılar. Ama bir süre sonra birbirine benzer olaylar yaşamaya başladılar.
Bazen bir mükellefin açığını yakalıyor; rüşvet teklifi alıyor, duymamış gibi davranıp tersliyorlardı.
Tecrübeliler ara sıra yanlarına yaklaşıp: “Geçin oğlum bu mülkiyeli ayaklarını… Bu zamanda ya AKP’li olacaksınız ya cemaatçi!” diyorlardı.
Zaten başka da kimsede denetlenecek para kalmamıştı…
Biri AKP’li oldu; terfi aldı. Diğeri cemaate yazıldı. Vergi yerine toplanan himmet paraları borsaya akıyor, imam borsa oynuyor, cemaat temettü topluyordu..
Resmi tüyolu kağıtlar kırışılıyor, temettüler bölüşülüyor, saadet zinciri, seçim zamanı partiye yapılan yardımlarla tamamlanıyordu.
Üçüncüsü, gördüğünü yazmaya devam etti. Sokakta her zamanki gibi başı dik yürüyordu. Sürüldü, kızağa çekildi, terfii elinden alındı, müdürlüğü çalındı.
Yalnız kaldı, ötekilere bakarsan aç kaldı, fakir kaldı; ama asla satın alınamadı.
Ülkücüydü çünkü…
***
Üç arkadaş, siyaset yapıyorlardı. Bir gün partilerine muhalif oldular. Seçim sonuçlarından rahatsızdılar. “Erken Kurultay” diye yola koyuldular.
Yılların biriktirdiği sorunları önlerine, kırk yıllık küskünleri yanlarına aldılar. Kısa sürede çığ gibi çoğaldılar.
Yanlarına her çeşit adam gelip gidiyordu. Tanıdıkları çoktu; ama hiç tanımadıkları da vardı.
Basın açıklamaları, toplantılar yaptılar. Önceleri hiç paraları yoktu.
Yanlarına sokulup: “Gelecek sizindir, iktidar yakındır; şu yüz yıllık inadı bırakın, istediğiniz yardımı alın” diyenler oluyordu.
Medyada büyük teveccüh vardı. Hiç ummadıkları bir ilgiyle karşılaşmışlardı. Belki de bilmedikleri bir şeyler vardı.
Sonunda kendilerini, tantanalı bir konutta buldular.
Büyükelçi: “Anlaşırsak yolunuz açılır!” diyordu.
Birincisi, “neden olmasın?” dedi. Ona göre “bu tabloyu değiştirmek için şeytanla bile işbirliği yapılırdı!..”
İkincisi: “Biraz durun, adamı biraz deşelim niyeti anlar çıkarız, sonra lazım olur” diyordu.
Üçüncüsü, elini kaldırdı, tersini çevirdi; yüzünü azdırdı; uzatmamak için “NO!..” diye bağırdı.
Sonra hışımla oradan ayrıldı.
Ülkücüydü çünkü…
***
Bu memlekette bir insana Mars’ı arpalık da verseniz, Venüs’ü telli duvaklı gelin de etseniz, eğer ona vatanını, milletini, ülkesini ve partisini sattıramıyorsanız, şaşırmayın, endişelenmeyin ve sadece gülümseyin!..
Ülkücüdür çünkü…

Şükrü Alnıaçık

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER