Asikurtlar©

“Ülkücülük” Narası Atan Şerefsizler

“Ülkücülük” Narası Atan Şerefsizler
23 Ocak 2017 - 20:24 'de eklendi ve 5482 kez görüntülendi.

Solcuların, komünist köpeklerin ve PKK’lı piçlerin, ülkücü düşmanlığını hepiniz bilirsiniz…

1970 yıllardan bu yana ülkücüye neler yapıldığını ve 1980 yıllarında Türkiye’nin belirli bölgelerinde son derece özel işkence merkezleri oluşturulduğunu da duymuşsunuz ve bilirsiniz…
..de ben, size tarihten bir kaç örnek vereyim…

*

Mesela, BBP’nin rahmetli Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu, Ankara Mamak Askeri Cezaevi içindeki C- 5’de bir aydan daha uzun süre işkence gördü. O dönemde insanlık rafa kaldırılmıştı. “Vicdan” kelimesi defterden silinmişti…

Mesela, ülkücü Bekir Bağ, 1980 Yılının Ekim ayında Ankara Mamak Askeri Cezaevi içindeki C-5’teki işkencehanede öldürüldü. “Kendini astı” denilip gömüldü…

Mesela, 1980 Yılı’nda Aydın Demirkol ve Mehmet Kazgan isimli “sağcı” gençler, Malatya Emniyet Müdürlüğü’nde yapılan işkenceler sonucu hayatını kaybetti…

Mesela, Hasan Alemlioğlu (1980) ve Hüseyin Kurumahmutoğlu (1986) Ankara Mamak Askeri Cezaevi’nde işkence sonucu hayatını kaybedenler arasındaydı…

Mesela, Ankara’daki “sağ görüşlüler” gözaltına alındıktan sonra gözleri bağlanıp, Emniyet Müdürlüğü’ne götürülüyorlardı. Ayakları iki yana açılıp, elleri ile duvara dayanıyorlardı. Sırtlarına da hayvan gibi isimleri yazılıyordu…
Ardından, “sorgucu” içeri giriyor, sırtlarındaki isimlere bakarak, işlence yapacağı kişiyi alıp götürüyordu…
Darp ve hakaret son derece normal uygulamalardı. Falakaya yatırılıyorlardı, Filistin Askısı’na asılıyorlardı…
Erkeklik organından elektrik veriliyordu. Olmadı, cop sokuluyordu…
Bütün bu eziyetlere direnenlerin anneleri, eşleri, kız çocukları emniyete getiriliyordu. Gözlerinin önünde çırılçıplak soyuluyordu. İnsanlık dışı uygulamalardaki bu en son noktaya direnebilen olmuyordu. Bütün suçlamalar kabul ediliyordu…

Mesela, Bedii Tan…
1982’nin Temmuz ayı. “Oruç serbest” dediler. Sahura kalkmak yok, iftar saat 20’den sonraydı. Bu “oruç tutma” mesajıydı. Bedii Tan oruç tuttu. Betonda, üstümüz çıplak halde dünyanın idmanını yaptırıyorlar. Bedii’nin orucunun farkına vardılar. Kanalizasyon kapağını kaldırdılar, avuçla pislik yedirdiler. Bedii dayak yedi, yatağa düştü. Gardiyan çağırdı, kafasından bir bidon soğuk su boşalttılar. Yere yığıldı. Kalkması emredildi, güçlükle kalktı. Kalkmasıyla beraber, gardiyan bir tekvando hareketiyle dönüş yaptı ve botunun tabanını Bedii Tan’ın göğsüne indirdi. Adamcağız kafa üstü yere düştü. Yerde yatan Bedii Bey’in karnına bastılar. Bağırsakları ve böbreği patladı. Bedii Bey, 33 No’lu koğuşa girdikten 33 gün sonra öldü…

Mesela, Felat Cemiloğlu’na ceza veriliyor ve tek ayak üstünde, duvar dibinde duruyor… Bir süre sonra yoruluyor ve ayağı yere düşüyor…
Yeni suçu: “Emre itaatsizlik”
Cezası: Duvarın dibindeki kanalizasyon kapağını kaldırıyorlar ve bir avuç bok aldırıp yemesi isteniyor…
Sonra ağzındaki bokla, “hazır ola geç” diyerek öylece durduruyorlar…
Kıpırdamak yok, temizlemek yok, yere tükürmek yok…

Mesela, Yılma Durak…

12 Eylül 1980 öncesi “Doğu’nun Başbuğu” olarak anılan bir isimdi…
İhtilalin ardından İstanbul Harbiye’deki işkence merkezine götürüldü. Orada günlerce akıl almaz işkenceler gördü. Pek çok kemiği kırıldı, bütün vücudu alçıya alındı…
Yılma Durak, Ankara 1 Numaralı Askeri Mahkemesi’nde bu işkenceleri anlatırken ağlamaya başladı. Hıçkırıkları mikrofondan bütün salonda yankılanıyordu. Hakim Albay Vural Özenirler araya girdi:

Buyurun, oturun, biraz dinlenin. Eğer konuşamayacak durumdaysanız, sorgunuzu daha sonra yaparız.

Yılma Durak, güçlükle “hayır” diyebildi. Bir müddet daha hıçkırarak ağladıktan sonra dudaklarından şu kelimeler döküldü:

Bana “Sen erkekliğinden oldun, ama seni zevkten mahrum etmeyeceğiz” dediler. Cop soktular. Salonun içine sanki yıldırım düştü. O salonda “tutuklu” olarak bulunan herkes, benzeri işkenceleri yaşamıştı. O günlere geri dönüp yaşadıklarını bir defa daha hatırladılar. Diğer tutuklularla birlikte arka tarafta bulunan tutuklu yakınları bağırmaya başladılar:

 

ulkucu-iskence

“Allahsızlar, vicdansızlar, katiller…”

Öylesine bir tepki ortaya çıktı ki, Jandarmalar salonda hakimiyeti sağlayamaz oldu. Duruşmaya ara verilmek zorunda kalındı…

Mesela, Dev-Yol, Dev- Sol ve MHP davalarında çok daha fazla sanık yargılandı; çok ağır cezalar istendi…

MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası’nın 587 sanığı vardı. Askeri Savcı Nurettin Soyer, sanıkların 220’sinin idam cezasına çarptırılmasını istiyordu…

İdamı istenenlerin arasında Başbakan Yardımcılığı yapmış olan rahmetli başbuğumuz Alparslan Türkeş de bulunuyordu. O gün haklarında idam istenen Agah Oktay Güner, Yaşar Okuyan, Namık Kemal Zeybek, Sadi Somuncuoğlu gibi isimler, serbest bırakıldıktan sonra çeşitli partilerden siyasete girdiler ve bakanlık koltuğuna kadar yükseldiler. Gazeteci Taha Akyol da 12 Eylül yönetiminin idamını istediği isimler arasında yer alıyordu…

Mesela, o dönemin MSP Genel Başkanı rahmetli Necmettin Erbakan ve arkadaşlarını da yargıladı. Ancak, en ağır darbeyi yiyen rahmeti başbuğumuz Alparslan Türkeş ve arkadaşlarıydı…

MHP’nin 40 kişilik Genel İdare Kurulu’ndan 16’sının idamı isteniyordu. Ancak, ortada bir gariplik vardı. Emekli binbaşı İhsan Karaçan, ihtilalden önce MHP’nin GİK üyesiydi. Üstelik, her toplantıda son derece ağır ve tahrik kokan konuşmalar yapıyor, “Bu komünistleri yok etmek, temizlemek lazım” türünden sözler söylüyordu. Buna rağmen adı iddianamede bile yoktu. Tanık olarak dahi hakim karşısına çıkmadı. Geçmişte MSP’de de Tokat Milletvekilliği yapan İhsan Karaçan sırra kadem basmıştı!..

Asker kökenli ve tahrikçi bu siyasetçi hakkında hiçbir işlem yapılmadı…

Mesela, Hikmet Tekin…

1970’li yılların gençlik liderlerinden birisidir ülkücü Himmet Tekin…
Ülkücü hareketin gözü pek ve inançlı neferleri arasında yer almış, mücadelelerde hep ön safta rol oynamıştır…

1977 seçimlerinde 27 yaşında memleketi Bingöl’den Belediye Başkanlığına aday olmuş ve “imkansız” denileni başararak, genç yaşına rağmen Bingöl halkının teveccühünü kazanmış ve doğu vilayetlerinde MHP’nin ilk Belediye Başkanı olmuştu…

Belediye Başkanı olduktan sonra bir ramazan ayında -12 Ağustos 1979 tarihinde- gitmiş oldukları iftardan Bingöl’e dönerken, içinde annesi ve kardeşinin bulunduğu araç, Bingöl Genç yolu üzerinde komünist köpekler tarafından taranarak şehit edilmişti…

Mesela, Mustafa Pehlivanoğu…

Balgat’ta, 10 Ağustos 1978 gecesi, teravih vakti, mahalledeki 5 kahvehane, kimliği belirsiz kişilerce tabancalarla tarandı, 5 kişi yaşamını yitirdi. Tarihe ‘Balgat katliamı’ olarak geçen bu olayda, sol görüşlülere ait üç kahvehanede 3, ülkücülere ait iki kahvehanede de 2 kişi yaşamını yitirdi. Olaydan sonra operasyona başlayan polis, 3 kilometre uzakta, Ülkücülerin yoğun olarak oturduğu Karapınar Mahallesi’ne baskın düzenledi ve bir grup genci gözaltına aldı. Gözaltına alınanlar arasında, 22 yaşındaki Mustafa Pehlivanoğlu da vardı. İşlemediği bir suç nedeniyle defalarca işkence yapılan Ülkücü Mustafa Pehlivanoğlu, 12 Eylül 1980 askerî darbesinden önce yapılan yargılama sonunda idam cezasına çarptırıldı…
2 yıl kadar hapis yatan Mustafa Pehlivanoğlu ile aynı davadan yargılanan İsa Armağan, yatmakta oldukları ve çok sıkı korunan Mamak Askerî Cezaevi’nden kaçtılar. Planları yurtdışına kaçmaktı. Ancak aynı günlerde 12 Eylül darbesi yapıldı ve sıkıyönetim ilan edildi. Mustafa Pehlivanoğlu ile İsa Armağan, 18 Ağustos 1980’de Kütahya’da saklandıkları bağ evinde yakalanarak tekrar cezaevine kondular ve işkenceler yeniden başladı…
7 Ekim 1980 tarihinde idamı onaylanan Mustafa Pehlivanoğlu, 7 Ekim’i 8 Ekim’e bağlayan gece yarısından sonra Mamak Cezaevi’nde asıldı ve Ankara Karşıyaka Mezarlığı’na gömüldü…
Ailesi idamı ancak infazdan 3 gün sonra çocuklarını ziyarete geldiklerinde öğrenebildi…

mustafa-pehlivanoglu-babasi

 

Mesela, Dursun Özkuzu…

Solcu öğrenciler Erkek Teknik Yüksek Öğretmen Okulu (ETYÖO)’nu basarak, okulu işgal ettiler ve ülkücü Dursun Özkuzu’yu yakaladılar…

dursun-onkuzu

Dönemin komünist militanları kurdukları “halk mahkemesi”nde yargılayarak, ülkücü Dursun Önkuzu’nun işkence ile öldürülmesine karar verdiler ve 3 gün boyunca işkence yaptılar…
Ülkücü Dursun Önkuzu, bisiklet pompasıyla ciğerlerine hava basmaya varan ağır işkencelerin ardından 23 Kasım 1970 günü, “henüz ölmemiş olabilir” düşüncesiyle okulun dördüncü katından aşağıya atarak şehit ettiler…

*

İnsan yazarken, hangisinin hikayesini yazsam diye şaşırıyor…
İnsanın tüyleri diken diken oluyor, yüreği parçalanıyor…

Şaşılmayacak gibi değil zaten…
İnsan olanın, tüyleri diken diken olmayacak, yüreği parçalanmayacak gibi de değil zaten…

Dile kolay; vatan ve millet uğruna beşbin ülkücü şehit…

Vatan ve millet uğruna verilen beşbin ülkücü şehidi ve terörle mücadelede verilen kırkbinden fazla şehidi unutarak, solcuların, PKK’lı piçlerin ve komünist köpeklerin safına geçmiş “ülkücüyüm” diyen bazıları şimdi gazel okumasın…

 

altinok

 

Ahde vefa bilmez sizler kişisel çıkarınızın peşine düşmüşsünüz için şimdi ne yaptığımızı bilmiyorsunuz!..

Ahde veda bilmez sizler gaflete düştüğünüz için solcuların, PKK’lı piçlerin ve komünist köpeklerin safında ne aradığınızı idrak edemiyorsunuz…

Sizler, eline polis, asker ve sivil kanı bulaşmış terör örgütlerinin söylem ve flamaları altında şuursuzca “vatanseverlik” naraları atabilirsiniz!..

Fakat böyle hassas bir dönemde biz, rahmetlik Başbuğumuzu öven, Atsız atamın yazılarından ve 9 Işık’tan paylaşım yapan, ülkücüyü ve ülkücülüğü yeni hatırlayıp, MHP’ye ve Sayın Devlet Bahçeli Beye saldıran, solcuların, PKK’lı piçlerin, komünist köpeklerin; kısacası: “ülkücülük” narası atan şerefsizlerin ne yapmaya çalıştığını çok iyi biliyoruz!..

Cengiz KORKMAZ

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER