SON DAKİKA

Söz Konusu Olan Vatanın

Gündem Yazıları

BİZİM BRÜTÜS

KÖŞE YAZILARI

Ülkücü Uyanıklık Şuuru

Bu haber 15 Şubat 2014 - 9:35 'de eklendi ve 4 kez görüntülendi.

Şükrü Alnıaçık

Medya üçkâğıtçıları ve milli yıkım senaristleri kimi kandıramazlar? Ülkücüleri kandıramazlar… Sebebi, Ülkücülerdeki sürekli uyanıklık halidir. Her bir Ülkücü, kendi başına derin devlettir.

Ülkücüler, sadece liderleri kontrol edilerek tanzim edilebilir, yönlendirebilir ve kandırabilirler. Liderleri de Ülkücü ve sağlıklı olduğu sürece böyle bir tehlike de yoktur.

1980’le 87 arasında güçlü bir teşkilattan yoksun bırakılan Ülkücülerin teşkilat sorunlarını bizzat içinde bulunarak yaşadığımdan beri MHP’nin Ocaktan yetişmiş Ülkücülerin yönetiminde olması için dua ediyor, bu uğurda kendimce çaba harcıyorum. Bunun ilk sebebi, ülkemizin “yeminli uyanıklığa” duyduğu ihtiyaçtır. İkinci sebebi ise MHP’nin yeminle yetişmiş, milli duygularını menfaatlerinden üstün tutan, satmayan ve satılmayan Ülkücülere muhtaç bulunmasıdır.

Türk siyasi tarihinde merkezi bir örgütlenmeyi başarabilmiş üç “yeminli uyanık unsur” vardır:

1- Harbiyeliler,

2- Mülkiyeliler,

3- Ülkücüler…

Yazlık sinemada, 10 X 20 ebadındaki beyaz perdede başroldeki genç kızı dağa kaldıran Erol Taş’ın 5 metre çapındaki kafasına “iki el saydıran” bir toplumda bu uyanık unsurların ne kadar ağır bir sorumluluk yüklendiğini izah etmeye gerek bile yoktur.

Kurtlar Vadisinde Çakır ölünce gıyabi cenaze namazı kılanları da unutmadık.

Yine geçen gün Muhteşem Yüzyıl’da Şehzade Mustafa’nın öldürülmesinden sonra yaşanan maskaralıklar da bir toplumsal zaafımızı bir kez daha ortaya koymuştur. Çabuk kandırılıyoruz!..

Az okuyan, az sorgulayan, entelektüel yönü zayıf, toplu hücum yönü kuvvetli bir toplum olarak yaşadığımız yıllardan fazla da uzaklaşmış değiliz. Türkiye’de 1920’lerde okur-yazar ve kentli nüfus oranı % 15 civarındaydı. Bu yüzden de mesela 1944’te yürekli Milliyetçi başkaldırı, 1946’daki ithal demokrasi şuurundan daha etkili bir uyanışı başlattı.

Nihal Atsız, Necip Fazıl Kısakürek, Osman Yüksel Serdengeçti, Galip Erdem gibi şuuru erken açılmış damarlı şahsiyetler, Harbiye’yle Mülkiye’nin kesiştiği noktada Alparslan Türkeş’le buluşmamış olsaydı; Türk Milleti muhtemelen “Ülkücü uyanıklık şuuru”ndan da mahrum kalacaktı.

Ülkücüler, hiçbir zaman Harbiyeliler ve Mülkiyeliler gibi devlet imkânlarına sahip olamadılar. MHP ile ulaşmaya çalıştıkları siyasi gücü, 45 yıl boyunca sadece 3 yıl 3 ay kısmi ve denetimli olarak tahsil edilebildiler. Ancak Ülkücüleri diğer iki unsurdan farklı kılan avantaj, onların gönüllü ve 7/24 kesintisiz uyanık olmasıydı.

40 yıllık yetişmiş bir Ülkücünün, fikir, şuur ve istikrarını, istihbarat subaylarında ve hariciye bürokratlarında bile bulmak son derecede güçtür. Malzeme ve bilgi az olduğu halde Ülkücüdeki “müstahfaza” (koruyuculuk) istikrarını diğer vatandaşlarda bulmak son derecede güçtür.

Atilla İlhan, Banu Avar gibi Türk solcularında veya Erdal Sarızeybek, Osman Pamukoğlu gibi siyasete huruç etmiş Harbiyelilerde Ülkücülerinkine benzer bir fikir fedailiği sezilebilir. Ancak bu gruplardaki milli hizmet kalitesi, örgütlü ve merkeziyetçi bir kurumsallaşmanın sağladığı avantajlardan uzaktır.

Başbakan dâhil herkesin, özellikle de son günlerde yandaş darbeleriyle sarsılan cemaatin Ülkücülere karşı günah çıkarma yarışına girişmelerinin sebebi, işte bu eşsiz diğergamlık ve uyanıklık halidir.

Cibilliyetsiz ve milli gusülden yoksun eyyamcılar ve cehennem ateşine yakın yaşayan hırsızlar, “Kızıl Elma” tohumlarının heybelerinde taşıma şerefine nail olamazlar.

Devlet aklından ve siyasi umurdan yoksun beyinler, bazen batıdan, bazen doğudan, bazen okyanus ötesinden bazen de içerideki intikam kriptolarından gelen rüzgârlarla sağa sola savrulurken Ülkücüler, cihangir bir şehzade gibi sürekli sabit, sürekli ayakta, sürekli uyanık ve berrak bir dimağla iktidar olacakları güne hazırlanmaktadırlar.

Bizim iki gündür ülkenin tarih seyircilerini sallayan Şehzade Mustafa olayından alacağımız ders, kendimizi boğdurmadan tahta çıkacağımız günü beklemek, kendi sancağımızı adaletle yönetmek, halkın ve askerin bize olan sevgisinin 500 yıllık yeni hüsranlarla karşılıksız kalmasına mani olmaktır.

Kızıl Elma, bizim Turan ülkesinde yetiştireceğimiz Nizam-ı Âlem meyvesidir.

Hiç şüpheniz olmasın…

Kızıl Elmanın tohumlarının yanmadan, bozulmadan, küflenmeden, yarınlara taşınacağı yegâne ortam, şuurlu Ülkücülerin gönül heybesidir.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.