Asikurtlar©

Ülkücülük ve Benzeri Hareketler!

Ülkücülük ve Benzeri Hareketler!
10 Haziran 2016 - 9:33 'de eklendi ve 4207 kez görüntülendi.

 

 

 

Ülküdaşlık, teşkilat yöneticiliği ve siyasetçi kimliği, birbirinden farklı rolleri, statüleri ve sorumlulukları ifade etmektedir.
Bazı yöneticilerin rolleri esnasında sevilmemesi ise neredeyse bir mecburiyettir.
Sosyal hayattaki hâkimler gibi siyasetteki “disiplinciler” pek sevilmezler mesela…
Oysa şanlı bir zafere ulaşmak için bazen çamurlu sahalarda yat emrine uymak, bazen de dikenli zeminlerde sürünmek gerekir.

Şen şakrak, mütebessim bir yüzle ancak balerin, dansöz veya en iyi ihtimalle folklorcu yetiştirebilirsiniz!
Bugün övündüğümüz kahramanlıkların pek çoğunu askeri eğitime ve disipline borçluyuz. Tarihte demokratik özgürlüklerle ve idari gevşekliklerle kazanılmış bir zaferimiz yoktur.
Seçmene lazım olan tebessümle, teşkilata lazım olan disiplin aynı suratta taban tutmaz. Tebânın ahlakı düzgün olursa, beyin ilahlaşmasına da gerek kalmaz.

Yöneticiyi yönetilenlere mesafeli kılan faktörün “yöneticinin nefsi” mi yoksa samimiyeti kötüye kullanan “yönetilenin nefsi” mi olduğu henüz tam olarak anlaşılamamıştır.
Belki de “müşteri daima haklıdır” kuralı burada da geçerli olmuştur.
Oysa siyaset, hele de Ülkücü siyaset, asla ikbal satılıp, itaat alınan bir ticaret değildir.
Teşkilatın, her zaman şikâyetçi olduğumuz iletişim kopukluğunda, yönetenle yönetilen arasında bir mesafenin oluşmasında, zamanın Ülkücüler üzerindeki yıpratıcı etkisi belirleyici olmuştur.

Mesela ben ilk acemilik zamanlarımda genç arkadaşlara odamın kapısını sonuna kadar açtım. Bunun bir ihtiyaç ve eksiklik olduğunu düşünüyordum.
Gelin görün ki zamanla bunun pek çok tehlikeye gebe olduğunu anladım.
Mesela, mezunu olduğum okulun terör örgütünün hâkimiyetine geçmesine ramak kala yaşanan bayrak olayına müdahil oldum.

Sonra görev değişikliği sırasında bazı tatsızlıklar yaşanmış. Sahip çıkmadık diye bize darılanlar olmuş.
Kavganın alaca karanlığında yanlarında olduğum, sabaha karşı acil serviste arayıp bulduğum, birlikte kavgaya girmeyi göze aldığım halde sevgi ve saygı kaybolmuş.
Bir gün, bir baktım; Facebook’ta benim için:
“DTCF teşkilatında görev yapmamıştır!” diyen resimli bir paylaşım…

Ülkücüyü yalancı durumuna düşürmek, Ülküdaşlarının kalbinden silmek için atılan bir iftira… Bir nevi ucuz ve lanetli bir Ülkücü katilliği!..
Bizim dönemden bir kişi de çıkıp: “Ne diyorsunuz kardeşim siz?.. Şükrü dört yıl aralıksız görev yapmış iki kardeşimizden biridir!..” (Diğeri Kadirli’li Hüseyin Yavuz’dur.) demedi.
Gençler de bu ahmakça yapılmış “yalancı” tanımına asla uymayan Şükrü hocalarıyla ilgili tanıklıklarını asla dile getirmedi.

Küsmedik, gücenmedik; ama bu kadarını hiç beklemiyorduk, kırıldık!..
En kısa özetini verdiğimiz bu olay, 4 yılda yaşadıklarımızın sadece bir tanesi…
İyi niyetle yapılan pek çok iş karşısında gördüğümüz mukabeleden tabii ki dersimizi aldık.
Yöneticilerin yönetilenlere neden biraz mesafeli durduğunu anladık.
“Sevgide serbestiyet – saygıda mecburiyet” kuralı henüz oturmamış; bunun farkına vardık.
1980’de Ankara’ya ilk geldiğimde çeşitli teşkilat evlerine misafir olur, ev sakinlerinden kaçaklara kadar pek çok Ülküdaşımla tanışırdım.

“Arkadaş genel merkezden” dedikleri zaman ayağa kalkardım. Kalktığıma hiç de pişman olmazdım.
Çünkü tanıdıklarım içinde Başbuğun “vasıflı Türk” tanımına en uygun davrananlar onlardı.
Üzerlerinde Ülkücü hareketin kalbinde yaşamanın vakarı, beyninde bulunmanın sorumluluğu vardı.
Bugün de tanıdığım genel merkez yöneticilerinin pek çoğunda aynı duygu ve duruş mevcuttur.
Milliyetçi hareket, bu Ülkücü duruşu, Devlet Bahçeli’nin bugüne kadar ideolojik ve siyasi rüzgârlar karşısındaki direnişine borçludur.

Bizim de “Ülkücülükle, Ülkücülüğe benzer hareketleri birbirinden ayrı tutmamızın” sebebi budur.
Genel Merkez, yaşanan parti içi çekişmelerde yapılan saldırılarla yaralanmıştır.
Haklı ve samimi eleştirilerin arasına bazen nefis, bazen de yabancılar girmiş; en tepeden başlayarak herkes için yalanlar söylenmiş, iftiralar atılmıştır.
Solda katiller bile birbirini överek adam sınıfına sokarken, nice değerli Ülkücü, kardeşinin nefis kurşunuyla vurulmuştur.

Daha dün MHP’nin geçmişi ve geleceği zerre kadar umurunda olmayan ve yurt dışında yaşayan bir ulusalcının yaptığı “Devlet Bahçeli Ermeni, MİT ajanı” iftirasının altında “Ülkücü” görünümlü bazı şaşkınlar, siyasi gündeme bağlanarak “beğen” butonuna tıklamışlardır.
Tıklamışlardır ve farkında olmadan 78 model bir Aydınlık tezgâhçısı kadar alçalmışlardır.
Aşağıdan yukarıya doğru atılan her çığlığı, Ülkücü bir seda gibi görmek, ahmaklıktır!
MHP Genel Merkezi, birkaç yıllığına değil, ezelden ebede kadar Ülkücü hareketin karargâhı, Türklüğün son kalesidir.
Bu kaleyi gönüllerde yıkmaya, Ülkücü hareketin bedenini, yüreğinden soğutmaya, bizi bölüp parçalamaya kimsenin gücü yetmeyecektir!
Şükrü Alnıaçık

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER