Asikurtlar©

Ülkücülük Teşkilattır!

Ülkücülük Teşkilattır!
06 Nisan 2016 - 9:32 'de eklendi ve 4092 kez görüntülendi.

 

 

Heyecanı seviyoruz. Heyecanı seveni de seviyoruz. Böyle olunca da bazen tedbiri elden bırakıp kendimizden geçiyoruz.
Soruyu, sündürerek tekrarlayalım: “Teşkilatsız Ülkücülük var mıdır? Teşkilat harici
Ülkücü faaliyet olur mu?” Cevabı basit ve nettir:
“Olmaz kardeşim!..”

Ülkücülük, içine girince her şeyi unutturan bir hobi bahçesi değildir.
Ülkücülerin “Allah’a, Kuran’a, bayrağa, vatana ve millete” karşı sorumlulukları olduğu kadar birbirlerine karşı da sorumlulukları vardır.
Bu sorumluluk bağını kuran ise teşkilattır. “Ülkücüyüz artık tamam” diyerek başına buyruk iş yapamazsınız!

Teşkilat, sadece hedefe ulaşmak için gerekli olan güç birliğini temin etmez. Aynı zamanda mensuplarındaki bireysel hataları en aza indirgemek için ortak bir çalışma disiplini de getirir. Bu disipline tabi olanlar bireysel hatalardan uzaklaşırlar.
Teşkilat disiplini içinde yapılan işlerde hata bulunsa bile bu hata, hiyerarşik katmanlara bölünerek teşkilatın tamamı tarafından paylaşılır.

Çalışmayı yapan, maddi veya manevi bir zarara uğrarsa teşkilat, bu zararı karşılar.
Şehit düşene sahip çıkar. Hapse düşenin yardımına koşar. Hasta veya sakat kalana elinden geldiğince bakar, maddi zarar varsa bunu tazmin eder.

Bu yüzden de bir Ülkücü’nün iyi niyetle bile olsa teşkilatsız yaptığı işin sorumluluğu teşkilata ait olmaz.
“12 Eylül’de bir sürü Ülkücü içeri düştü, işinden oldu, istikbalinden oldu, neden teşkilat sahip çıkmadı” diyenler olabilir. Onun da cevabı vardır:
“Teşkilat mı kalmıştı kardeşim?”

12 Eylül bizi dağıttı ve hala toparlanmakla meşgulüz artık bunu herkes anlamalı…
Anlamalı ve birbirinin gözünü oymaktan uzaklaşmalı…
Özellikle içinde bulunduğumuz iletişim çağında “Ülkücülük” sıfatını öne çıkaran ve tüm camiayı bağlayan faaliyetlerin “teşkilat” denetimi altında yapılması önemli bir zorunluluktur.

Teşkilat, şahısların, Ülkücülerin umumi kuvvetini ve şöhretini kullanmasına izin vermez; vermemelidir.
Ülkücülerin düşmanı çoktur. Küçük bir hatayla yaşanabilecek olaylar ölümcül olabileceği için teşkilatın eylem konusundaki hassasiyeti son derecede önemlidir.
Bir olaydan sonra teşkilat yöneticilerine “neden mahkemesine girmediniz” veya “neden hastanede ziyaret etmediniz” diyebilmek için olayın teşkilat emriyle gerçekleşmiş olması gerekir.
Teşkilatsız yapılan eylemleri onaylamanın birinci mahzuru, genç ve delikanlı pek çok Ülkücüyü bu yönde teşvik ederek yeni olaylara sebebiyet vermektir.

Teşkilatın böyle bir çatışma kararı ve bu yönde bir hazırlığı olmadığı halde teşkilatın bütün birimlerini muhtemel bir rövanş saldırısıyla karşı karşıya bırakmak, Ülkücü sorumluluk duygusuyla bağdaşmaz.
Bu işin yiğitlikle filan bir ilgisi yoktur. Her Ülkücü birbirinden yiğittir, ayrıca ispat gerekmez.
Teşkilat, yetkili kurullarda alınan karar doğrultusunda hiyerarşik bir disiplin içinde yeni bir mücadele konseptinde karar kılarsa Ülkücü o zaman gereğini yapar; dağa da çıkar…
“İcabında 50 yıl dağda da gezer!”

O gün emre uyup dağa çıkmak ne kadar Ülkücülükse bugün emre uyup, sokağın karanlığından uzak durmak da o kadar Ülkücülüktür.
O gün savaştan kaçmak ne kadar yanlışsa bugün meşru faaliyet yürüten bir teşkilatın adını silahlı mücadeleye karıştırmak da o kadar yanlıştır.
Sokakların karanlığı şuradan bellidir ki; iktidardaki rakip parti, temsilcisi olduğunuz siyasi partiyi halkın gözünden düşürmek için size bir istihbarat tuzağı kurabilir. Önce bir şöhret olarak tüm ülkeye tanıtıp, ondan sonra kirli bir işi sizin üzerinize yıkabilir.

Geçmişte bunun örneklerinden biri M. Ali Ağca’dır. Kendisi İpekçi cinayetiyle Ülkücü bir eylemci gibi tanıtılmış; sonra da gitmiş 2 Milyar Hıristiyan’ın “babasını” vurmuştur.
“Bozkurtlar”ın 1980’lerde Avrupa’da çektiği sıkıntılarda Papa suikastinin rolü büyüktür.
Üstelik Ağca’nın, Papa olayını, Bulgar istihbaratı üzerinden Moskova’ya fatura etmesinin derin bir
CIA operasyonu olduğu da sonradan ortaya çıkmıştır.
Varşova Paktındaki çözülmenin Papa’nın memleketi olan Polonya’dan başlaması tesadüf değildir.
“Kızıllar Papa’yı bile öldürmeye kalkacak kadar zalimleşti; artık bu işe bir son vermek gerekir” düşüncesi, Katolik Polonya’dan başlayarak tüm Doğu Bloğunda etkili olmuştur.
Konuyu, illere, okullara ve mahalle aralarına kadar yaydığımız zaman bu tür “karanlık” olayların yüzlerce örneği ile karşılaşırız.

Sokaklar bu yüzden karanlıktır, Ülkücünün faaliyet alanı bu yüzden teşkilatının emir ve onaylarıyla sınırlı olmalıdır.
Başbuğ’a ait olan: “Dalından kopan yaprağın akıbetini rüzgâr tayin eder” sözü unutulmamalıdır.
Aslına bakarsanız, kermesteki çöreğin tuzundan, dağdaki tüfeğin barutuna kadar Ülkücünün yapacağı her türlü harekette teşkilat bizatihi Ülkücülük…
Ülkücülük teşkilattır!
Şükrü Alnıaçık

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER