SON DAKİKA

Plastik Top Gibi

Gündem Yazıları

Ülkücü MHP’de Olur

Bu haber 28 Ocak 2017 - 16:59 'de eklendi ve 42 kez görüntülendi.

Ülkücülüğün nişanesi, hem Ocaklı hem de MHP’li Türk milliyetçisi olmaktır. Rahmetli Başbuğumuz Alparslan Türkeş, vaktiyle aramızda yer alıp da başka siyasi oluşumlara kapılananlar için hâlâ “Ülkücü” sıfatını kullananları uyarmış, “Ülkücü MHP’de olur.” diyerek bir gerçeğe işaret etmiştir.

 

BİR zamanlar Ülkü Ocaklarında, partide görev yapıp sonradan kendilerine başka yol çizen bazı bedbahtların, hem Ülkü Ocaklarını hem de MHP’yi hedefe koydukları, bununla da yetinmeyip harekete istikamet tayin etme cüretinde bulundukları görülmektedir.

Bugün Ülkü Ocaklarının ve MHP’nin durduğu yerde durmayanlar, çeşitli gerekçelerle camiamızın iki temel kurumunu eleştirenler, ocakta ve partide görev alan Ülkücülere ağıza alınmayacak ifadelerle saldıranlar, hareketimizi bir arada tutan maşeri vicdandan uzaklaşmışlardır.

“OCAKLIYIM, partiliyim.” diyerek dışarıdan ocağa ve partiye saldıranlar; kendi ailesini ve yuvasını taşa tutan mirasyediler, nankör evlatlar gibidir. Buna karşılık camiamız da onları evlatlıktan reddetmiştir. Ülkücü Harekete merbutiyetlerini çoktan yitirmiş bu gibilerin, camiamızla münasebetleri, Ülkücülükle alakaları kalmamıştır. Birilerine acı gelse de bu, şaşmaz bir hakikattir. MHP ve Ülkücü Hareket, siyaset denizinde rotasından sapmadan ilerlerken beyhude ağırlık yapan safraları ve içi boş fıçıları bırakıp yoluna devam etme kararlılığındadır.

Ülkücüler, içinde yaşadığımız toplumun önemli bir parçasıdır. Toplumsal özelliklerimizin çoğunu onlarda da görmek mümkündür. Bununla birlikte Ülkücüleri toplumun öteki kesimlerinden tefrik eden karakteristik hususiyetler vardır.

Ülkücüler; kamu vicdanından daha yüksek bir maşeri vicdana bağlı, toplumun genel geçer kurallarından daha üstün değerler manzumesine riayetkâr idealistlerdir.

Ülkücüleri bir araya getiren, müşterek değerler manzumesidir. Bir arada tutansa maşeri vicdandır. Geniş düşünce ve inanç ufuklarının parlak ışıklarını yansıtan ortak değerler, maşeri vicdanın sonsuzluğa açılan penceresinden girer, onların engin ruh dünyasını aydınlatır.

Kolektif vicdan, içinde iman pınarları barındırır. Kaynağı Orhun’da bulunan o pınarların suyunu kana kana içenler; Ülkücü olmanın bilincine varır, sonsuzluğun sırrına erişir. Ülkücü; bu pınardan içtiği, bu kaynaktan beslendiği sürece ilahi bir sermesti, mukaddes bir vecit hâlinde hayat sürer.

Ülkücülüğün mayasında sadakat, ahde vefa, güven, yardımseverlik yoldaşını bırakıp kaçmama, onların hataları üzerinden menfaat sağlamama, Ülküdaşlarının ayıp ve kusurlarını ortaya dökerek kendine paye çıkarmama, onların dertleriyle hemdert olma gibi faziletler vardır. Bunlar yok olduğunda maya bozulmuş veya Ülkücülüğü yansıtan karakteristik özellikler birtakım dış faktörlerin etkisinde değişime uğramış demektir.

Ülkücülüğün sürmesi, insanın Ülkücü kalması, maşeri vicdanla rabıtanın devamı hâlinde mümkündür.

Çünkü maşeri vicdan, dünyevi ihtirasların baskısını azaltan; kişisel farklılıkları, insani zaafları bir potada eriterek Orhun Nehri’nin ebedî yatağına akıtan bir sosyalleşme vasıtasıdır.

Maşeri vicdanın besleyip donattığı Ülkücüler, sosyal dokuyu meydana getiren unsurları bir arada tutar ve kaynaşmış bir bütün hâline getirir.

Maşeri vicdandan kopmayan Ülkücüler; güçlü sosyal bir varlık olarak yükselmekle kalmaz, toplumsal barış ve esenliğin sigortası olurlar.

Ondan sıyrılanlarsa yerçekiminden uzaklaşmış varlıklar gibi, insanlık âleminin çıkar girdabına yuvarlanır, evrenin kara deliklerinde kaybolurlar.

Maşeri vicdanın çekim gücü, etkisi nispetindedir. Ülkücü Hareketin yarım asrı bulan kutlu mücadelesinin biriktirdiği güçlü ve üstün sinerjiyle hâsıl olan kolektif vicdan, bütün harici tesirlere rağmen bugüne kadar camiamızı bir arada tutmuştur.

Ülkücü Hareketin ismeti, namusu ve şerefi; halis Ülkücülerin karakterinde tebellür ve tecessüm etmiştir.

Davranışlarını ve hayat tarzını kolektif vicdanın tayin ettiği Ülkücülük; insanın heybetini, izzetini ve cesaretini arttırır. Bu sayede Ülkücü, kendi şahsiyetinden çok mensup olduğu camianın karakteristik özelliklerine bürünerek olduğundan mücessem ve müessir görünür. Çevresine tesiri ve yansıttığı ışık da o ölçüde güçlüdür.

Yani Ülkücü Harekette keramet kişide değil, hareketin ve onun fikirlerinin büyüklüğündedir. Ülkücülüğün insana kattığı şeref ve haysiyet, kazandırdığı maharet ve meziyet, harekete bağlılıkla doğru orantılıdır. O bakımdan, Ülkücülüğün ayırt edici özellikleri arasında mensubiyet şuuru başta gelmektedir.

Ülkücü, şerefini ve izzetini; davasına, camiasına ve harekete olan merbutiyetinden alır.

Bu, elbette Ülkücü olmayanın şerefsiz haysiyetsiz olmadığı anlamına gelmez.

Ancak Ülkücü olmanın insana kattığı şeref ve haysiyet, kendine özgüdür. Bu; şaşmaz bir bağlılık, doğruluk, diğerkâmlık, Ülküdaşına asla çamur atmayan ve ona mutlaka güven duygusu taşıyan bir dayanışma ruhu icap ettirir.

Başka öğreti ve ideolojilerde veya siyasi anlayışlarda da şeref ve haysiyetin ölçüsünü, kendi dinamikleri belirler.

Mensubiyet şuurunun sorgulandığı yerde şahsi kaygıların, dünyevi iştiha ve arzuların peşinde koşmanın, başka güç odakları ve kesimlerce sunulan vaatlerin baştan çıkarıcı kokusunun izlerine rastlanmıştır.

Nefislerine yenilenler, başka çekim güçlerinin etkisi altında kalarak bağlılıklarını sorgulamaya başlayanlar, camiamızdan kopmuşlardır.

Çeşitli gerekçelerle maşeri vicdandan kendini soyutlayanların çoğu zamanla hüsran ve pişmanlık yaşamışlar, girdikleri çıkmazdan kurtulmak için hamle yaptıklarındaysa artık Ülkücü Hareketle doku uyuşmazlığına düştüklerini yeisle görmüşlerdir. Bunun neticesinde, kendilerine ahlak dışı savunma mekanizmaları oluşturmuşlar, hizipler ve küçük çıkar grupları kurmaya veya bunlara katılmaya teşebbüs etmişlerdir.

Diğer taraftan, her ideolojik ve siyasi hareketin olduğu gibi, Ülkücü Hareketin de önemli sembolleri vardır.

Birtakım benzetme, kıyas ve analizler; bu sembollere verilen değer, gösterilen itibar üzerinden ortaya konur. Bu simgeler, aynı zamanda Ülkücü Harekete mensubiyetin de miyarıdır.

Mesela Ülkücüler için Ülkü Ocakları en hayati sembollerden biridir. Ocaklı olmak, Ülkü Ocağından diplomalı olmak, bütün Ülkücüler için iftihar vesilesidir. Ülkücüler, Ülkü Ocaklarından yetişmiş olmaya doktora yapmaktan, akademik kariyerden daha büyük önem ve değer atfederler.

Çünkü Ocak; onlar için aile yuvası, okul ve fikir mahfilidir. Kemali, terbiyeyi, adabımuaşereti, sevgiyi saygıyı, millete bağlılığı, ihanet etmemeyi, millî değerler uğrunda yardan anadan serden geçmeyi orada öğrenirler. Hamken pişer, sonra da yanarlar.

Ülkü Ocaklı olmak, Ülkücüler için mensubiyet şuurunun, bağlılığın zirvesidir.

Ülkücülük bir sıfattır ama hususiyet kadar mensubiyeti de ortaya koyan bir sıfattır.

Hususiyetle mensubiyet bir arada değilse Ülkücülük tamama ermemiş, Ülkücü kemal bulmamış demektir.

Aynı şekilde Milliyetçi Hareket Partisi de Ülkücü camianın siyaset platformundaki temsilcisi olarak bağlılığın bir başka kalesi ve ölçüsüdür.

MHP’li olmak, Ülkücü Harekete bağlılığın da göstergesidir.

MHP’li olmak, Ülkücülükle eşdeğerdedir.

Ülkücüler birer Türk milliyetçisidir.

Ülkücülüğün nişanesi, hem Ocaklı hem de MHP’li Türk milliyetçisi olmaktır.

Rahmetli Başbuğumuz Alparslan Türkeş, vaktiyle aramızda yer alıp da başka siyasi oluşumlara kapılananlar için hâlâ “Ülkücü” sıfatını kullananları uyarmış, “Ülkücü MHP’de olur.” diyerek bir gerçeğe işaret etmiştir.

Ülkü Ocaklarında ve MHP’de görev yapmış bazı isimlerin, daha sonra camiamızdan koparak başka siyasi ve ideolojik teşekküller meydana getirdiği herkesin malumudur.

Bir zamanlar Ülkü Ocaklarında, partide görev yapıp sonradan kendilerine başka yol çizen bazı bedbahtların, hem Ülkü Ocaklarını hem de MHP’yi hedefe koydukları, bununla da yetinmeyip harekete istikamet tayin etme cüretinde bulundukları görülmektedir.

Bugün Ülkü Ocaklarının ve MHP’nin durduğu yerde durmayanlar, çeşitli gerekçelerle camiamızın iki temel kurumunu eleştirenler, ocakta ve partide görev alan Ülkücülere ağıza alınmayacak ifadelerle saldıranlar, hareketimizi bir arada tutan maşeri vicdandan uzaklaşmışlardır.

Bu büyük ihanetin fütursuzca sergilenmesinin iki büyük sebebi vardır:

Birincisi, sözünü ettiğimiz doku uyuşmazlığı; ikincisi de vaktiyle Ocakta ve MHP’de ifa ettikleri görevlerde isim yapanların; bunu kendi meziyetlerine bağlamaları, kerameti kendilerinde görmeleridir.

Bunlar; edindikleri mahdut fikir birikimini, hareketin zenginliğine değil, kendi dehalarına(!) bağlamaktadır. Yanılgılarının temelinde de duçar oldukları düşünce kısırlığı, öngörüsüzlük, basiretsizlik ve kifayetsizlik gibi illetler yatmaktadır.

“Ocaklıyım, partiliyim.” diyerek dışarıdan ocağa ve partiye saldıranlar; kendi ailesini ve yuvasını taşa tutan mirasyediler, nankör evlatlar gibidir. Buna karşılık camiamız da onları evlatlıktan reddetmiştir.

Ülkücü Harekete merbutiyetlerini çoktan yitirmiş bu gibilerin, camiamızla münasebetleri, Ülkücülükle alakaları kalmamıştır. Ülkücü Hareketin dışında yol arayanların da camiamızla bağı kopmuştur. Birilerine acı gelse de bu, şaşmaz bir hakikattir.

Milliyetçi-Ülkücü Hareketin vazgeçilmez kurumlarını ve kaynağını milletimizden alan kutsal değerlerini unutup yok sayanların, ailenin geleceğiyle ilgili fikir serdetmeye hakları da kalmamıştır.

Ülkücülüğün ve Ülkücülerin adresi bellidir.

Kendilerine verilen üst düzey görev ve sorumlulukları yerine getirmeyip affedilmez kusurlarını setretmek için sudan bahanelere sığınanlar ise davamızın sırtına yük olmaktan başka işe yaramamışlardır.

Binlerce şehit veren, en ağır badirelerden geçip bugünlere ulaşan kutlu bir davanın kanla, alın teriyle, zahmet ve mihnetle yoğurulmuş nimetlerinden yararlanarak geldikleri mevkilerde liyakatsizlik gösterenler, kendi yetersizlik ve zavallılıklarına kılıf aramakla sadece daha da küçülmüşlerdir.

MHP ve Ülkücü Hareket, siyaset denizinde rotasından sapmadan ilerlerken beyhude ağırlık yapan safraları ve içi boş fıçıları bırakıp yoluna devam etme kararlılığındadır.

SEMİH YALÇIN

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.